Televizyondaki eğitimle ODTÜ'ye girdiler

Dünyada benzeri olmayan eğitim kanalının yaratıcısı, Hacı Sabancı'nın kızı Demet Sabancı Çetindoğan'la konuştuk...

Pazar, 06 Eylül 2009 - 16:10

Televizyondaki eğitimle ODTÜ'ye girdiler

Seral Cumalı / POSTA
seral.cumali@posta.com.tr

- Sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde açtığınız eğitim kanalı ZTV projesi nasıl ortaya çıkmıştı?

Benim aile büyüklerimden öğrendiğim en önemli misyonlardan bir tanesi ülke eğitimine hizmetti. Bizde sosyal sorumluluk deyince akla önce eğitim gelir. Bu görgüyle yola çıkınca yatırım yaptığımız her yeni sektörde “Acaba eğitim için bu alanda neler yapabiliriz” sorusu sürekli aklımızdadır. Benim üç çocuğum var, ikişer yaş arayla doğdular. Hepsinin hazırlık sınavları çakıştı. Hakikaten gördüm ki o sınavlara hazırlanma aile için çok ciddi bir külfet. Her ailenin birkaç çocuğu var ve Türkiye şartlarında ekonomik duruma baktığımızda bunun altından kalkmak çok zor. Çocuklarımda bunu hissedince, Türkiye’nin böyle bir kanala ihtiyacı olduğunu düşündüm. Rahmetli babamdan sonra Fashion TV ile medyaya adım attım.

- Ve medyanın çok önemli bir mecra olduğunu gördünüz...

Evet. Aslında hepimiz çok seviyoruz ama özellikle gençlerin televizyonu bir başka sevdiğini fark ettim. Onlara en çabuk, en pratik, en hızlı ulaşımın televizyon vasıtasıyla olacağını fark ettim. Böyle bir yola çıktım. İlk olarak ZTV projesini hayata geçirdik. ZTV Türkiye’nin ilk ve tek eğitim, gençlik kanalı. Amacı da eğitimde fırsat eşitliği. Sonuçta gelir düzeyiniz ne olursa olsun televizyonun karşısına geçip ZTV’yi tıkladığınızda aynı bilgi ve eğitimi alıyorsunuz.

- Üniversiteye girmek için birçok öğrencinin ailesi özel derslere ve dersanelere binlerce lira akıtırken ZTV’nin kaç öğrencisi hiç para harcamadan başarıyı yakaladı?

Sınavlardan sonra genel duyuru yapıp izleyicilerimize ne kadar yararlı olduğumuzu ölçmek istedik. Yüzlerce cevap geldi. Tabii kesin rakamı bilmek imkansız ama internet sitesinin 50 bin üyesi var. Ayda yaklaşık 150 bin yeni ziyaretçi alıyor. Yayın yaptığımız D-Smart 800 bin haneye ulaşıyor. Ayrıca uydudayız. Uydunun gayrıresmi hane erişim sayısının 12 milyon olduğu konuşuluyor. Dediğim gibi kesin rakamı bilmek çok zor. Binlerce diyebiliriz sanırım.

- ZTV öğrencileri hangi okullara girdiler? İlk 2000’e girenler olmuş. Birçok okul adı var; ODTÜ’nün gayet iyi bölümleri var, tıp fakülteleri var...

ZTV sadece öğrencilere değil, KPSS’de memurlara da yardımcı oluyor.

- Kimler ZTV’den yararlandı?

Kitlemiz çok büyüdü. Ben sadece 6, 7, 8 SBS’si ve ÖSS’ye hazırlanan gençler için bir eğitim kanalı düşünüyordum. Ama zaman içinde gördük ki; yabancı dil derslerimizden memurundan ev kadınına, iş adamına kadar herkes yararlandı. Takı tasarımı programımızı izleyip basit takılar yapan ve bunları turistlere satarak okul harçlığını çıkaran öğrenciler olduğunu öğrendik.

- Üniversiteyi kazanan ZTV öğrencileriyle tanıştınız mı?

Evet, tabii bundan bizi haberdar edenlerle diyalog halindeyiz.

- Öğrenciler sadece bu kanalı seyrederek mi bu okulları kazandılar?

Gelen maillerde izleyicilerin çoğu sadece ZTV ile hazırlandığını söylüyor. Çoğu özellikle etkilendiği öğretmene teşekkür ediyor. Sanıyorum ZTV yeterli oldu. Zaten internette de kaçırdıkları dersleri izleyebiliyorlar. Ancak şunun önemle altını çizmek istiyorum: Öğrenmeyle ilgili elde ne kaynak varsa olanaklar dahilinde kullanılmalı. Bu televizyon olur, özel ders olur, dersane olur. Her mecradan yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Ama gelen sonuçları da görünce bu kanalı açmakla doğru bir iş yaptığımızı düşünüyorum.

