'Topuklu ayakkabıyı ilk kez bir fahişede gördüm'

Dünyanın en gözde kadın ayakkabıcısı Christian Louboutin, Paris'te, POSTA'ya konuştu

'Topuklu ayakkabıyı ilk kez bir fahişede gördüm'

Babası Roger Louboutin marangoz. Annesi İrene Louboutin ev kadını. Paris’in 12. bölgesinde doğdu. 16 yaşında okulu bıraktı. Bir dikiş okuluna yazıldı. Aynı zamanda kuaförlük ve aşçılık eğitimi de aldığı bu okuldaki üç erkekten birisiydi. Kızların kimi arka sırada oturup cips yerdi, kimisini zengin sevgilisinin şoförü almaya gelirdi. “Hayal ettiğim gibi değildi ama lisedekinden daha mutluydum” diyor. Daha sonra Chanel ve Yves Saint Laurent’in de okulu olarak bilinen Academie Roederer’e gidip güzel sanatlar ve çizim eğitimi aldı. Akademi bitince çizimlerini gösterip müzikhollere iş başvurusu yaptı. Folies Bergeres kabaresinde staj yaparken dansçı kızların ayakkabılarının içerisine ayakları ağrımasın diye ince dilimlenmiş çiğ et koydu.

18’inde işe girdi

18 yaşında stajyer olarak Charles Jourdan’da başladığı ayakkabıcılık mesleğinin ilk yılını Fransa’nın Romans şehrinde geçen bir ‘kara sene’ olarak nitelendiriyor. “Çok çalıştırıldım ve Parisli olduğum için dışlandım. 18 yaşındaydım ve gezip tozmak istiyordum” diyor. Stajı bittiğinde Chanel’de çalıştı. Sonra da Yves Saint Laurent’da. Daha sonra ayakkabıcılığın mabedi kabul edilen İtalya’ya gitti. Sadece otel parasını ödeyen bir İtalyan’a koleksiyon çiziyordu. “Adamın tek yaptığı büroya girmek, çizimlere bakmak, bağırmak ve buruşturup çöpe atmaktı” diyor. Bir gün büroya girdiğinde İtalyan patronun annesini çizimlerini çöpten alıp ütülerken görünce aslında başarılı birisi olduğunu anlayıp İtalyan ile bağlarını kopardı. Otelini ödeyecek kimse de kalmayınca sokakta buldu kendini.

‘Başkaları için çalışmam’

“Henüz 23 yaşındaydım ve hayat yine de güzeldi” diyor. Sonra İtalya’da Sidonie Larizzi ile çalışmaya başladı. Kötü deneyimlerden sonra iyi birisiyle karşılaşmak Noel Baba’yı görmek gibi gelmişti ona. Aynı dönemde ünlü ayakkabı tasarımcısı Roger Vivier kendisine asistanı olmasını teklif etti. “Artık başkaları için çalışmak istemiyordum. Bu yüzden ayakkabı işini bıraktım. 1989 yılında park ve bahçe tasarımına yöneldim” diyor. Bir gün, antikacı bir arkadaşı “Hala ayakkabı çiziyor musun?” diye sordu. Christian Louboutin de “O bir çocukluk hayaliydi. Hayallere takılmamak lazım” cevabını verdi. Bunun üzerine antikacı arkadaşı, “Ayakkabı işine dönmek istersen Jean Jacques Rousseau sokağında bir dükkanım var. Boş duruyor. Al orayı ayakkabıcılık yap” dedi. Christian Louboutin arkadaşının da yardımıyla 1992 yılında Paris’teki Jean Jacques Rousseau sokağında ilk mağazasını açtı.

