Türk bilim insanlarından çok acı rapor

Türkiye Bilimler Akademisi üyelerinin raporunda, 'Türkiye bir bilim/bilgi toplumu durumuna gelememiştir' ifadesi kullanıldı

Türk bilim insanlarından çok acı rapor

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), üyesi bulunan bilim insanlarının görüşleriyle, Türkiye’nin bilim ve teknolojideki mevcut durumunu içeren ’TÜBA Bilim Raporu 2009" hazırladı.

Raporda, Türkiye’de çok sayıda üniversitenin politik kararlarla kurulduğu belirtilirken, ilköğretimden itibaren Türk eğitim ve öğretim sisteminde yaşanan aksaklıklara işaret edildi ve bazı çözüm önerileri getirildi.

AA muhabirinin rapordan derlediği bilgilere göre, kitabın hazırlanmasında TÜBA üyelerinin tümüne 7 başlık altında sorular dağıtıldı ve yanıtlardan derlenen görüşler, TÜBA camiasının ortak görüşü olarak derlendi.

SAPTAMA DEĞİL, UYARI!

TÜBA Başkanı Prof. Dr. Yücel Kanpolat, raporun ön sözünde TÜBA’nın kuruluş amaçları çerçevesinde tanımlanmış görevleri arasında, "Bilimsel konularda görüş bildirmek" ve "Bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık" yapmanın bulunduğuna işaret etti.

Kanpolat, TÜBA’nın görev tanımı çerçevesinde her yıl Türkiye’nin gelişimine katkı sağlayacak, kısır çekişmeleri azaltabilecek, toplumu bilime yönlendirebilecek örnek bir yıllık rapor hazırlamayı görev sayarak kitabı hazırladığını ifade etti.

Rapora ilişkin değerlendirmenin yer aldığı bölümde ise "Raporun bir saptamadan öte bir uyarı niteliği taşımasını da umuyoruz" görüşü kaydedildi.

'TÜRKİYE BİLGİ TOPLUMU OLAMAMIŞTIR'

Raporun, "Türkiye’de Bilimin Önündeki Engeller" başlıklı bölümünde, Türkiye’de bilimsel yaklaşımların TÜBİTAK’ın kurulmasından bu yana geçen 46 yıl, TÜBA’nın kurulmasından bu yana geçen 16 yılda önemli aşamalar kaydettiğine dikkat çekildi ve "Türk toplumu 2009 yılını tamamladığımız bugünlerde, bir bilim/bilgi toplumu durumuna gelememiştir" ifadesine yer verildi.



Raporda, Türkiye’de bilimin köklü bir üst yapı kurumu olarak yer aldığı belirtilerek, şu ifadeler kaydedildi:

"Bu kurumun başlıca ögeleri TÜBİTAK ve üniversitelerdir. TÜBA, uluslararası bilim akademileri modelinde gelişme gösteren saygın bir bilim akademisi olarak bu yapının içinde küçük de olsa önemli bir yere sahiptir. Ancak bu bilimsel yapı, tümüyle kendini yönetme gücüne sahip değildir. Yönetimdeki karar vericiler, üniversitelerin yönetimi, yeni üniversitelerin kurulması gibi ülkede bilimsel etkinliği yönlendirecek kararları çoğunlukla bilim insanlarına ve bilim kurumlarına danışmadan verebilmektedir.

Zaman zaman araştırmaya ayrılan kaynaklar, politik yaklaşımlarla yeterliliğe bakılmadan dağıtılmakta, pahalı bilimsel araç gereç ve alt yapı öğeleri, bunları kullanma becerisi olmayan birimlerde atıl kalabilmektedir. TÜBİTAK ve DPT tarafından sağlanan kaynaklarla yürütülen bazı projelerde kullanılmış pek çok değerli bilimsel araç, bazı üniversitelerin laboratuvarlarında kilitli kalmakta ve ihtiyaç duyan başka araştırmacılarla kullanılamamakta, gerektiğinde bu cihazlar yeni projeler için yeniden talep edilebilmektedir."

ÜNİVERSİTELERİN DURUMU

Raporda, dünyada büyüme sancıları çeken her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de üniversite sisteminin sağlıklı olmadığına işaret edilerek, Türkiye’nin Bologna Süreci’ne katılan 45 ülkeden biri olmasına rağmen, Türk üniversiteleri arasında bu sürecin ölçütlerine uyabilen çok az üniversitenin bulunduğu kaydedildi.

Sorunların temelinde bilim camiasının görüşleri alınmadan çok sayıda üniversitenin açılmasının yattığına değinilen raporda, "Türkiye’de çok sayıda üniversitenin politik kararlarla kurulduğu" belirtilerek, şu değerlendirmeler yapıldı:

"Bu kurumlardan bazılarında üniversite olmanın ana ilkeleri olan araştırma geleneği ve özgür düşünme kültürü eksiktir, hatta bazıları meslek öğretme açısından, bir yüksekokul standardını yakalamaktan uzaktır. Pek çok üniversite mezunu gencin, diplomalarında yazan mesleği sürdürme yeterliliğine sahip olup olmadığı tartışmalıdır.



Kamu üniversitelerinde de öğretim üyeleri, devlet memuru statüsünde olup, profesörlüğe ulaştıktan sonra, emekliliğe kadar herhangi bir bilimsel üretim yapma zorunluluğu taşımadan görevlerini sürdürebilmektedir.

Bunun çözümü öğretim üyeliğinin sürdürülmesinin bilimsel üretimde bulunmaya bağlanması, yalnız az sayıda seçkin öğretim üyesine ömür boyu kürsü verilmesidir."