- Gelen maillerden ilginç hikayeleri olanlar var mı?

Maillerden biri cezaevinden geliyordu; ZTV seyrederek açık öğretimi kazanmıştı. Hasta yatağından kalkıp dersaneye gidememiş ama bizim kanaldan üniversiteye hazırlanmış bir genç de vardı. Hasta yatağında televizyondan dersleri takip etmiş ve üniversiteye girmiş. Bir başka mailde de “Yürüme güçlüğü çektiğim için dersaneye gitmeye fiziksel koşullarım uygun değil. Bu nedenle üniversiteye ZTV izleyerek hazırlanıyorum. 11. sınıf öğrencisiyim, derslerim çok yoğun olduğu için bazı programları kaçırıyorum. Bana ders CD’si de gönderir misiniz?” diyordu, gönderdik, kazandı. Bu tür örnekler çok.

- Çocuklarınızı üniversiteye nasıl hazırlayacaksınız?

Öncelikli olarak hangi branşı seçecekleri konusunda kararı kendilerine bırakacağım. Artık iletişim o kadar gelişti ki, üniversite çağına gelen her çocuk o seçimi yapacak bilince erişiyor. Mutlu olacaklarını hissettikleri branşlara yönelsinler istiyorum. Bence bilgi olarak çocuklarımızı sınava hazırlamak kadar yapacakları tercihleri sağlıklı yapacak şekilde onları donatmak ve seçimlerine saygı duymak, yüreklendirmek çok önemli.

- Peki bu kanal size ne kadar liraya mal oldu?

Bu proje bugüne kadar televizyonda yapılmış ilk ve tek en kapsamlı eğitim ve gençlik projesi. Bir dersin yayına hazırlanması, çekimi, montajı ve grafiği yaklaşık 5 saat sürüyor. Toplam 3000 ders çekilmiş. 15 bin saat eder. 625 tam gün. Yani bir sosyal sorumluluk projesinde harcadığımız para değil, bunu zaten konuşmam. Burada emek çok önemli. Eğitime hizmet bu ülkeye yapılacak en büyük hizmettir.

- Sosyal sorumluluk projelerine genel olarak bakışınız ne?

Tüm vatandaşların bu konuya duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için ille de maddi kaynağın olması gerekmiyor. Önemli olan o duyarlılığı gösterip kendinde bulunan bilgi birikimini ihtiyacı olanlarla paylaşmaktır.

- Siz nasıl bir eğitim gördünüz?

Londra’da Amerikan üniversitesi olan Richmond College’da işletme okudum. İstanbul Üniversitesi İşletme’yi kazanmıştım. O dönem Adana’da oturuyorduk. Benim İstanbul’da tek başına kalmam çok büyük bir şeydi. Abimler, kuzenlerim Londra’da okuyordu. İlk dönem bitti, ara tatilde babam, “Londra’da oku, senin için önemli bir tecrübe olur” dedi ve ben Londra’da eğitimime devam ettim. Mezun olduktan sonra İstanbul’a döndüm ve hemen Adana’daki tekstil fabrikamızda iş hayatıma başladım.

- İşlerde sizi yönlendiren en çok ne oldu?

Biz perakende işine 2000’de girdik. Ben de uzun yıllar tekstil sektöründe çalışıyordum. Derken babamı kanserden kaybettim. Hastalığını çok ani öğrendik ve kısa zamanda kaybettik. Bizler ülkemizde eğitimin çok önemli olduğunu ailemizden öğrendik. Sabancı Ailesi olarak ülkenin birçok yerinde okullar açtılar. Babam bu konuya çok önem veriyordu; ölünceye kadar Sabancı Vakfı’nın başındaydı. İşteki mesaisinin dışında evde sürekli bu konu ile ilgili olarak Milli Eğitim Bakanları, valilerle görüşürdü. Herhalde o konuşmalardan eğitimin ne kadar önemli olduğu beynime işlemiş.

- İş dünyasının yoğun temposu içinde hiç “Keşke evimde otursaydım, evimin kadını olsaydım” dediğiniz anlar oldu mu?