Prensesin mucizesi

Mağaza açıldıktan 1 hafta sonra Monaco Prensesi Caroline ve bir arkadaşı tesadüfen mağazayı görüp girdiler. Prenses Caroline geldiğinde mağazada ünlü Amerikan moda dergisi W’den de bir gazeteci vardı. Bu durum Christian Louboutin’in hayatını değiştiren tesadüf oldu. Prenses Caroline mağazadaki bütün modelleri çok beğendi ve hepsini satın aldı. W Dergisi’nin dükkanda tesadüfen bulunan muhabiri bunu büyük haber yaptı. Ve Christian Louboutin markası Amerikan piyasası başta olmak üzere tüm dünyada bir anda tanındı. Amerika’nın büyük toptan ayakkabı alıcıları Christian Louboutin’in kapısını çalmaya başladı. Henüz gelecek sezon koleksiyonunu hazırlamamış olmasına rağmen Christian Louboutin üretilmemiş ayakkabılarını çoktan satmıştı. Paris mağazasından iki sene sonra 1994’te New York mağazasını açtı. Bugün dünyada 48 ülkede 200’den fazla mağazada satılıyor. Dünya genelinde kendi adını taşıyan 20 mağazası var. 2009’da 200 milyon Euro’ya yakın ciro yaptı...

LOUBOUTIN İLE SÖYLEŞİ

Topuklu ayakkabı tutkunuz nereden?

Çocuktum. Paris’te lunapark alanında yapılan sıradan bir festivale gitmiştik. Hayatımda ilk topuklu ayakkabıyı orada, süslü ve seksi bir kadının ayağında gördüm. Gözlerimi kadının yüksek topuklu ayakkabılarından ayıramıyordum. Ben kadının peşinden bir çadıra girince beni dışarı attılar. Gözlerimi diktiğim o kadın şov yapacağı çadıra giden bir fahişeymiş.

Neden renkli taban?



İlk mağazamı açtığımda, 18 yıl kadar önce, ürettiğim ayakkabılar geldiğinde o simsiyah tabanlar beni rahatsız etti. Siyah tabanda kıvrımlar, topuk ve çizgiler iyi gözükmüyordu. Üzüldüm. Kırmızı oje süren bir asistanım vardı. Hemen onun ojesini aldım ve siyah tabanları kırmızıya boyadım.
Tabanlar kırmızı olunca ayakkabının görüntüsü değişiverdi. Ojeyle yaptığım o kırmızı tabanlar benim hayatımın da yeşil ışığı oldu! Christian Louboutin markasının doğuşu işte o ojede saklıdır. Ayakkabılarının tabanı kırmızı olan kadın zor unutulur ve de dikkat çeker. İşin sırrı kırmızıda...

Peki ya mavi tabanlar?

Artık mavi tabanlı ayakkabı yapmıyorum. Kısa bir süre için gelin ayakkabılarının tabanlarını mavi yaptım. Şimdi gelin ayakkabılarının içini mavi, tabanını kırmızı yapıyoruz. İngilizler, “Evlenirken üzerinizde eski, yeni, ödünç alınmış ve mavi bir şey bulunursa evliliğiniz iyi gider” derler. Ben geline yaptığım ayakkabıyla bu 4 kuralın ikisini yerine getiriyorum. Ayakkabılar yeni ve içleri mavi.

Çok kadınlı ailede büyümeniz, kadınlar için çalışmanızı mı sağladı?

Evde annem ve 4 ablam vardı. Kadın ağırlıklı bir ortamda büyümek beni kadınlara yaklaştırdı. Küçüklüğümde evdeki kadınlar beni çocuk buldukları için yanımda rahat davranmaktan ve konuşmaktan çekinmezlerdi. Bu durum kadınları iyi tanımamı ve ne istediklerini anlamamı sağladı.
Ama gelgelim; annem ve ablalarım topuklu ayakkabı hiç giymezler. Hep düz ayakkabılar kullanırlar.

Ayakkabılarınız çok seksi?

Ben ayakkabılarımı kadınların çıplak hali için çiziyorum. Yani, kadını çıplak olarak düşlüyorum ve ayağına bir ayakkabı çiziyorum. Çıplak bir kadının ayakkabısı olması onu üzerinde giysi varmış gibi göstermez. Aksine daha seksi kılar.

Revülerde dans eden kadınlardan ilham aldığınızı duydum?

