Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Tatilin sırası değil

Pazar, 08 Ağustos 2010 - 05:00

Sıcak ve nemden bunalıyoruz. Gidebilen mutlu, gidemeyenin gözü tatilde. Benim de. Ama küçük kaçamaklarla idare edip gitmiyorum. Referanduma kadar anlatmalı gerçekleri. YAŞ toplantılarında insanların nasıl hakkının yendiğini. Kimilerinin Silivri’de, Hasdal’da çile çektiklerini. Bugün Mustafa Balbay’ın doğum günü. Balbay, 50 yaşına basıyor. Balbay’a verilebilecek en güzel armağan özgürlüktür ama cezası yargılanmadan kesilmiş olmalı ki, bir buçuk yıldır yatıyor. Özgürlüğün kısıtlanması kadar önemli, YAŞ’ta terfi ettirilmeyenlerin bütün bir meslek kariyerinin bir kalemde silinip atılması. Balbay’ın duruşması 13 Ağustos’ta devam edecek. Silivri’de dinleyici sıraları neredeyse boş. Davaları kanıksadık. Dönüştürülmeyi kanıksadık. Kestim! Hadi güzel şeylerden bahsedelim!

Alaçatı bu yaz da birinci

Tatil deyince akla gelen en gözde yer olan Bodrum’un tahtını önce Çeşme salladı. Bir iki yıldır da Alaçatı. Aslında burası küçük bir kasaba. Doğası da bence çok güzel değil. Ama rüzgarı var ya rüzgarı! İşte Alaçatı’nın artıları ve eksileri o rüzgardan geliyor! O rüzgar yüzünden dağı tepesi yeşil değil. Denizde yüzerken karşınızda çıplak çıplak tepeler, ağaç niyetine rüzgar değirmenleri, beyaz, beton, elektrik üreten. O rüzgar yüzünden ağaç bitmezmiş, o rüzgar yüzünden maki bile yokmuş. E karşı kıyıda Chios’ta sakız ağaçları neden gür çıkmada öyleyse? Buradakileri vaktiyle kesmeselerdi burada da çıkmaz mıydı? Kasaba, bu rüzgardan mı neden, deniz kıyısında bile değil. Ama akıllı insanlar gelmiş buraya, CHP’li Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Aykut Mutlu. Ve denize arkasını dönmüş küçük kasabayı bir marina kente dönüştürme niyetiyle kolları sıvamışlar. İki üç yıl önce İstanbul’da kağıt üzerinde projeye bakıp konuşmuştuk. Port Alaçatı, şimdi hayata geçmiş, insanların yaşadığı, yeni açılan eğlence yerleri, lokantalarıyla bir Fransız tatil kenti görünümünde. Aykut Mutlu’yu çok eskiden tanırım. Heyecanı hiç kaybolmadı. Marinayı yaparken suyun tabanını nasıl kazıp derinleştirdiklerini, denizi, lagun gibi nasıl toprağın içine çektiklerini, konutları nasıl su kenarına yerleştirdiklerini anlatıyor. Bütün projeyi geziyoruz. Karadan arabayla, denizden tekneyle gelip evine girebilen buradaki mutlu azınlığın içinde Muhtar Kent bile var! Gece su kenarına dizili lokantalardan yansıyan görüntü, bana biraz Venedik, biraz Dubai’yi anımsatıyor. Mutfak cadısı arkadaşım Mariya da Küçükyalı ve Alaçatı Bahçe’den sonra 3. lokantasını, Mariya Port’u burada açtı. E kolay değil, birbirinden yakışıklı 3 oğluna bırakacak mekan lâzım. Duvar resimleri, mozaikleri, korint sütunları ile tabii Grek havası. Ama begonvilleri, çiçekleri ile bildiğimiz Mariya’nın bahçesi, ne ki biraz daha şık. Hoşgeldiniz içkisi pembe şampanya. Mönü, deniz ürünü ağırlıklı ama hepimizin bayıldığı kabak çiçeği dolması gibi Ege lezzetleri tabii ki var. Hele yeni şef Pascal’ın yaratıcı denemeleri cabası. Ama en büyük çekicilik delikanlılar! Oğlan annesi olmak da zor, haberiniz olsun.

Sakız'da bir şey yok!

İki günlük Alaçatı gezisinin bir gününe Sakız Adası sıkıştırıyorum. Sabah gidip akşam gelen motorla Kabataş’tan Büyükada’ya gitmek gibi, bir saat bile değil. Ama arabayla koylara gitmezseniz esprisi yok. Sakız merkez, Alaçatı, Çeşme’nin yanında öyle sönük, öyle köhne ki! Alaçatı kasabada da küçük bir tur atıyorum. Birbirinden şık, özgün butikler, lokantalar, küçük oteller açılmış. Koçlardan Çapalara, parası olan burada yer açıyor galiba. Ağustosla birlikte hareketlilik çoğalmış ama bu kez de müzik yasağı vurmuş geceleri. Bu yaz eleme maçları yüzünden futbolun erken başlaması futbolcuları kaçırmış. Onlar gidince onların peşindeki manken kızlarla, manken kızların peşindeki paralı playboylar da gitmiş. Bu hafta başlayacak uluslararası rüzgar sörfü yarışlarıyla Alaçatı daha da hareketlenir ve yazı birinci kapatır diyorum!