Tam tersi yoğun tempodan değil de zaman zaman bürokrasiden dolayı hızımız kesildiğinde, açıkçası enerjimi kaybediyorum. Bir anlık düşünceden sonra yine en doğrusunun yola devam etmek olduğunu düşünüyorum. Çalışmasam da evde oturmam. Mutlaka kendimi geliştirecek uğraşlar bulurum. Aile büyüklerimiz o kadar çok işlerini seven, işleriyle mutlu olan insanlardı ki onlar da örnek oldular. 5 kardeş farklı alanlarda çalışıyordu fakat her bir araya gelişlerinde dönüp dolaşıp iş konuşuluyordu.

- Keyifli mi geçerdi Sabancı kardeşlerin bir araya geldiği zamanlar?

Çok keyifli geçerdi. Her bir bölümün başındaki amca kendiyle ilgili bilgileri verirdi. Bir nevi ev ortamında iş toplantısı oluyordu. Biz çocuklar da onları izleyerek farkında olmadan iş tecrübesi edinmişiz.

- DEMSA birçok ünlü dev markanın Türkiye temsilcisi. Harvey Nichols’ı da alarak lüks tüketimin en ünlü kalesini bünyenize kattınız. İş dışında lüks markalarla aranız nasıldır; her zaman giydiğiniz, kullandığınız şeyler lüks markalar mıdır?

Ben iyi giyinmeyi marka giyinmek olarak görmüyorum. Bizim her bütçeye göre markalarımız var getirdiğimiz. Zaman zaman çok ucuz bir şeyi de beğenip aldığım oluyor. Alışverişte de bu böyle. Önemli olan aldığımız ürünü sevmeniz, benimsemeniz ve yakıştırmanız.

- Krizden lüks markalar çok etkilendi mi?

Türk lüks tüketicisinin tavrı krizde ne oldu? Krizin derin zararlarından biri lüks tüketime oldu. Kriz insanlara bir tercih sıralaması yapmayı öğretti; daha doğrusu buna zorladı. Doğal olarak da bu listeler yapılırken lüks tüketim malları daha alt sıralara kaydı.

- Kriz sizi korkuttu mu; nasıl tedbirler aldınız?

Hayır korkutmadı. Finans ve altyapı olarak sağlıklı bir sistemimiz olduğu için böyle bir korku yaşamadık. Ancak tabii ki zarar verdi. Biz krizde açık söylemek gerekirse milliyetçi düşündük ve yatırımları artırdık. Bunu fırsatçılık adına yapmadık. Ekonominin ayakta kalmasına bizim de katkımız olsun, yeni iş imkanları oluşturalım diye yatırıma gittik.

- İş dünyası risk almaktır; risk almayı sever misiniz? İş ve özel hayatınızda aldığınız en büyük risk ne oldu?

Ben özel hayatımda da, iş hayatımda da büyük riskler almaktan yana değilim. Her konu için zihnimde belirlediğim bir risk faktörü vardır. Kolay kolay bunun dışına çıkmamaya çalışırım.

- Nasıl bir ev kadınısınız? Mutfağa girer misiniz; yemek yapar mısınız?

Ev işlerinden en çok mutfağa merakım vardır. Yemek yapmaktan, özellikle pasta, börek, tatlı yapmaktan büyük keyif alırım. Çok vaktim olmamakla birlikte yemek yapmayı severim. Bu küçüklüğümden gelen bir zevk aslında. Benimle yaşıt olan kuzenim Emine Sabancı Kamışlı çok küçük yaşlardan itibaren eğitimini yurtdışında yaptı. O tatile gelirken 11-12 yaşlarında mutlaka onun sevdiği yemeği yapardım. Çünkü aynı bahçe içindeydi evimiz.

- Ne yemekler yapardınız 11-12 yaşında?

Mantı severdi, mantı yapardım. Bilirim ve yapardım eskiden. Şimdi vaktim yok. Vakit buldukça evde şimdi de yemek yapmaktan keyif alıyorum.

- Evdeki yemek davetlerine nasıl hazırlanırsınız?

Orada da menünün içinden bir şeyi kendim yapmayı arzu ediyorum. Ya bir tatlı, ya bir börek benim elimden çıkmış olsun, buna dikkat ediyorum. Yüzde 90 bunu yapmaya gayret ediyorum.

- Dostlarınızın, size yemeğe gelirken “İnşallah yapmıştır” diye beklediği özel bir yemeğiniz var mı?