Sorunların çözümünde üniversitelerle ilgili kararların bilim ortamı içinde, olanaklıysa her üniversitenin kendi ortamı içinde çözülmesi gerektiğine dikkat çekilen raporda, diğer taraftan üretim kapasitesi yüksek bilim insanlarına, ücretlerinin dışında başarılarının ödülü niteliğinde primler verilmesi gerektiği kaydedildi.

TÜRKİYE’DE EĞİTİMİN KALİTESİ

Değişen dünyadaki pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de eğitimin ciddi sorunlarının bulunduğuna dikkat çekilen raporda, bu sorunların ilköğretimden yüksek öğretime kadar yansıdığı belirtildi. Raporda, "Türkiye’de ilk ve orta öğretimin ciddi bir reforma gereksinimi vardır. Gevşek müfredatlar, sorgulamaya dayanmayan, ezberci öğretim, büyük sınıflar, kolay sınıfı geçmeler, özetle kaliteye önem vermeyen, bireye değinmeden kitleleri eğitmeye çalışan yöntemler, eğitimimizin en temel sorunlarıdır" denildi.

Raporda, Türk eğitim sistemine ilişkin şu değerlendirmeler yapıldı:



"Dershane yoluyla, öğrenilmemiş hazır bilgi yüklenerek üniversiteye giren gençlerimizin bu eğitimin temelini oluşturacak matematik, fizik, kimya gibi alanlardaki yetersizliklerinin tamamlanma zorunluluğu, üniversite eğitiminin verimini düşürmektedir. Diğer taraftan yüksek öğretime dışarıdan müdahaleler, öğrenci affı, ard arda vize sınavı tekrarı gibi gibi yöntemler, üniversite eğitiminin ciddiyetini ve kalitesini önemli ölçüde düşürmektedir. Üniversite yöneticilerinin seçiminde Üniversiteler Yasası’nın eksiklikleriyle birlikte politik tercihlerin rol oynuyor olması, eğitimcilerin niteliğine bağlı olarak eğitimin niteliğini de düşüren önemli bir faktördür."

AR-GE ETKİNLİKLERİNİN STANDARDI

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 2010 yılına gelindiğinde Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ya oranının yüzde 1 seviyesine çıkabilmesi için TÜBİTAK bütçesini önemli miktarda kaynakla desteklediğinin anımsatıldığı raporda, TÜİK’in verilerine göre 2008 itibariyle bu oranın binde 73 olarak gerçekleştiği belirtilerek, "Bu rakam, OECD standartlarına uygun veriler kullanılarak hesaplanmışsa 2010 yılında yüzde 1 oranının geçilmesi beklenebilir" denildi.

Türkiye’nin bilim serüveninin yeni başladığına, 1963’te TÜBİTAK’ın, 1993’te de TÜBA’nın kurulmasının önemli bir başlangıç noktası olduğuna değinilen raporda, "Eksikleri ve hatalarının bilincine vararak bunları giderme ve düzeltme çabası içinde olan Türkiye’nin önümüzdeki 10-15 yıl gibi kısa bir sürede dünya bilim topluluğunun saygın bir üyesi haline gelmesi beklenebilir" değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye’de yönetim kademesindekilerin karar aşamasında ilgili kesimlerin görüşünü almadığı, hatta üniversitelerle ilgili kararlar alırken bilim insanlarına danışmadığı yönünde eleştiriler bulunduğuna dikkat çekilen raporda, bilimsel süreç ile siyasal sürecin farklı işlediğine dikkat çekilerek, bilim insanlarının siyasetçilerle iletişim kurabilecekleri "ortak yüz" niteliğinde yeni bir dil ve pragmatik yaklaşım geliştirilebileceği üzerinde duruldu.

BİLİM İNSANLARININ YERİ



Raporda, 2008 yılında Türkiye’de Türk bilim insanlarının Science Sitation Index (SCI) tarafından taranan yayınların sayısının 22 bin 547 olduğu belirtilerek, bu sayıyla Türkiye’nin Belçika ve Yunanistan’ı geride bırakıp 19. sıraya yükseldiği ifade edildi.

Geçmiş yıllarda Türkiye’nin listenin çok daha gerisinde olduğunun altının çizildiği raporda, ancak istatistiklerin gerçekten ağırlığı olan bilim dergilerine girebilen Türk adresli makalelerin azlığını göstermesi açısından düşündürücü olduğu anlatıldı.

Raporda, bu duruma ilişkin, "Acaba bilimsel yayın yapan bilim insanlarımızın, prestijden önce çeşitli nedenlerle kabul görmeme kaygısı gibi sorunları mı vardır? Görünen odur ki bir çok bilim insanımız açısından, yayın yapıyor olmaları yayının kalitesinin önüne geçme eğilimi taşımaktadır" değerlendirmesi yapıldı.

"HAK ETTİĞİ SAYGINLIĞI KAZANABİLMİŞ DEĞİL"

TÜBA’nın batı dünyasının köklü geleneklere sahip 350 ya da 400 yıllık bilim akademileri dikkate alındığında, çok genç bir kurum olduğuna işaret edilen raporda, "TÜBA henüz Türk toplumu içinde hak ettiği saygınlığı kazanabilmiş değildir. Akademi, özellikle sosyal bilimler alanında, TÜBİTAK’ın sahip olmadığı geniş bir potansiyele sahiptir. Akademi’de halen sosyal bilimler alanında yeterli üye yoğunluğuna ulaşılamamıştır, ancak kamuoyu önünde bu güçlü potansiyelinin varlığının vurgulanması gerekir" görüşüne yer verildi.

AA

5