Teşekkür ederim

Cumartesi, 02 Ocak 2010 - 05:00

Bu yazıyı epeydir yazasım vardı, bir türlü sıra gelemedi. Yılın ilk yazısı olacakmış meğerse. Bir teşekkür listem vardı ne zamandır bu köşede yer vermek istediğim.

Dedem ve anneanneme (biliyorum beni duyuyorsun)

Ara ara depresyona girsem de hâlâ hayatı seviyorum ve hâlâ yarına umutla bakabiliyorum. Sayenizde.

*****

Anneme

Bugün kimseye ihtiyacım olmadan ayakta durabiliyorsam bu senin sayende. Kimsenin gazına gelmediğin ve beni doğru bildiğin gibi yetiştirdiğin için.

Tuna’ya

Aklının en gittiği zamanda bile vazgeçmeyip bana Can’ı verdiğin için. Can’ı kokladığım her gün için sana minnettarım. Allah da seni çok mutlu eder inşallah.

*****

Bana kardeşten daha yakın olan sevgili arkadaşlarım Evin, Lalin, Dilek, Esin, Gülengül, Gözde, Banu, Rima, Seda, Fulya, Timsal, Güzin ve Aslı’ya. Bana ayırdığınız her dakikayı hayatımın sonuna kadar sevgiyle hatırlayacağım.

*****

Yokluğumda oğluma gözü gibi bakan oğlumun Aynur teyzesine ve Ayşe ablasına. Ne kadar şanslı olduğumu biliyorum.

*****

Pınar Reyhan’a

Yazıp yazamadığımı bile sorgulamadan sırf bana iyi geleceğine inandığın için tanımadan etmeden bana kucak açtın ve inan hayatımı kurtardın.

*****

En baba yazarlara bile zor nasip olacak bu değerli köşeyi tereddüt etmeden bana emanet ettikleri için çok sevgili Rıfat Ababay ve Betül Kabahasanoğlu’na.

*****

Ve en kocamanından oğluma

Sen yanımda olduğun sürece beni gerçekten mutsuz edecek şey anasının karnından henüz doğmadı. Umarım, bana yaşattığın mutluluğa yakın bir şey ben de sana yaşatabilirim.

Can’lı Yayın

Can’ın uyuma seansları zaman zaman kabus haline dönüşebiliyor. Süre bir saati aşmaya başlayınca özellikle. Geçen akşam süre bir saat otuz dakikayı aşınca kendisine, kendi kendine uyuması gerektiğini söyleyerek odayı terk ettim. Aksi halde delirecektim.

Bir süre sonra bir ağlama sesi. Koşarak odaya gittim. Yatağın üstünde oturmuş elinde de benim resmim.

“Resmine baka baka bir hal oldum. Sana en ihtiyacım olduğu zamanda beni nasıl bırakıp gidersin. Mahvoldum. Çok kırıldım. Bir daha yapma.”

Eyvaaah! Ben bu duygusallıkla nasıl baş edeceğim acaba? Resmen bittim.

İki nefis albüm

Kendinize bir iyilik yapın ve koşarak gidip Candan Erçetin’in son albümünü alın. Epey zamandır şarkıların tamamının bu kadar güzel olduğu bir albüm dinlememiştim. Gerçekten bravo. Evde, arabada sürekli dinliyorum. Bu yazıyı yazarken de dinliyorum. Takıntı haline geldi. Hangi şarkılar diyeceksiniz, aslında hakikaten hepsi ama bir tanesi hem benim hem de oğlumun fena halde diline takıldı. Bahar. Sözler Ayşe Kulin’e müzik Candan Erçetin’e ait. Candan Erçetin’e bir de akordeon eşlik ediyor ki aman aman aman.

Diğeri de Ayşe Özyılmazel’in kendi adını taşıyan albümü. Ayşe’nin yorumculuğu Bülent Ersoy’un tabiriyle fevkaladenin fevkinde. Çok sakin ve çok olgun. Sağda solda yazılan İstanbul’un Kızları ve Enerji benim favorilerim değiller. O şarkılar için fazla yaşlı kalmış olabilirim. Benim en bayıldığım şarkı Taşıyor Baksana. Hemen ardından da Evler Yansın ve Pardon geliyor. Çok beğendiğim Nil Karaibrahimgil’e ciddi bir rakip geldi gibi duruyor.

Avatar illaki görülmeli

Valla zorla gittim. Bu tür filmler bana uzak. Ama şaşılacak kadar çok beğendim. Daha önce görülmemişi yapmak üzere yola çıkmış anladığım kadarıyla James Cameron. Titanic’te de aynı durum söz konusuydu, Avatar da bunun en son kanıtı.

Film üç saate yakın sürüyor. Bu üç saat boyunca, bambaşka bir gezegene gidiyor, film bittikten sonra da tekrar dünyaya dönüyorsunuz.

Pandora gezegenine seyahat ettim.Daha doğrusu ben Pandora gezegenini gördüm. Başka çiçekler, başka hayvanlar, başka yaratıklarla tanıştım. Çok farklı bir eko-sisteme, farklı bir sosyal yapıya tanık oldum. Dev kuşların üzerinde uçmayı öğrendim. Ağaçlarla, dallarıyla, böceklerle, polenleriyle konuştum.

Son derece kalabalık bir ekip yıllarca çalışarak bir gezegen ve bir toplum yaratmışlar. Ben böyle şey görmedim.

Filmden çıktığımda, yarı yıl tatilinde oğlumla birlikte oraya dönmek istedim. Mümkün olsaydı keşke.