Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

TSK'nın itibar zırhı deliniyor...

Salı, 16 Şubat 2010 - 05:00

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, taktik değiştirmediği taktirde, kazanılması güç bir savaşın içinde. Geçen hafta, hemen hemen aynı şekilde, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit de verdiği tepkiyle, savaşa katıldı.

Org. Başbuğ çok kaygılı. Nedeni de çok açık. Bunun nedenlerini çok araştırdım ve şöyle bir sonuca vardım: Neredeyse iki yıldır, TSK ile ilgili iddialar ve belgeler ortaya çıkarılıyor, iddianameler düzenleniyor.

Genelkurmay Başkanı her defasında kendini ortaya atıyor, kimi zaman eline lav silahı alıp, bulunan silahların anlamsız olduğunu anlatmaya çalışıyor, kimi zaman son derece ağır sözlerle tepki gösteriyor, bazen savaş gemisinden veya sınır karakolundan “Vicdansızlıktır bu” diye haykırıyor, bazen “Yeter yahu, rezilliktir bu” diye feryat ediyor. Ancak hiçbir şey değişmiyor.

İddialar, iddianameler sürüyor. Yeni tutuklamalar, yeni belgeler gazetelere yansıyor.

Genelkurmay Başkanı veya kuvvet komutanının tepkileri, hatta “Elimizde bilgiler var, açıklarız” sözleri, beklenen etkiyi yapmıyor. Darbe planları iddiaları, gömülmüş silahlar, gözaltına alınan subaylar, kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Kamuoyu, İlker Paşa’nın tepkilerine alışıyor. Eskiden Genelkurmay’ın yazılı bir açıklaması dahi her şeyi değiştirirken, bugün en sert sözlerin dahi caydırıcılığının kalmadığı görülüyor.

Asker çok mu alıngan, yoksa...

Başbakan’ın, Org. Başbuğ’un son demeçlerine kamuoyu önünde yanıt vermemesi, “Genelkurmay Başkanı ile basın üzerinden konuşmam” dedikten sonra, askerin genelde aşırı alıngan olduğunu, artık eleştirilere de alışmaları gerektiğini söylemesi çok dikkat çekiciydi.

Anlaşılan, siyasi iktidar da bu sert tepkileri önemsememeye başlamış durumda. Turgut Özal vari “Alışırlar, alışırlar” demeye getiriyor.

Ben çok merak ediyorum, bizim dışarıdan gördüğümüz bu manzarayı acaba Genelkurmay göremiyor mu?

Böylesine iyi bilmeleri gereken, okullarında eğitimini verdikleri “Psikolojik Savaş” konusunda, nasıl olur da, daha etkin bir tutum saptayamazlar? Yoksa gerçekten şimdiye kadar hiç alışmadıkları bir ortama düştükleri için mi durumu toparlayamıyorlar?

Aslında TSK’nın komuta kesiminin önemli bir bölümü bu gerçekleri görüyor. İçlerinde hâlâ eskide kalmış olanlar var, ancak Başbuğ’un telaşı başka...

Başbuğ bütün bu gelişmelerin, TSK’nın kamuoyundaki SAYGINLIĞINI eritmeye başladığını görüyor. Bu gidiş geri çevrilemediği taktirde, askerin elindeki en önemli gücü kaybedebileceği ve ileride bu kurumun içinde de çatlaklar çıkabileceği kaygısı var. Pakistan ordusunun bugün ne hale geldiğine dikkat eden bazı generaller, bu kaygının Genelkurmay’ı ne kadar rahatsız ettiğini saklamıyorlar.

TSK’nın saygınlığı elindeki en büyük güçtür

Her ülke kendi askeriyle gurur duyar. Ordusunun üstüne titrer. Ancak, Türk toplumunun kendi askerine duyduğu saygı ve sevgiyi başka hiçbir ülkede göremezsiniz. Tüm anketlerde bugüne kadar hep yüzde 90’ın üstünde saygınlık oranı tutturmuştur.

Genelkurmay da, bu tılsımı çok iyi bilir. Hatta bu konuda öylesine duyarlıdırlar ki, üniformalarına toz kondurmazlar. İtibarlarına hafif bir gölge düşürecek en küçük olaya dahi sert tepki gösterirler. Zira, toplumun bu sevgisi, onların en büyük kapitali, en önemli korunma zırhı, en vurucu silahı, yani en etkin caydırıcı gücüdür. Bu, başka hiçbir kuruma nasip olmayan bir üstünlüktür ve TSK’ya görünmez bir korunma zırhı oluşturur.

Bu sayede, hata yapsalar dahi, hesap sorulmadı, her attıkları adım alkışlandı. Siyaset üstü bir konuma getirildi. Vatanın gerçek sahibi oldukları inancı yaygınlaştı. Yıllar boyunca bir hakem, siyaseti yönlendirme kurumu konumunda yaşadılar. Oysa şimdi bakıyoruz, TSK’nın bu dokunulmazlık zırhı delinmeye başlamış. A&G gibi en güvenilir kurumlardan birinin anketine göre, en son yüzde 87’deki oran, yüzde 20’lik düşüşle yüzde 67’ye kadar gerilemiş.

İşte Org. İlker Başbuğ’un telaşı bundan kaynaklanıyor. TSK’nın kapitalini eritmeye başlaması kadar büyük bir tehlike olamaz. Her şey kaldırılabilir, ancak itibar kaybını subaylar kaldıramazlar. Bu erozyonu giderebilmek için de “ne gerekirse” yaparlar.

Kamuoyunu kaybetmek, TSK’nın içinde de çatlaklar yaratabilir. Özetle, Org. Başbuğ’un telaşı, bugünkü “disiplinli, komutanının sözünden çıkmayan” TSK’nın, yarın çalkantılar içinde, komutanlarına güvenemeyen bir orduya dönüşmesidir. Zira unutmayalım ki, disiplinli bir ordu yaratmak için yıllar gerekir, ancak aynı ordunun bozulması çok daha kolay olur. Benim vardığım sonuç bu...

Şimdi, esas soruyu soralım: TSK’yı böyle tehlikelerden kurtarmanın yöntemi ne olmalı?

Org. Başbuğ ve kuvvet komutanlarının, bugüne kadar yaptıkları sözlü tepkilerini sürdürmeleri mi, yoksa başka türlü bir tutum mu gerekiyor? Gelin bu konuyu da yarın tartışalım...