Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Tesettürlü kadın çalışamaz mı?

Pazar, 29 Ağustos 2010 - 05:00

Siyasetin çelişkilerinin hepimizi kamplaşmaya götürdüğü fikir arenasında, yazmaktan çok konuşmaya başladıysam biraz da sizin yüzünüzden! Sizin “bizim sesimiz ol” isteğinizi karşılamak için. Gerçi her çağırana gitmiyorum ama bazen meydanı boş bırakmamak için yabancı ekranlara bile çıkmak gerekiyor. Geçtiğimiz hafta içinde Arap dünyasına Katar’dan yayın yapan Al Jazire ekranına konuk oldum. Sultanahmet Meydanı’nda Lübnanlı sunucumuz ve Suriye asıllı bir Türk meslekdaşımla birlikte Türkiye’de kadının yerini, sorunlarını konuştuk. Türban sorunu en önemli konuymuş gibi yansıtılmaya çalışılınca aramızda tatlı sert bir tartışma yaşandıysa da, kadına yönelik şiddet söz konusu olunca aynı duyguları paylaştık. Halkının büyük çoğunluğu müslüman olan ülkeler içinde bir tek Türkiye, anayasasına koyduğu laiklik ilkesi dolayısıyla tesettürlü kadınların kamusal alanda çalışma sıkıntısı çektiği bir ülke. Ama bunun “tesettürlü kadınlar sanki bu ülkede hiç çalışamıyor, çalışsa bile sigorta gibi haklardan yararlanamıyor ve kaçak çalışmak zorunda kalıyor” diye yansıtılmak istenmesine ne dersiniz? Tabii benim tepem atıyor! Benim her zamanki gibi kızdığım, gerçeklerin çarpıtılması. Tesettürlü kadınlar çalışamıyor. Hayır, sadece devlet memuru olamıyor. Bir de artık esamesi okunmayan bir biçimde öğrenci olamıyordu. Şimdi gerek vakıf, gerek devlet üniversitelerinde hepsi okuyor. Bir kamu kuruluşunda kaşeli çalışan arkadaşımız, tesettürlü olduğu için kadroya alınmayışından ötürü “Kadınların çalışması yasak” deyip çıkıyor işin içinden ve biz yabancı bir kanalda bile doğrular ortaya çıksın diye atışıyoruz. Dürüst olsak bu sorunu da çözeceğiz ama, niyet kötü!

Ölüye bakmak günah mı?

Avustralya'da yedi aylık doğan ve doktorların müdahalesine rağmen nefes alamayan bebek öldü diye veda etmesi için annesine verilmiş. Anne ve babasının göğsünde iki saat yatan ve onların göz yaşları ve sevgi dolu okşamalarıyla öpülüp koklanan bebek, mucizevi biçimde hayata dönmüş! Tıbbın kanguru yöntemi adını verdiği bir tedavi biçimi bu aslında, annenin vücut ısısıyla bebeğinin vücudunu ısıtmak. Beni asıl etkileyen bebeğin yeniden hayata dönmesinden farklı bir şey, doktorların anne babaya ölü bebeklerine veda etme izni vermesi.

Ölüm haberlerinde beni isyan ettiren bir uygulama var, hele ölüm, uzakta gerçekleşmişse büyük bir haksızlığa dönüşen bu durumda, ölüyü göstermiyorlar! Ölenin yakınları, son bir kez göreyim, öpeyim, koklayayım diye feryat edip, kendini mezara atıyor, parçalıyor, yırtınıyor, inatla, terörist yakalamış gibi yaka paça uzaklaştırıyorlar, ölünün yanından. Neden? Niye bu acımasızlık? Şehit cenazesi olduğu zaman, benim aklıma acaba naaş, görülemeyecek kadar kötü durumda mı, sorusu geliyor. Öyle de olsa fark etmez. Allah göstermesin, ama bir yakınımı yanında olmadan kaybetsem, vedalaşmak isterim. Yüzünü görmek, saçını okşamak isterim. Onunla bir süre daha vakit geçirmek isterim! Kime ne, niye yasak, niye engel oluyorlar? Ve engel olurlarsa da yıkarım ortalığı, o son anlar için! Bilmiyorum niye, ölüye yapılanlar bana çok ters geliyor. Yüzünü göstermiyor, ama soyup yıkıyorlar. Nefes almayan, ölü denilen bebeğini göğsüne yatırmış, öpüp koklayan, okşayan anne, onlara sarılmış, usul usul gözyaşı döken baba, iki saatin sonunda yavrularının kalbinin attığını duyunca nasıl bir mutluluk yaşamış, o bebek şimdi nasıl da sağlıklıymış, ne kadar anlamlı bir örnek!