Var, mesela ıspanaklı saç böreği. Bazı arkadaşlarım tarafından çok sevilir. Kayseri tatlısı vardır mesela; genellikle ben yaparım. Adı nevzine. Çok lezzetli bir tatlıdır. Bir de tabii klasik mantı. Kayserili olduğumuz için sofrada bir Kayseri yemeği sanki aranıyor, isteniliyor. Bir de Adana kebabı çok yaparız, içli köftemiz, bulgur yemeklerimiz vardır. Aslında zaman alıcı ve el oyalayıcı yemekler ama çok lezzetliler.

- Evde en çok nerede vakit geçirirsiniz?

Hava müsaitse, yağmur ve çok soğuk yoksa bahçede vakit geçirmeyi severim.

- Nasıl bir iş kadınısınız?

Disiplinliyim ve vaktimi iyi kullanmaya çalışırım.

- Nasıl bir eşsiniz?

Bunu eşime sormak lazım! Hep bana takılır; “Bu evde önce çocuklar sonra ben geliyorum” diye. Ama kesinlikle bu doğru değil. İyi bir eş olmaya çalışıyorum.

- Evde ve işte birlikte olmak ilişkiyi etkiliyor mu?

İş hayatında konuları paylaştık. Eşim perakende işimizin yanısıra Kandilli’deki villa projemizle ilgileniyor. Ayrıca evimizdeki sanat eserlerini sergilemek, herkesle paylaşmak için bir müze projemiz var, bunun için Pera’da bir yer aldık, binanın restorasyonu onun ilgi alanında. Ben de kanal ve sağlık konusuyla ilgileniyorum. İşte pek karşılaşmıyoruz.

- Nasıl bir annesiniz?

Her anne gibi çocuklarımın sağlıklı, mutlu, sevgi dolu ve iyi bir insan olarak yetişmeleri için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Günümüzde tüm gençlerin bir dünya vatandaşı olarak kendilerini yetiştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çocuklarımı sürekli bu şekilde yönlendirmeye çalışıyorum.

‘Televizyondan öğrenmek dersaneden daha rahat’

Konya- Akşehir’den. SBS’de 481.424 puan yaparak Afyon Süleyman Demirel Fen Lisesi’ne girmiş. Harun 5 kardeşten en küçüğü. Yine ZTV öğrencisi olan ablası da üniversiteyi kazanmış. Harun, banka memuru olan babası Bekir Aydar’la birlikte başarısını kutlamak için İstanbul’daydı...

- Sadece televizyon izleyerek mi sınava hazırlandın?

Harun A.: Evet daha çok televizyon.

Bekir A: Benim matematik öğretmeni bir kızım var; Derya, Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde öğretmen; o önerdi. Çok küçük bir ilçe, dersane falan da yok; öğrencilerine de önerdi, onlardan da 480 puanla kazananlar oldu. Harun da televizyon başına bir oturdu bir daha kalkmadı. Hatta bir gün geldim, “Oğlum sen böyle ne izliyorsun” dedim; “Ders çalışıyorum baba; dersaneye gitmeyeceğim ben bunu izleyeceğim” dedi.

- Neden dersaneye gitmek istemedin; televizyondaki derslerin yeterli olduğunu mu düşündün?

Harun A. : Televizyonda öğrenmek dersaneden daha rahat ve daha kolay. Tek başınasın, ses yok, gürültü yok, dikkatini verebiliyorsun. Öğretmenin anlattığını daha iyi anlayabiliyorsun.

Bekir A.: Benim bir kızım da bu yıl işletmeye girdi. O kızımızın üniversiteye gireceğine pek ihtimal vermiyordum. Oturdu seyretti, o da işletmeyi kazandı. Bir kızım işletmeci, bir kızım bankacı, bir kızım da matematik öğretmeniydi; şimdi bir tane işletmecimiz daha oldu. Harun da en yüksek puanla Afyon Fen Lisesi’ni kazandı.

- Yatılı mı okuyacaksın?

Harun A.: Evet, zaten bizim ilçemize çok uzak değil.

- Harun ne olmak istiyorsun? Doktor, mühendis?

Onlar çok klasikleşti. Şimdi birçok farklı dal var; Sabancı Üniversitesi’nde değişik bir dalda okumak istiyorum.

- Bekir Bey, memnunsunuz herhalde. Çok masraf olmadan oğlunuz fen lisesi, kızınız da işletme kazandı...

Bekir A: Biz memur ailesiyiz. Çocuklar kendilerini kurtarsın. Önemli olan okumaları. Biz yarın iki kişi kalacağız; bir emekli maaşı bize yeter de artar da. İyi kötü başımızı koyacağımız bir evimiz, bizi götürecek bir kırık arabamız var. Çok bile, yeterki bunlar okusun ekmek sahibi olsun...

 

 

5