Tekrarı değil benzeri yok!

a
a
Cuma, 26 Kasım 2010 - 05:00

Tekrarı yayınlanmadığı için saygı duyduğum diziler var. Anladığım kadarıyla yapımcının ricasıyla filan oluyor bu işler. Tek bölümde dizinin gerçek reytingi çıkıyor ortaya, öyle isteniyor, olması gereken de bu belki... O yüzden bir Ezel’i, Kurtlar Vadisi Pusu’yu, Aşk ve Ceza’yı kaçırdın mı; internetten başka mecrada izleme şansın yok. Dermişim... Son zamanlarda dikkatinizi çekiyor mu; bu dizilerin özetlerinin, tekrarı yapılan dizilere kıyasla öldürücü bir uzunluğu var.

[[HAFTAYA]]

Ezel’in mesela reklam aralarıyla birlikte 70 dakikayı bulan özeti var. Dizinin sıradan bir bölümünün uzunluğunda... Kurtlar Vadisi Pusu desen keza. Aşk ve Ceza’nın ceza kısmı da uzun özeti olmalı. Kısacası “tekrarı yok filan” değil. “Benzeri yok” denmeli bu diziler için; bir önceki bölümün tamamı “özet” ismiyle yeni bölümün hemen önüne monte edildiği için...

Uzmanından Latince dersleri!

Kanıt’ın (Kanal D) halen yayınlanan en bilimsel polisiye olduğu doğru. Zaten esinlendiği ABD’nin ünlü dizisi CSI da bu mantıkla çekilen ve çok izlenen bir dizi... Ama bizim için, hele ki gece geç saatte yayınlanan bir diziyi seyrederken çok yorucu olabiliyor bu kadar bilimsel takılmak... Bakın, Prof. Dr. Sevil Atasoy dizide işlenen cinayetlerin Adlı Tıp bilimiyle nasıl çözüldüğünü anlatırken acayip bilimsel bir dil kullanıyor. Yarı Latince yarı da Türkçe... Üstelik bu lisan içinde açıklamaların önce Tükçesini ardından da Latincesini veriyor. Bu sıralama da yanlış bana göre. Latince önde Türkçe açıklama da arkada olmalı; son tahlilde seyredenlerin uzmanlar değil, sıradan insanlar olduğunu düşünürsek! Ne dersiniz?

Kanala göre muamele mi?

Hastane, ilaç, daha doğrusu sağlık endüstrisinin içine giren her ne varsa, ismini zikretmek ya da amblemini göstermek büyük cezalara neden oluyor ekranlarda... Bu yüzden çok izlenen sağlık programlarında bile azami dikkat gösteriliyor isim telaffuzu konusunda. Ama önceki akşam STV’de yayınlanan bir filmde son dönemlerde yıldızı iyice parlayan bir hastanenin amblemi kabak gibi ortadaydı... Dikkat ettim; çoğu özel kanalın başına bela olabilecek o görüntüler hiç buzlanmadan yayınlanıp durdu ekranda. Bu basit bir unutkanlık olamaz, iyi bir cesaret gösterisi olabilir ancak. Peki ama neye güvenerek; onu bilemiyorum işte...

O kadar şeffaflaştık mı?

Hande Yener uzaydan telefonla bağlandığını söyleyince Fox TV’de yayınlanan Rengarenk programına takılıp kaldım. Ece Erken, genelde Okan Bayülgen’den alışık olduğumuz bir saatte, Disko Kralı’na benzer bir konuk ve oturma düzeniyle sunuyordu programı... Erkek konuklarına porno film izleyip izlemediklerini sordu Ece. Fatih Ürek defalarca izlediğini söyledi. Metin Uca da geri kalmadı. Masadaki diğer konuklar da (ki çoğunluğu Arka Sıradakiler oyuncusuydu) katıldılar porno izleyicileri kadrosuna... Steril olma gibi bir takıntım yok. Ama ne bileyim yayında porno izlediğini itiraf edecek kadar şeffaflaştık mı toplum olarak? İlginç geldi bir an, paylaşmak istedim!

Kadın yönetmenler dahamı dikkatli?

Okurumuz Ediz Engincan bir polemiğin fitilini ateşliyor dostlar. Yazdıklarını yorumsuz yayınlıyorum. Bakalım ne tür tepkiler gelecek? “Son zamanlarda erkek yönetmenlerin çektiği dizilerdeki ciddiyetsizliklere dikkat çekmek istiyorum. Örnek mi; Arka Sokaklar dizisindeki çatışma sahnelerinin insanların yoğun olduğu yerlerde çekiliyor olması ve gözümüze sokularak orada bulunan insanların bunu güle oynaya seyretmesi... Tartaklanan bir suçlunun polis tarafından götürülürken gülmesi, kamera bunu çekerken arkada biriken insan güruhunun oradaki yönetmen, set amiri ve yardımcı yönetmen tarafından uzaklaştırılmaması ve bir dolu benzer şeyler... Son olarak 22 Kasım Pazartesi yayınlanan Ezel dizisinin son sahnesindeki baştan savma hali neydi sizce? Koca bir Beyoğlu halkını “bakın biz dizi çekiyoruz” havası vererek resmetmenin ve yine bunu bizim gözümüzün içine soka soka yapmanın anlamı nedir? Bence bu tür sahneler ve bu tür hatalar seyirciye saygısızlıktır ve saygısızlık olmakla kalmayıp dizinin inandırıcılığını yok etmekte, gözümüzden düşürmektedir. Kadın yönetmenlerin bu konuda çok daha titiz olduklarını görüyoruz. Örneğin Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu. Kadın titizliğinin resmi gibi hepsi, düzenli ve inandırıcı. Yönetmenlik mesleğinin cinsiyetle alakalı olduğunu düşünmüyordum ama düşünmeli miyim artık?”...