Sahne şovları, müzikaller, kabareler bana büyüleyici görünür. Dans eden kadınlar çok dişi gelir. Ben de sahne için bir şeyler yapmak istiyordum. Baktım, kadınların üzerinde 2 şey var: Tüyler ve ayakkabılar. Tüyleri kuşlar verdiğine göre ayakkabıları da ben yapabilirdim. Nitekim yaptım. Dansçı kadınların yarı çıplak halleri hep ilham kaynağı oldu. Zaten ilk yaptığım ayakkabıları da dansçılara vermiştim.

Ayakkabılarınızı giymiş bir kadın görünce ne hissederseniz?

Büyük keyif alıyorum. Ama artık bu duruma alıştım. Çünkü binlerce kadın benim ayakkabılarımı giyiyor. Asıl eğlenceli olan nedir biliyor musunuz? Bazen, uzaktan, tabanını görmediğim bir ayakkabıyı beğendiğim oluyor. Daha iyi görebilmek için yaklaşıyorum, kırmızı tabanı görünce de, bu kadar dikkat çekici bir ayakkabı yaptığım için seviniyorum. Bazen de yanına yaklaşıp bakıyorum, tabanı kırmızı değil... “Tüh, bunu ben yapmalıydım” diye hayıflanıyorum, kıskanıyorum.

Modelleriniz çok taklit edilmeye başlandı. Mesela Türkiye’de...

Birebir taklit edilmek hevesimi kırıyor. Farklı bir şeyler yaratmak için çok fazla enerji harcıyorum. 13 yıldır çok yoğun bir tempoda çalışıyorum. Al sen benim bir modelimi aynen kopya et. Bu hırsızlık! Yoksa, esinlenilmeye varım. Herkes birilerinden ve bir şeylerden esinleniyor. Esinlenilmekten asla rahatsız olmam. Ama iş kopyacılığa, hırsızlığa geldi mi çok sinirleniyorum.

Neden elbise değil de ayakkabı?

Bilmem... Bu çocukluktan beri böyle. Müzede gördüğüm ‘Ayakkabıyla Girilmez’ levhasını defterlerime çizerdim. Arkadaşlarım ne zaman hoş bir ayakkabı fotoğrafı bulsa bana getirirlerdi. 13 yaşımdayken, bana, Roger Vivier’nin çizimlerinin olduğu bir kitap hediye edildi. O kitaptan çok etkilendim.

Roger Vivier ayakkabı yapıyordu ve ben o gün bunun başlı başına bir meslek olduğunu anladım. ‘Ben de bunu yapmalıyım’ dedim ve çizimlere o yaşlarda başladım. Diğer bir şekilde söylemek gerekirse; 13 yaşından beri ben ayakkabıcı olmak istiyordum.

Giysi, çanta veya aksesuar tasarlamayı düşündünüz mü?

Giysi, aksesuar tasarlamayı şu aşamada düşünmüyorum. 2003 yılından beri çanta yapıyorum. Ayakkabılarla, bütünlük sağlayabilmek için. Hepsi o...

Christian Louboutin ayakkabılar ne tip giysilerle giyilsin istersiniz?

Süprizleri seven biriyim. Başkalarının giyim tarzını görüp şaşırmayı çok severim. Bir ayakkabıyı çizerken gözümde kullanım şeklini canlandırdığım olur. Hayal ettiğim gibi giyinmiş kadınlar gördüğümde mutlu olurum. Ama bu sık olmuyor. Ayrıca önemli de değil.

Paris’in en ünlü caddesi Saint Honore’deki mağazanızın üstünde ve kapısında markanız yazmıyor?

Metal bir plaka üstüne markamızı yazıp mağazanın üstüne asacaktık. Özel izin gerekti. İzin işi uzayınca da mağaza markasız kaldı. Vitrinde ayakkabıları görenler markayı hemen tanıyor.
Bu durum hoşumuza gitmiş olacak ki; Saint Honore’nin, üzerinde marka yazmayan tek mağazası olduk. İzin alınınca markayı mağazanın üstüne asar mıyız bilmem.

