Tarih Yazar, Modernleşme Bozar

Mehmet Sinan Birdal’ın, Kutsal Roma İmparatorluğu ve Osmanlı: Küresel Emperyal İktidardan Mutlakıyetçi Devletlere kitabı İletişim Yayınları’ndan çıktı

Tarih Yazar, Modernleşme Bozar
Uluslararası ilişkiler teorileri, var oluşundan itibaren devletleri ve gelişen/değişen süreçler doğrultusunda aralarındaki ilişkileri; devlet sistemlerini, “denge”lerini açıklamaya çalışıyor. Bu doğrultuda birçok teori olduğu gibi hepsinin yönteminin, amacının ve sonucunun da farklı olduğunu biliyoruz.

Mehmet Sinan Birdal’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı Kutsal Roma İmparatorluğu ve Osmanlı: Küresel Emperyal İktidardan Mutlakıyetçi Devletlere ise, tıpkı uluslararası ilişkiler teorileri gibi, iki devletin karşılaştırması üzerinden sürekliliklerin ve değişimlerin analizini yapıyor, ancak malzemesini tarihten alıyor. Böylece akademik anlamda oldukça girift bir konuyu somut örnek ve karşılaştırmalarla hem daha olgusal hale getiriyor, hem de günümüz devletler sistemi ve ilişkileri için daha anlaşılır ve açıklayıcı bir altyapıyla sunuyor. Zira kendisi de, onu bu çalışmaya iten sebebin “uluslararası ilişkiler teorisinin tarihdışı yaklaşımından duyduğu memnuniyetsizlik” olduğunu belirtiyor ve uluslararası ilişkiler disiplininin teorik ve ampirik bakımdan geliştirilebileceğini gösteriyor.

Sinan Birdal çalışmasında, emperyal amaçları açısından benzerlikler gösteren tarihin iki büyük imparatorluğunu, Kutsal Roma ile Osmanlı İmparatorluğu’nu karşılaştırıyor. Bu karşılaştırmada temel amaç, cihan hâkimiyeti sağlamaya çalışan iki hanedanın erken modern dönemde dönüşen devletler sistemine, yani teritoryal sınırlar esasına dayalı mutlakıyetçi devletler mefhumuna nasıl uyum sağladıklarını anlamak üzerine kurulu. Kitapta bu doğrultuda farklı iktidar biçimlerinin bir devletin dış siyaset performansını ve devletler sistemine hâkim olan siyasi birimi nasıl belirlediği inceleniyor.



Birdal çalışma boyunca, kendi teorik bakış açısında yeni gerçekçi (neo-realist) sistem teorisine mesafeli duruyor ve bu teoriye 1980’lerde yöneltilen eleştirileri temel hareket noktası olarak ele aldığını vurguluyor; ayrıca yeni gerçekçi teoriye karşı konstrüktivist bakış açısından bir çerçeve çizmeye çalışırken, bu yaklaşımın da eksik yönlerini ortaya koymaktan geri kalmıyor. Bu bağlamda ilk olarak kitabın teorik çerçevesi verildikten sonra, devletlerin oluşumunu imparatorluklar ve mutlakıyetçi rejimler bağlamında inceleyen literatür okuyucuya sunuluyor. Bu ayrı devlet türlerinin temel özellikleri olan yönetim ve vergi sistemleri, dış siyaset ve siyasî meşruiyet anlayışları ve bu bağlamda gerçekleşen dönüşümler, kurumsal göstergeler ışığında ele alınıyor. Devam eden bölümde, tarih sosyolojisi literatüründe hayati önem taşıyan ve fakat ihmal edilmiş olan kurumların rasyonelleşmesi inceleniyor. Sonrasında karşılaştırmalı olarak Kutsal Roma ve Osmanlı hukuk gelenekleri üzerinde duruluyor. Son iki bölümde ise, tüm bu argümanlar çerçevesinde Kutsal Roma ve Osmanlı imparatorluklarındaki değişim dört başlık altında olgusal olarak inceleniyor.

Bu çalışmada Birdal’ın temel argümanı, “Bir devletin sahip olduğu maddi kaynaklar devletler sistemindeki gücünü belirlese de kaynakların etkili bir şekilde kullanımı için bunların kurumlar tarafından siyasetçilerin erişimine sunulması gerekir” şeklinde. Bu doğrultuda, Birdal başlı başına netameli bir süreç olan modernleşmede bazı devletlerin sorunlar yaşadığını ortaya koyuyor. Ayrıca bu yönden bir okuma, günümüzün değişen koşulları ve küreselleşme bağlamında, genel okur ve öğrencilere devlet ilişkilerinin anlaşılması ve yorumlanabilmesi için yol gösteriyor.

Tüm bunlar çerçevesinde, Birdal’ın da tavsiyesine uyarak, büyük güçlerin başında bulunan siyasetçilerin ve özellikle de uluslararası ilişkiler bölümündeki öğrencilerin Şarlken ve Süleyman’ın yaşadıkları hayal kırıklıklarından çokça ders almaları dileğiyle…

Püren Mutlutürk Meral

 
Yandex.Metrica