Televizyon olmadan asla!

Salı, 03 Ağustos 2010 - 05:00

Şükür kavuşturana. Eskiler böyle derdi sanırım tatil filan dönüşünde. Ben de geleneği bozmayayım istedim. Şükür kavuşturana sevgili dostlarım... Tahmin ettiğim süreyi biraz aştık. Televizyon izlememek için bir tatil düşünüyordum. Kısmen oldu, TV izlemedim ama TV için belgesel yaptım bu arada. Bizim gibi adamların tatili böyle olur işte; bir şeye benzemez. Gerçek Survivor budur aslında. Hayatta kalmak için çalışmak... Neyse. Bitip giden şeylerin arkasından konuşmam. Ama memleket toprağını gezerken gördüğüm ilgiyi de not düşmeden edemem. Özellikle geride bıraktığımız sezon bu köşenin sahibine hesap ettiğinden çok daha fazla okur kazandırmış... İşin ilginç tarafı sadece okumuyor, seviyor da bu kalabalıklar bendenizi. Tam bana göre; sevgi arsızıyım çünkü. Özellikle Fethiye’de Kemal Otel’in bahçesindeki “Mesut ağabey ne olacak bu dizilerin durumu?” konulu buluşmalarda TV üzerine alabildiğine fantezi yapan fanlarımızın durumundan anladım ki, “bu ülkede televizyon olmadan yaşanmaz”... Zaten bu yüzden hastasıyız meselenin. 15 saat televizyon izlemek yerine, bir saatte 15 saatin bütününü anlamaya başlamışız. Bu sezon kimse tutamaz beni. Savulun yettim gari!

Çirkinler aşık olamaz mı?

Şimdi koyacağım teşhis için çok büyük dikkat gerekmiyor. Ama ekranda özellikle gençlik dizilerinde (Kavak Yelleri, Melekler Korusun, Deniz Yıldızı, Küçük Sırlar vs...) yaşanan aşkların alayı yakışıklı delikanlılar ve güzel kızlar arasında dönüp duruyor... Bu estetik yüklemesi bazı doğruları gözden kaçırmamıza neden oluyor. Bu ülkede güzellik belirleyenlerin hesap edemediği oranda “ölçü dışı” kalan bir kalabalık var... Yani iki şişman gencin aşk yaşama olasılığı, iki tane diziden fırlamış kağıt bebekten çok daha fazla. Eh o zaman dizilerdeki parlak çocukların hepsi birer hayal kahramanı olarak kalıyor... Namlı Kemal fıkralarında çok güldüğüm bir nakarat vardır; “Hayalle yaşayanın...” diye başlar ve burada yazamayacağım şekilde noktalanır. Bizim dizilerdeki gençlik aşkları da o hesap işte. Gerçekten uzak, hayalin tam da göbeğinde...

Halim yarışma sunuyor...

Yaz ekranları yarışmayla doldu. Çarkıfelek için uzun bir yazıya ihtiyaç var. Hadi onu yarına erteleyelim. Benim izlerken keyif aldığım bir tanesini buldum. TRT 1’de yayınlanıyor; Birimiz İkimiz İçin... Aslında yarışmayı içeriği fantastik olduğu için filan değil sunucusu “adamım” olduğu için izliyorum. Bilmeyenler için, Canım Ailem’in Halim’i İlker Aksum sunuyor notunu düşelim... Ama ilginç bir detay takıldı aklıma. İlker şiveyi düzeltmiş bir Halim portresi çiziyor ekranda. Daha doğrusu seçtiği kıyafetler Halim’inkiyle aynı... İnsan her an Feride’nin kapıdan girip “akşama ne pişireyim Halimim?” diye sormasını bekliyor. İlginç hakikaten...

İşte yeni Recep İvedik!

Mahmut Tuncer ağabeyimiz, kasaba panayırlarında sahne alan komedyenler gibi “hafif” esprilerle yaz baygınlığı yaşattı önceki akşam... Çiftçinin genel olarak “anasını da alıp gittiği” güzel ülkemde, her nasılsa anasıyla birlikte yarışma şansı bulduğu yegâne yarışma programını sunuyor Kanal 7’de... İyi güzel de Mahmut ağabeyin yarışmadaki Dükkan Senin bölümünde yaptığı esprilere fren koyması lazım. Komik olacağım diye komik duruma düşüyor çünkü... Özet geçelim; Recep İvedik kabalığı sinemada güzel duruyor ama TV’ye yakışmıyor. İlle de “yapacağım” diyorsa kendisini o esprileriyle serinin dördüncü filminde görmek isteriz. Bu kadar...

Ramiz Dayı'nın sesini kıstılar

Yaz ekranında keyifle izlediğim işlerin başında Tuncel Kurtiz ve Dostları (NTV) geliyor. Yalnız sorun şu ki; sadece izleyebiliyorum programı, duyamıyorum! Çünkü kayıt esnasında mikrofonda büyük sorunlar yaşanıyor. Önceki akşam Rasim Öztekin’i ağırlayan Tuncel Kurtiz’in sesi gaipten gelin bir fısıltıyı andırıyordu... Konuşmanın en ballı yerlerinde sesler düştü. Ve biz izleyici dekoru muhteşem bir pandomim gösterisini izler gibi seyrettik programın kalanını... Mesele Tuncel ağabeye program yaptırmak değil; o bilgeliğin, o sesin hakkını sonuna kadar vermek mesele... 

Bir toparlan be kardeşim...

Bir sarı kart da tartışma programlarında konuşan kafalara geliyor. Son zamanlarda sayıları giderek artan konuşan kafalar, izleyicinin karşısında oturma adabını hiç önemsemeden bıdı bıdı ediyorlar ekranda... Önceki akşam Habertürk’teki “Olduğu Gibi” programına katılan Orhan Gazi Ertekin, televizyondan çok kebapçıda ocak başını kapatmış ağabeyleri andırıyordu... Seyirci karşısında göbeğini yayıp oturanlar ekolünün başında gelenlerden Rasim Ozan Kütahyalı bile o kadar yayılmamıştır ekranda. Bir çekidüzen şart; al sana sarı kart!