Tek başına mağazanıza gelip sevgilisine, karısına ayakkabı alan erkekler oluyor mu?

Oluyor, hem de çok sık... Erkekler daima çok yüksek topuklu, seksi ayakkabıları tercih ediyor. Bir erkeğin benim mağazama gelip alçak topuklu hediye bir ayakkabı aldığını hiç görmedim. Erkekler, kadınları daima çok yüksek topuk üzerinde görmek istiyorlar.

Ya kadınlar?

Kadın ihtiyacını bilerek gelir. O arada hoşlarına gittiği için ihtiyaçları olmayan bir modeli de alıyorlar!

Kimler ayakkabılarınızı giymiş, görmek için dergilere veya kırmızı halı fotoğraflarına bakıyor musunuz?

Bakmam. Beni yadırgamayın lütfen. Bir sürü artist arkadaşım var, çoğu kendi filmlerini izlemiyor.

Erkek ayakkabısına ilgi duyar mısınız?

Erkek ayakkabılarını çok az yapıyorum. Daha çok sahne için ve kişiye özel tasarımlar... Şarkıcı Mika için spor ayakkabı yapmıştım, sonra Michael Jackson’a çıkacağı son turne için iki model hazırladım, bir tanesinde altın zımbalar vardı. Michael turneden önce ölünce ben de kendisi için yaptığım ayakkabıları Mika’ya hediye ettim.

Ne tarz ayakkabı giyersiniz?

Ben İngiliz ayakkabılarını seviyorum. Bağcıklı deri ayakkabım çok var.

Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

Fırsat buldukça trapez yapıyorum. Atölyemin tavanında bile asılı bir trapez var. Bu beni sakinleştiriyor.

Tasarımlarınızı ne zamanlar yapıyorsunuz?

Koleksiyonu baştan sona bütün detaylarıyla hazırlamam gerektiği zaman Paris’ten gidiyorum. Kendimi bir yere kapatıyorum. Telefonla bile konuşmuyorum. En az 10 gün orada çalışıyorum. İlk aşama böyle tamamlanıyor. Bundan bir süre sonra 1 hafta için tekrar bir yere gidiyorum. Nereye gittiğimin hiç önemi yok.

Yeter ki kimse bana ulaşamasın. Bu aşamada İtalya’ya da çok gittiğim oluyor. Çünkü tüm ayakkabılarımı İtalya’da üretirim. Üretim aşamasında aklıma gelen ufak tefek değişiklikleri o anda uygulamaya koyuyorum.

Tasarım ekibiniz var mı?

Tasarım ekibim yok. Tasarımları sadece ben yaparım. Kimsenin bana fikir vermesi söz konusu olamaz.

Çok iyi bir hafızanız varmış?

Hafızam çok güçlü, matematik işlemlerini kafamdan yapabiliyorum. Ama bunun tasarımlarıma bir etkisi olmuyor. Bu durumun işime olan tek katkısı şu: Aklıma bir model veya bir fikir geldiğinde hemen not etmem gerekmiyor çünkü asla unutmuyorum.

Koleksiyonlarınızı hazırlarken trendleri takip ediyor musunuz?

Hayır. Ben tasarımlarımı canım nasıl isterse öyle yapıyorum.

Kişiye özel çalışıyor musunuz?

Bende kalıpları olan devamlı ve ünlü müşterilerim var. Arayıp sipariş veriyorlar, istedikleri tasarım kalıba göre hazırlanıp gönderiliyor.

Siz ayakkabı yapmasını biliyor musunuz?

Evet, öğrendim. Üretim aşamasında hep atölyede olurum ve teknik katkılar yaparım.

Bir kadın gördüğünüzde çok beğenip şu ayakkabımı giyse dediğiniz oluyor mu?

Hem de çok sık oluyor. Sevdiğim bir modeli, kullanırken görmek istediğim kadınlara hediye ediyorum..

Röportaj: Huban Ayşem
huban.aysem@posta.com.tr

6
Yandex.Metrica