Cem Kerpiççiler

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170745.cem_kerpiççiler_17.png

Tribünlerin lanetlileri!

Perşembe, 16 Nisan 2015 - 13:08

Taraftardan müşteriye geçme sürecinde bir loca meselesi üzerine!

3 Temmuz'dan önceki süreçte Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, 'diktatör' gibi davrandığı için suçlanırdı. Taraftarların müşteriye dönüştürülme sürecindeki bayraktarlığından, kendisini destekleyen taraftar grubunu baştacı edip, eleştirmeye kalkanı 'hain' ilan edişinden, istişareden hoşlanmayıp 'kendi kararını her zaman en doğru bulup' birlikte iş yapma kültüründen uzak oluşuna göndermede bulunularak 'Tek Adam' hikayesi eleştirildi. Süreç boyunca birçok konuda eleştirmeme rağmen 'dik' durmayı başarabilen, soruşturma sürecinden mahkeme safhasına kadar tel tel dökülen bir hikayedeki duruşu nedeniyle Aziz Yıldırım'a devrimci değerler atfedenler büyük bir yanılsama yaşıyorlardı. Ki bu yanılsamanın en ne görüldüğü anlardan biri Mehmet Ağar ziyaretiydi belki...

Olduğundan fazla önem atfetmek

Bir futbol kulübüne olduğundan fazla önem atfetmek, tarihsel koşulların dışına iterek hem de böyle bir endüstri haline gelen vakitlerde. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman'ın İran asıllı iş adamı Reza Zarrab'ın Vodafone Arena'dan loca almasıyla ilgili açıklamalarına bakalım isterseniz: "Ben Reza Zarrab'ı hiç tanımam. Ama kendisi iyi bir Beşiktaşlıdır. Ben, suçu ispatlanmamış birisi ile ilgili olarak karar verecek kişi miyim? Arkadaş Beşiktaşlı ve parasını ödeyerek loca almak istemiş. Almış. Reza Zarrab'dan Beşiktaşlı olduğu enerjisini aldım. Görüşmelerimizde yalan makinesi koymuyoruz, Reza Zarrab'ın Fenerbahçeli olduğu yönündeki açıklamalarını okumadım."

Yakıştıramadılar tribünlere

Futbol tüm dünyada endüstri haline geldiğinden bu yana bütün masumiyetini kaybetti. Kulüpler taraftardan çok müşteriye ihtiyaç duymaya başladılar. Önce Fenerbahçe başlatmıştı. Stadını büyütüp daha fazla seyirci geliri elde edip yıldızları Şükrü Saraçoğlu'nda parlatacaktı. Dünya yıldızlarını izlemenin elbette bir bedeli olacaktı. Ayrıca o modern yapıda şehrin arka sokaklarından gelenlere de yer olmayacaktı elbet. Durmadan bağıran, çağıran, küfreden, çamurlu ayakkabılarıyla modern hale getirdikleri yapıyı kirleten, takım kötü sonuçlar alınca yönetime de rest çekebilen, çeşitli gelir gruplarından ama genelde yoksul ve kaybedecek çok şeyi olmayanlar yakışmıyordu gıcır gıcır tribünlere.

İstedikleri sadece müşteriydi!

Kapitalizm inim inim inletirken halkları paradan başka kutsal değerleri olmayanların futbola el atmaması düşünülemezdi elbet. Markalarını kafalara kazımak için hiçbir fırsatı kaçırmayan şirketlerin iştahını da kabarttılar elbet. "Gelin sarayımızda sizin de bir yeriniz olsun. Adınızı verelim tribünlere, markanızı müşterilerinize bizim arenadan daha iyi nerede tanıtabilirsiniz ki?" Dört bir yandan futbolun üzerine çökenler için taraftar yerine müşteri gerekiyordu. Biletlere yüzde yüz zam yapmaktan da çekinmediler, kendilerini protesto eden taraftarları statlara sokmamak için her yolu denemekte de geri adım atmadılar. Pankartları da yasakladılar yasalara sığınarak yalnızca yönetimi onore edenler dışında elbette.

"Lisanslı ürün alamayanlar lanetlidir"

Takımın lisanslı ürününü alamayanları lanetlediler önce o takımı tutanların gelir seviyesine bir kez olsun göz atmadan. Daha fazla para kazanıyordu kulüp, lüks bir lokantada akşam yemeği yerine ailesiyle hafta sonu maç izlemeye gelenler için görüntü kirliliği de ortadan kaldırılmıştı. Sinema gibi maç izleyip gidenlerle doluyordu tribünler. Müşterilerin ara sıra gaza gelip taraftarları aşağılamaya çalıştıklarını hatta takımın gerçek sahibinin kendileri olduğunu yüksek sesle dile getirmeye çalıştıklarını da gördü o tribünler. Taraftarları stadyumlara sokmamak için alınan polisiye tedbirle övündüler çoğu zaman.

Hangi ruhu arıyorsunuz siz?

Daha çok para kazandılar, futbolu egemen sınıfa güzel bir yemeğin ardından tatlı tadında sunanlar aradan yıllar geçtikten sonra bir eksik olduğunu fark ettiler. Evet ya bu takımın ruhu kalmamıştı. Modern bir stad, dünya yıldızları ve lisanlı ürünleriyle tribünleri dolduran, küfür etmeyen, yüksek gelirlerinin bir kısmıyla kombine alan ya da hafta sonu eğlencesi için tribünleri dolduranlar yetmiyordu. Çünkü müşteriler takım yenildiği zaman arkasında durmayı pek de sevmiyordu. Kazanmaktan başka bir şey bilmeyip plazalarda esip duranlar verdikleri paranın hakkını almak istiyor aynı hayatta olduğu gibi yenilmeye bir an olsun bile tahammül edemiyorlardı.

Müşterilerinizle iyi eğlenceler size

Siz o arenaları yaptıkça ruh falan bulamayacaksınız. Çünkü o ruh harçlıklarını biriktirerek hafta sonu maça gelen ortaokul öğrencisi Murat, çünkü o ruh haftalığını biriktirerek cumartesi takımına koşan garson İsmail, çünkü o ruh ders kitabı almak yerine bilete para ayıran üniversiteli Mert, çünkü o ruh yağmurda ayağı ıslanmasına rağmen yerine ayakkabı almayıp tribüne koşan memur Hasan... Siz onları o stadyuma sokmazsanız tribünlerde boşu boşuna ruh ararsınız... Steril bir tribünde müşteri memnuniyeti odaklı çabalarınızla hiçbir aykırı ses çıkmadan gül gibi geçinir gidersiniz modern yapılarınızda... Böyle baktığınız vakit Reza Zarrab'ın o locayı almasını sağlayan koşulları daha iyi anlayabilir, futbol, kulüpler ve taraftarlık ilişkisine bir de bu zaviyeden bakabiliriz.