The balkon

a
a
Salı, 14 Eylül 2010 - 05:00

22 Temmuz akşamı çıkmıştı en son ‘balkon’a...

Herkesin Başbakanı gibi konuşmuştu...

*** 

Malesef çok kalmadı...

Sabaha kalmadan iniverdi aşağı...

***

Sonrası?

[[HAFTAYA]]

Havası mı çarptı suyu mu dokundu ‘balkon’un bilmem ama ‘balkon’ndan sonrası öncesini aratır oldu.

Artık çok daha hiddetli, çok daha şiddetliydi...

Öyle ki eskiden de muhalif görüş sevmezdi ama ‘balkon’dan sonra bitaraf’a da tahammül edemez oldu.

***

Kabul, herkesi sevmek zorunda değildi, ama hiç kimseyi dışlamaması gerektiğini de öğrenmeliydi.

Onu kayıtsız şartsız övenlerin “sevgili ağabeyi” olabilirdi, ama eleştirenlerin “korkulu rüyası” olmamayı da öğrenmeliydi.

***

Birinci balkon’a nasip olmadı bunlar.

***

Önceki gün ikinci kez ‘balkon’daydı Başbakan...

Elimizi çenemizin altına koyduk ve hayran hayran dinledik onu...

Ne güzel konuşuyordu...

Hoşgörülüydü, mütevazıydı ve ötekileştirmiyordu.

İnanmayacaksınız ama bir ara özür bile diledi.

***

Derin bir “oh” çektik.

Sonra ilk balkon konuşmasını hatırlayarak derin bir “of”

***

Başbakan’ı dinlerken iki şey geçti aklımdan:

Birincisi, “Tayyip Erdoğan o ‘balkon’da kaldığı sürece muhalefetin başına Klark Kent gelse iktidarı elinden alamaz.”

İkincisi, “Dua edelim de ikinci balkonun sonu birincisine benzemesin.”

Gayrı üçüncüyü kaldıracak hal kalmadı bizde!