TSK'nın medya ile ilişkileri

Perşembe, 18 Mart 2010 - 05:00

Ben Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’u demokrasi ve insan haklarına saygılı, sivil otorite ile sağlıklı ilişkiler kurmayı başarmış, entelektüel birikimi yüksek, değerli bir komutan olarak görüyorum. Türkiye’nin zor zamanlarında Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda Org. Başbuğ gibi bir ismin olmasının da şans olduğunu düşünüyorum.
Diğer taraftan bu dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) medya ile ilişkilerinin yürütülmesi açısından pek çok tuhaflığa tanıklık ediyoruz. Aslında çok iyi başlamışlardı. Genelkurmay, ihtiyaç duyulması halinde geniş katılımlı basın toplantıları düzenleneceğini ve burada farklı kesimlerden gazetecilere soru sorma imkanı tanınacağını ilan etmişti. Nitekim bunu yaptılar da... Fakat sonra ne olduysa Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ bazı gazeteleri çağırıp özel röportajlar vermeye başladı. Benim bunu itirazım var. Genelkurmay’ın haber ve bilgileri paylaşmak üzere yaptığı subjektif gazete ve gazeteci seçimleri basının haber alma özgürlüğüne ciddi şekilde zarar veriyor.
Ben daha önce çeşitli kereler dile getirdim. Türkiye Gazetesi’nde Nuri Elibol, Radikal’de Murat Yetkin ve başka arkadaşlarımız da bu konuyu ele alan yazılar yazdı.
Genelkurmay Başkanlarının, “Beğendiğim gazeteye konuşayım”, “İzlediğim televizyon programına çıkayım”, “Karargah dışındaki faaliyetlere iyi tanıdığım isimleri davet edeyim” gibi bir tercihte bulunmaması gerekir. Türk Silahlı Kuvvetleri bir siyasi kurum değildir. Bu tip tercihleri siyasetçiler yapabilirler, ki bana göre onlar da yapmamalıdır.
Medyada, “Şu siyasetçiye ya da bu siyasetçiye yakın gazetecilerden” söz etmek mümkün olabilir ancak “TSK’ya yakınlığıyla bilinen gazeteciler” gibi kategori yaratmanın hem meslektaşlarımız hem de TSK açısından sıkıntılı bir durum yaratacağını düşünüyorum.

Başbakan’ın sınır dışı uyarısı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Londra’da yaptığı temaslar sırasında, Ermenilerle tırmanmakta olan kriz hakkında önemli açıklamalar yaptı. Erdoğan halen Türkiye’de kaçak olarak çalışmakta olan 100 bine yakın Ermenistan vatandaşının ülkelerine geri gönderilebileceğini söyledi. Başbakan bundan bir iki yıl önce de benzer uyarısını tekrarlamıştı. Normal koşullarda Türkiye bu yolu hiç denemeyebilirdi fakat Amerika’dan İsveç’e kadar dünyanın farklı ülkelerinde soykırım yasa tasarılarıyla sıkıştırılan bir ülkenin bazı karşı adımlar atmasına kimsenin şaşırmaması gerekir. İnsani açıdan böyle bir gelişmeyi arzu etmesem de Erdoğan’ın bu çıkışının siyasi nedenlerini anlayabiliyorum.
Fakat burada bir endişem var. Başbakan’ın “Ülkemizde kaçak çalışan Ermenileri göndeririz” sözüyle tam olarak neyi kastettiğini anlayamayacak olan geniş kitleler bu ülkenin vatandaşı olan ve burada doğup büyümüş olan Ermeni kökenli yurttaşlarımıza karşı düşmanca bir tutum geliştirebilirler. Hrant Dink’i gözlerini kırpmadan katleden zihniyetin bu kez de meşru bir siyasi reaksiyonun arkasına sığınıp benzer yöntemlere girişmesinden endişeliyim