Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Tavuğun cücüğü ne zaman belli olur kardeş?

Pazar, 06 Haziran 2010 - 05:00

Hiç şüphe yok ki, Türk siyaset sahnesi Kılıçdaroğlu’nun gelişiyle epeyce renklendi.
Baksanıza herkeste bir ‘Ramiz Dayı’ edası. MHP’den Deniz Bölükbaşı ‘Tavuğun cücüğü güzün belli olur’ diyor. AKP’li bakan Recep Akdağ ‘Lafla peynir gemisi yürümez. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’ ifadelerini kullanıyor. TDH lideri Mustafa Sarıgül ‘Kardan adamın saltanatı güneşe kadar’ imasında bulunuyor.
İmalar, ‘Ezel’ dizisini aratmıyor. Ama sebep belli. Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçme şekli, kendisine bir meşruiyet sorunu yaşatıyor. Yaşatmaya da devam edecek gibi görünüyor.
İşte bu yüzden, Kılıçdaroğlu’nun fazla zaman kaybetmeden gücü elinde tuttuğunu ve tutmaya devam edeceğini göstermesi gerekiyor.
Ramiz Dayı boşuna ‘Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim, yolun başında kimdin, unutursun’ demiyor...

Hastayım bu sloganlara

Tamam, sigaraya karşı yürünür. ‘Sigara içmeyelim, içenlere ‘dur’ diyelim’ gibisinden ‘klişe’ sloganlara da müsamaha gösterilebilir. Ama ‘Bu yıl sigara endüstrisinin hedefi kadın. Kadınlarımızı sigaraya kurban vermeyelim’ ne demektir?
Bazı üniversite kampüslerinde ücretsiz sigara dağıtıldığından, bunun genç hanımlarımızın sağlığını önemli derecede etkilendiğinden bahsedilmiş yürüyüşte. Nasıl yani, bu sigaralar sadece hanım kızlarımıza mı dağıtılmaktadır?
Sonra birisi çıkıp ‘Kurtuluş Savaşı’nda bir metrekare toprak kurtarmak için binlerce şehit verdik. Gelin, bin insanımızı kurtarmak için hep beraber mücadele edelim’ şeklinde savaş çığlıkları atmaktadır. Offf, bu nasıl bir gazdır? Kadın ve sigara konusu nasıl olup da Kurtuluş Savaşı’na bağlanabilmiştir?
Ellerinde ‘Kadınlar Sigara İçmeyecek’ pankartları taşıyanlar, sigara endüstrisinin erkekleri kurban ettiğini, ama erkeklerin bunu anladığını ve sigarayı bıraktığını iddia etmektedir.
Bu yürüyüş, bu pankartlar, bu sloganlar hedef kitle kadınlar üzerinde ne kadar etkili olur bilemiyorum ama ‘Gün gelecek herkes görecek, Türkiye sigara içmeyecek’ sloganı bana fena halde ilköğretim kitaplarındaki özlü sözleri çağrıştırmaktadır.
Madem bir işe kalkışıyorsunuz, biraz yaratıcı olun, biraz çizgi dışına çıkın bari, inanın çok zor değil!

Haksız rekabete girer!

Olmuyor ama böyle. Zaten fazlasıyla güzel, uzun, ince, gösterişli ve frapanlar. Dırdır etmedikleri, talepkar olmadıkları gibi bir de üstüne ‘Eşim beni aldatırsa ayrılmam. Belki şaşıracaksınız ama ben bu konuda kıskanç değilim’ şeklinde açıklamalar falan yapıyorlar.
İkoncan Sırp gelin Ivana Sert’ten bahsediyorum.
Artık ‘Ne kadınlar var’ desinler diye mi, ‘tribünlere oynama kaygısı’ndan mı bu kelamları ediyor, yoksa gerçekten ‘erkeğini anlamaya çalışan, yumuşak başlı, anlayışlı kadın’ mı, orası belli değil...
Ama sonuçta bütün çabalarının ‘mükemmel kadın’ profili çizme gayreti olduğu kesin(!)... Kesin olmayan şey ise bunu kaç kişinin böyle görebildiği. Kaç erkeğin diye mi sormalıydım yoksa?

Bizimle başlar bizimle biter tarih

Dünya alem duydu artık, Hasankeyf’te on bin yıllık bir tarihi, Ilısu barajı uğruna suya gömecekler.
Şimdilerde, evleri baraj suları altında kalacak olan Ilısu köylülerini yeni yerlerine taşımaya hazırlanıyorlarmış. TOKİ’nin yaptığı yeni konutlar, bu aydan itibaren sahiplerine teslim edilecekmiş.
Ne mutlu ki(!), TOKİ, bu ‘yeni’ yerleşim alanında Hasankeyf’in zengin tarihi birikimini de ‘yaşatmayı’ planlıyormuş.
Eh, önce tarihi suya gömeceksin ki, sonra yaşatacak bir şeyin olsun! Hasankeyf’in sembolü olan tarihi köprünün ve El-Rızk Camii’nin benzerlerini, orijinallerine sadık kalarak, bu ‘yeni’ yerleşim alanına yapacaklarmış. Hay aklınızla bin yaşayın! Köprüyse köprü, camiyse camii. Gömün eskilerini suya, yapın yenilerini üstüne. Ha binlerce yıl öncesinden kalmış, ha yeni yapılmış. Kültürel mirasmış, tarihmiş, çevreymiş amaaan...
Feda oluversin tarihi köprü de cami de baraja, yapıveririz yenilerini nasılsa. Bizimle başlar, bizimle biter tarih ne de olsa(!).

HAFTANIN NOTLARI

Oslo’da düzenlenen 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda 2. olan Manga grubu üyeleri, yarışmanın bitmesiyle birlikte omuzlarından büyük bir yükün kalktığını, ocak ayından beri onar kilo verdiklerini açıklamışlar.

(Geçtiğimiz seneleri düşünüyorum da, hangi yarışmacımız aşırı stresten dolayı perişan olmadı ki! Türkiye’yi temsil kavramını o kadar ciddiye alıyoruz ki, Eurovision gibi ‘eğlencelik’ bir yarışmayı bile vatan-millet meselesi haline getiriyoruz. Cepheye asker yollar gibi yarışmacı uğurluyoruz. Bir çıkabilsek bu gariban psikolojiden, emin olun biz de biraz eğlenebileceğiz.)

On yıl beraberliğin ardından Can Tanrıyar’dan gece hayatını bırakmadığı gerekçesiyle geçtiğimiz aylarda boşanan ve ‘İşte Böyle Morarırsın’ isimli şarkısıyla eski eşine mesaj yollayan Petek Dinçöz ‘Ben her zaman evleneyim, çoluk çocuğum olsun, evimde oturayım istedim. Evlenince Can’ın değişeceğini umdum. Değişmeyince de bir yere kadar’ demiş.

(Hani derler ya ‘Sevgiliyi nerde bulursan orda bırakırsın’ diye. O yüzden şaşırmamak lazım bu yaşananlara. Tanrıyar’ın Dinçöz’le ilişkisinin ardından kanser olup vefat eden eski eşinin ve iki oğlunun ahıdır bunlar belki de.)