TBMM de havlu atarsa çözümü kim getirecek?

Cumartesi, 14 Kasım 2009 - 05:00

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) açılım süreciyle ilgili dünkü tartışmaları kimi zaman umutlanarak ancak çoğu zaman gerilerek izledik. Türkiye’de bir meclis oturumu televizyon tarihinde belki de ilk kez bu kadar yüksek reyting değerine ulaştı. Çünkü bütün ülke ekran başındaydı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, olayın bütününü özetlemek için kullandığı “Herkes için daha fazla özgürlük” vaadini, internet sitelerine girişi bile yasaklamış bir ülkenin vatandaşı olarak umutla dinledim.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu ülkede azınlık ve inanç sorunları var, bunları da çözeceğiz” diyerek demokratik açılımı sadece Kürt meselesiyle sınırlı görmemesini de önemsiyorum. Nitekim önceki günkü yazımda hükümetin hayata geçirilmesi daha kolay açılım konularında ilerleme sağlaması halinde diğer zor konuları çözmek için moral bulacağını söylemiştim.

En başından beri yazıyorum, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) bu süreçte çok önemli rolü var. Bu nedenle Başbakan Erdoğan konuşurken TBMM’deki oturumu terk edip salondan çıkmaları beni kaygılandırdı. CHP’li milletvekillerinin kalkıp gitmesini, Diyarbakırspor’un etnik kavgaya varan tartışmalardan ötürü ligden çekilme tehditleri kadar kaygı verici buluyorum. Sorunun zorluğu karşısında TBMM de havlu atarsa, çözümü nerede arayacağız?

Sert bir konuşma yapmasına karşın Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grubunun salonu terk etmesine izin vermedi. Deniz Baykal gibi çok deneyimli ve devlet tecrübesi olan bir siyasetçinin de aynı inisiyatifi almasını beklerdim. Heyecan dozu yüksek ve iyi hazırlanmış bir konuşma yapan Deniz Baykal, arkadaşlarını salonda tutarak bu tarihi oturumu daha iyi bitirebilirdi. Çünkü CHP’li seçmen, son açılım tartışmalarından belli bir endişe duymakla birlikte partilerinin çözümün bir parçası olmasını istiyor.

Dün oturumu izleyenlerin dikkatini çekmiş olmalı, mesele etnik kimlik ve bunun adlandırılması noktasında tıkanıp kalıyor.

Deniz Baykal’ın konuşmasında dile getirdiği “etnik kimliğe saygı göstereceğiz ama milli ayrılığa izin veremeyiz” ifadesinin aslında bütün siyasi partilerin birleştiği bir nokta olduğunu düşünüyorum. Fakat liderler hangi konularda anlaştıklarını bile söylemekten çekiniyor. Bu nedenle bu süreçte belli bir ilerleme sağlanana kadar hiç değilse bu keskin etnik tanımlama çabalarından vazgeçmek Türkiye’nin yararına olacak.

Deniz Baykal’ın konuşmasında katılmadığım bir nokta var. Baykal, “Hukuk katledilerek dağdan inenlere tutuklanmama garantisi verilmiştir” dedi. Bence mesele bu değil. Türkiye dağa çıkan teröristlerin inmesi için yıllardır çaba göstermiyor mu? Terörün bitmesi için her yol denenmedi mi? O halde akan kanın durması için Türkiye’nin hukuki düzenlemeler yapmasında ve dağdakilerin inişini kolaylaştırmasında ne kötülük var. Ayrıca Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un dağdan inenlerin -eğer suç işlememişlersetutuklanmayacaklarına dair açıklamalarına pek çok kez bizzat tanıklık ettim.

Yıllar boyunca terörle mücadelenin en kanlı ve en acı yüzüne tanık olan Türk Silahlı Kuvvetleri bile dağdan inişler konusunda böyle net bir tavır ortaya koyabiliyorsa siyasi partilerin de bu konuda hiç değilse elle tutulur çözüm önerisi getirmeleri beklenir.

Peki şimdi ne olacak?

İçişleri Bakanı Atalay, açılıma dair ilk kez elle tutulur bir yol haritası koydu. Başbakan Erdoğan, bugünden itibaren Türkiye’nin farklı şehirlerini dolaşmaya başlayarak açılımın detaylarını anlatacak ve kamuoyunun daha fazla desteğini almaya çalışacak. Tartışma, diğer liderlerin de katılımıyla medya ve geniş halk yığınları üzerinden muhtemelen büyüyerek devam edecek.