Tarkan mı, Sezen mi, Aydın mı?

a
a
Cumartesi, 04 Eylül 2010 - 05:00

Ben ‘Sanatçı’nın ‘evet’ diyenini severim! Aydınlar, sanatçılar bir toplumun ‘eşik bekçileri’dir. Fikir önderleri. Sevenleri, karar vermeleri gerektiği zaman onlardan esinlenir. Başbakanın sanatçılarla sabah kahvaltısı projesi neydi? Ünlülerle buluşup kamuoyunun ilgisini çekmek, onlara şirin gözüküp aynı safta imiş izlenimi uyandırarak taraftar toplamak. O zaman geçerli bulunan yeterlilikleri, karşı çıkıldığında “Sen sanatını yap, sen çalgını çal, sen şarkını söyle, bilmediğin işlere karışma” hoyratlığına dönüşüyor! AKP’nin samimiyet testinden sınıfta kaldığını ben biliyorum da bilmeyenler şaşıyor. Tarkan’a “Sen şarkını söyle, yoksa ben şarkı söylerim” diyen Çevre Bakanı, çevreden ve arkeolojiden anlamadığını da Allinoi Antik Kenti’nin sıcak sulu havuzlarına “Orası basit bir kaplıca” değerlendirmesi yaparak gösterdi zaten. Bu, anladığı konu. Ya bir de anlamadığı konuda, müzikte şarkı söylemeye kalkarsa ne tür bir felaket olur? Arkeologların kazmak için yıllarını verdiği, sponsorların para akıttığı bir yer, bir kaç yıllık ömrü olan bir HES yüzünden sular altında kalacak diye vicdanı sızlamayan bir bürokrat, Çevre Bakanı olarak doğaya, sanata, tarihe göstermesi gereken duyarlı tavır yerine, baskıcı, alaycı, üstten bakan tavır sergilerken hiç rahatsız olmuyor!

‘Evet’çilerin gerekçesi

‘Evet’ diyeceğini açıklayan Sezen Aksu’lar, Orhan Pamuk’lar el üstünde tutulurken “Hayır” diyeceğini bile açıklamamış, sadece kendi sitesinde “Yazık oluyor bu güzel antik kente” yazmış bir sanatçı, “Sen bilmediğin işe karışma” mantığıyla anaokulu öğrencisine bile gösterilmeyecek tavırla susturulmak isteniyor. Bu tavrı Adalet Ağaoğlu gibi “Evet” diyeceklerini açıklayan aydınlara ithaf ediyorum. Sezen Aksu’nun hangi ‘liberal’ arkadaşlarının dolduruşuna geldiği bence malum. Ama kimilerinin ‘Evet’çi tavrının altında şöyle bir akıl yürütme yatıyor: “AKP’nin her dediğine ‘Hayır’ diyen ulusalcı, statükocu CHP’li, Kemalist, alevi, cumhuriyetçi, Cumhuriyet Gazetesi okuru emekli öğretmen profilinden değilim. Bilgi birikimim Taraf ve Radikal okumaktan, Cihangir kafelerinde konuşmaktan geçiyor. Türbanı, Kürt ve Ermeni açılımını destekliyor, TSK’dan nefret ediyorum. Vatan, millet, bayrak, şehit söylemlerine gıcık oluyorum. Gencim, solcu gibi görünmeme rağmen aslında apolitik sayılırım, çaktırmayın, bu işlere de pek kafam basmıyor. Öyleyse EVET”. Ve kendisine aydın diyen bir çok kişi, sırf bu bakış açısı yüzünden anayasa değişikliği diye yutturulan yargı denetiminin kaldırılmak istenmesi oyununu görmek istemiyor, göremiyor. Hatta bu değişikliğin yargıyı demokratikleştireceğini düşünüyor. Bence bu iktidarın yaptığı en büyük günahtır bu hipnoz!

‘CİNSEL SAĞLIK GÜNÜ’ MÜ DEDİNİZ?

Hafta sonu diye gevşeyelim ve siyaset dışı konuşalım: Cinsellik. Fantezilerden değil, sağlıktan bahsedeceğiz, çünkü ilk kez kutlanacak bir gün söz konusu: Dünya Cinsel Sağlık Günü! WAS, yani Dünya Cinsel Sağlık Birliği’nce belirlenen ve bundan böyle her yıl 4 Eylül’de gerçekleşecek bu etkinliğin Türkiye’deki sorumlusu olarak Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Z. Sungur seçilmiş. Bir konuşmasını dinlemiş, çok etkilenip roman kahramanıma bu işi yaptırmıştım! Dr. Sungur’u bugün yapacağı konuşmada da dinlemek isterdim ama İstanbul’da değilim. İlginizi çekiyorsa Caddebostan Kültür Merkezi’nde 12-15.00 arasındaki etkinliğe katılabilirsiniz! Konu, ‘her türlü önyargı ve ayrımcılıktan arınmış bir yaklaşım içinde cinsel haklar ve cinsel sağlık”. Katılmak ve tartışmak serbest. Profesör kendine güveniyor ki her türlü provokasyona açık bir konuyu “Gelin tartışalım” diyor! Konuyu belirleyen WAS ise aynı etkinliği 5 kıtadaki 27 ülkede birden düzenliyor ve “Gelin konuşalım, nesillerarası bir tartışma olsun” diyor. Bence bu toplantı küçük bir kültür merkezinde değil, Fenerbahçe Stadı’nda yapılmalıydı, meraklısı o kadar çok olacaktır!