Tecavüz ve cinayeti nasıl engelleriz?

Cumartesi, 21 Şubat 2015 - 05:00

Yazıya Özgecan’ın ailesine başsağlığı ve sabır dileyerek başlamak istiyorum. Özgecan bir dönüm noktası oldu toplumda. Bu vahim cinayetin işlenmesi ile toplumun her kesiminden, en çok kadınlarından ses yükseldi. Konuşmayanlar konuştu, anlatmayan anlattı. Çareler üretildi veya üretilmeye çalışıldı. Bir haftadır, hem sanal medyadaki ‘Sen de Anlat’ etiketini hem de haberlerin altındaki okuyucu yorumlarını okudum.

Zirâ, ben de kendi içimde bir çare, bir çözüm bulamıyordum. “Ortak akıl ve toplum vicdanı her zaman bireysel akıldan üstündür” diye düşünürdüm ama gördüm ki öfke ve isyan ile söylenenler, önerilenler çare değil. Tâ ki; Selahattin Demirtaş’ın meclis konuşmasını dinleyene dek; duyduğum, okuduğum hiçbir önerinin ivedi, gerçek ve uygulanabilir bir çözüm olamayacağını düşündüm.

Elbette ki toplumsal bilinçlenme, eğitim, farkındalık, destek grupları gibi yaklaşımlar, bu şiddet olaylarının azalması için hemen alınması gereken önlemler. Ama asıl, ‘evlere şenlik’ mahkeme kararları var ki, en büyük problem orada. Verilen cezaların caydırıcılığı olmaması ve ‘iyi hâl’, tahrik gibi indirimler uygulanarak bu insanlık suçunu işleyenlerin, işledikleri suça denk olamayacak kadar hafif cezalarla kurtulması noktasında toplumsal isyan yaşanıyor.

Bu isyanın ‘idam cezası’ olmamalı. Her ne kadar bunu yapanların ölmesini istemek insana dair ise de idam kadar etkili olan başka bir ceza var: ‘Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis’. Bu kişilerin, bir daha topluma karışamayacaklarını ve en ağır cezayı çekiyor olduklarını bilmek, uluslararası hukukta kabul gören adalet kavramı. Demirtaş’ın ‘Kadına yönelik taciz ve şiddete yönelik özel mahkemeler kurulsun, davalara kadın hâkimler baksın’ önerisi; işte bu ağır cezanın verilmesi, verilebilmesi yolunda ilk adımdır.

Çünkü bu bilinçle kurulmuş bir adalet sisteminde; kimse tecavüz edilen 11 yaşındaki kız çocuğu için ‘rızası vardı’ demez, diyemez. ‘Takım elbise’ giydi diye iyi hal indirimi vermez. ‘Yatakta iteledi’ diye karısını bıçaklayacak tıynetteki kocaya ‘tahrik indirimi’ uygulamaz. Mevcut durumumuz, özellikle kadınlar ve çocuklar açısından çok vahim. Bize düşen; yasımıza, acımıza, yaralarımıza rağmen birbirimize destek olmak. Zor, çok zor, biliyorum ama başarmamız gerek.

Kartopu cinneti

Arkadaşları ile sokakta kartopu oynarken öldürülen gazeteci Nuh Köklü’ye çok üzüldüm. ‘Kartopu oynamak’ gibi neşe, çocukluk, mutluluk barındıran bir şeyin cinayet nedeni olabilmesini aklım almadı, ruhum kabul etmedi. Sonra anımsadım. Daha önce de kartopu yazısı yazmıştım ben. 2013 yılının Aralık ayı idi. Yer; Küçükçekmece.

Arkadaşları ile karda oynayan 11 yaşındaki Yusuf’u, aracına kartopu gelen taksi sürücüsü kovaladı. Yusuf kaçarken otobana çıktı ve başka bir araç tarafından ezildi! İçim yanmıştı, inanamamıştım bu kadar ‘çocuk sevmeyen, tahammülsüz, saldırgan’ insanlarla beraber yaşamak zorunda olduğumuza. Yusuf’a ağlamıştım. Biliyor musunuz bu olay nasıl sonuçlandı? Yusuf’u kovalayan taksi sürücüsü ikinci davasında tahliye edilmiş. Küçük Yusuf ve gazeteci Nuh Köklü, sadece kartopu oynadıkları için öldü bu ülkede. Bu kadar basit olamaz ölümün/öldürmenin kodları. Bunu hiç birimiz hak etmiyoruz.

ÇARE; MARS


2012 yılında Hollandalı bir girişimcinin başlattığı ve gönüllü 4 kişiyi ‘Kırmızı Gezegen’ Mars’a ‘geri dönüşü olmayacak bir yolculuğa’ çıkaracak olan ‘Mars One’ projesi için son adaylar seçilmeye başlandı. İşin ilginç yanı; 2015 yılında Mars’ta bir insan kolonisi kurmayı amaçlayan projeye, aralarında Türkler’in de bulunduğu 100 ülkeden 200 bin kişinin başvurması! Üstelik MIT üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar, bu hayalin âdeta bir intihar olduğu ve gidenlerin en fazla 68 gün içinde hayatlarını kaybedebileceği yönünde olmasına rağmen!

Ayrıca, gönderilen kişilerin oradaki ‘yaşamları’ realite şov olarak televizyondan yayınlanacak! Son tura kalan 100 aday da üniversite mezunu. Bunlardan 30’u yüksek lisans yapmış. Daha önce uzay yolculuklarında görev almış astronotlar da hem projeye olan ilgiden hem de insanların ‘tek yön’ bir uzay yolculuğunu tercih edebilmesinden dolayı şaşkın.

Kanadalı astronot Chris Hadfield adayları bu yolculuğun ‘tüm risklerini’ anladıklarından emin olmaları konusunda uyardı. 2024 yılında ilk grup gönüllüyü yollamayı düşünen projenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışmaları sürerken takip eden her sene ek gruplar yollanarak, 2033 yılına dek 20 kişilik bir ‘başlangıç kolonisi’ kurulması amaçlandığı açıklandı.

İnsanoğlunun ‘uzay merakı’ her daim baki olmasına rağmen geri dönüşü olmayan bir yolculuğa 200 bin kişinin aday olmasının sebebi nedir acep? Adaylardan bazıları ‘bilim için’ derken, bazıları ‘dünyadan daha iyi bir yaşam mümkün’ vurgusu yapmış. Bu hafta ülkemizde olanlara baktıkça ‘dünyadan daha iyi bir yaşam mümkün’ diyenlere hak vermemek elde değil.