Tribünler evin içinde yerini aldı!

Salı, 17 Kasım 2009 - 05:00

Pazar akşamı, Devler Ligi’nde (Show TV) yarı final maçlarına ayrılmıştı. Maçların yapılacağı yer olarak duyurulan İnönü Stadı söz konusu olduğunda bir Beşiktaşlı olarak meseleyi kaçırmak olmazdı...

Kaçırmadım da. Fakat daha maçın ilk anlarından itibaren tribünde kendini gösteren tezahürat, olayı yerinden izliyormuşum etkisi yarattı. Galiz küfürler eşliğinde haftaya oynanacak derbinin ön hazırlığı yapılıyordu sanki...

Tribündekiler sadece Beşiktaşlı ise durum hazindi. Ortaya karışık taraftarlarsa durum provokatifti. Böyle bir ihtimali gözden kaçırıp ses düzeni yapamayan Show TV için ise dYılmaz toptan çıktı!urum rezaletti...

Televizyonda iyi iş denince elbette ki izlenir olması önkoşul. Ama her iyi iş izlenmek durumunda değil. Devler Ligi izlenmeyen iyi işlerden biri olarak unvanına yakışır bir şekilde tamamlayamadı turnuvayı.

Yarı final maçları (Pascal Nouma’nın gözünü yaşartan golü hariç) skandalla bitti. Prime time’ın ortasında önlem alınmadığı için susturulamayan küfürlerle yani...

Sanırım bu utanç hepimize yeter!

Yılmaz toptan çıktı!

Çok Güzel Hareketler Bunlar’da (Kanal D), Yılmaz Erdoğan kameralar karşısındaki varlığını yarı yarıya azalttı. Bir çok eleştirmenin ortak görüşüne kulak verdi; komplekssiz davrandı...

Durum böyle olunca skeçlerin hem süresi uzadı, hem de ortaokul piyesi kıvamından çıktı gösteri. Elbette ki izleyicinin düşüncesine de yer verildi ama birkaç cümleyle. Yetti de...

Kendi adıma Ağustos Böceği ile Karınca skecine bayıldım. Zaten Yılmaz da “unutulmazlar” arasına koydu skeci.

Özellikle de Çekirge zıplama koşusunu anlatan oyuncu her kimse kendisini TJK TV’de dinlemek isteriz!

Banu kendini kurtarmış ...

Her gazetecinin ek bir işe ihtiyacı var. Şaka gibi ama doğru. Çünkü bizim mesleğin, eğer iş takipçiliği yapmıyorsan, hiçbir garantisi yok...

Bu yüzden bileğine ek bir bilezik takan her meslektaşa gıptayla bakıyorum. Bir gün ansızın bitebilen gazetecilik kariyerinin yerine koyabilecekleri bir bilezikse eğer taktıkları...

NTV ana haber sunucusu Banu Güven önceki akşam Medya Kralı’nda (Kanal D) o bileziğini sergiledi işte...

Elinde gitarı ve müthiş yumuşak sesiyle can verdiği iki parçayla izleyen herkesi şaşırttı, yerine mıhladı...

Biliyorum, elbette Banu için bu bir hobi. Ama dedim ya, iyi gün ya da kötü gün meselesi. O gitarla kurtarmış kendisini. Hayırlı olsun...

Jürinin de yeteneklisi gerek!

Yetenek Sizsiniz (Show TV), geçen hafta yazdığımız gibi iki ila üç bölümün kolajından oluştu. Başlı başına bir yarışma yerine, reyting alabilecek karakterlerin gösterileri sergilendi...

Jürideki tek kadın Oylum Talu, programın ilk dakikalarında giydiği frapan elbiseyi 30 saniye içinde değiştirince anladık bunu. Stüdyodaki öğrenci kardeşlerimiz de değişmişti o sırada...

Acun Ilıcalı, ekranda görmeye alıştığımız tiplerin dışında bir seçkiyi taşıdı ekrana. Dramatize etti ve öyküleştirdi. Bu haliyle, sıradan bir yetenek yarışmasından çıktı program...

Ali Taran müthiş bir seçimdi. Türkiye’deki geçmiş jüri fotoğraflarına oranla koltuğunu dolduran ilk örnekti belki de. Oylum için kendisi kadar kararsız kaldım... Zaten Acun da ekrandan duyurdu; “Oylum Talu iki hafta bizimle kalacak” diye. Sonrası mı; Hülya Avşar diyorlar ki, itirazım var bu seçime...

Yarışmacının olduğu kadar jürinin de yeteneklisini araştırmaya mecburdur Acun!

Oray’ın sabrına alkış!

Oray Eğin, Star’daki işi Ya Şimdi Ya Hiç’de kendi sınırlarını da zorluyor. Yazıları gibi tahammülsüz değil oradaki hali...

Arto ve Ahu Tuğba gibi iki eskimiş reyting bombasından sonuç alma çabasını sıkıntıyla izledikten sonra, Yalçın Çakır’ın (Flash TV) yarışmasından kopup gelen anne ile kızına gösterdiği sabrı alkışladım içimden...

Kontrolün tamamen stüdyodaki kalabalığa geçtiği anlardaki çaresizliğini zamanında benzer bir iş yaptığım için iyi bilirim. Dilerim sonu benzemez...

Benimkisinde konuklar yumrukla konuşmuş, kariyerimde zor çıkan bir leke olmuştu. Allah korusun Oray’ı diyelim!

Avuç içi kadar kentler!

Kavak Yelleri’nde koca İzmir kentine avuç içi kadar kasaba muamelesi yapılıyor. Şehrin giderek artan trafiğini de hesaba katmadan adamlarımız Bornova’dan Urla’ya iki dakikada yol alıyor...

Benzer bir durum Eskişehir için de geçerli. Son zamanlarda dikkatle izlediğim Es Es (atv) isimli dizi (bu kez de cumadan pazara taşıdılar) kentte okuyan öğrencilerin hayatına bakış atıyor. Ama Eskişehir’i bilmeyenler için kente nahiye muamelesi yapan işlerden...

Toplu taşıma almış başını gidiyor Eskişehir’de ama buna rağmen gençlerin hızıyla kenti turlamak mümkün değil...

Sonuç olarak dizilerden izleyip kenti görmeye gitmek de akıl karı değil. Kılavuz karga çünkü!