Mehmet Çoşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Türk filmi tadında ilişki yanılgısı

Pazar, 22 Ağustos 2010 - 05:00

Dünkü yazımda ‘Facebook ilişkilerini, Twitter sevişmelerini’ yazdım ya, tabii günümüz kuşağının problemi bu. Bizim gibi, ilk gençliğini 1980’li yıllarda yaşamış kuşak için ilişkiler çok farklıydı. Biz ilişkilerle, seksle ilgili birçok şeyi Türk filmlerinden öğrendik, ama yanlış öğrendik. Düzeltene kadar da canımız çıktı. Şöyle sahneler vardı mesela: Kadınla erkek evin salonunda birbirine sarılır, erkek kadını öpmeye başlar, sonra kamera birden kadının ayak bileklerine inmiş elbiseyi ya da saten geceliği gösterir. Ardından sahne değişir ve kadın erkeğe, “Bir çocuğumuz olacak” der. Biz de o elbise ya da saten gecelik bileklerine indiğinde kadının hamile kaldığını sanırdık. Hamilelik böyle gerçekleşiyordu yani.

***

Ya da filmde kadınla erkek yatağa girerken gösterilir, bir sonraki sahnede kadının ağladığını görürüz. Nasıl kötü bir şey yapmışlarsa artık, kadın hüngür hüngür ağlardı. Demek ki yapmamalıyız, cıs durumu bir şey vardı ortada. Film boyunca doğru dürüst ele ele tutuşmazlar, öpüşmezlerdi. Zamanında bize ‘seks filmi’ diye yutturulan o acayip şeylerden de söz etmeliyim. Kadınlar çıplaktı, erkekler slip külotlu. Kadınlar “Ah, oh” diye sesler çıkarırlardı, erkekler şimdi hatırlayamadığım komik komik cümleler kurardı sevişirken. “Demek ki bu iş böyle yapılıyor” diye düşünmeden edemezdik. Göbekleriyle cinsel birleşmede bulunan artistler vardı diyorum size, anlayın artık. Bir de evlilik meselesi var. Türk filmlerinde delikanlı ile genç kız evlenmek için çalışır, çabalar, uğraşır, kötü adamları yener, derken nikah masasına oturur, ‘son’ yazar ve film biter. İyi de film asıl o zaman başlıyormuş, bunu öğrendiğimizde de çok geçti maalesef. Nikah masasına oturmanın değil, imzayı attıktan sonra o işi yürütmenin daha önemli olduğunu öğrenene kadar neler çektik neler. Hepimizin tarihinde bitmiş evlilikler var ne yazık ki.

***

Kadınlar hep iyiydi o filmlerde, erkeklerse kötü (Aliye Rona ile Suzan Avcı’yı ayrı tutuyorum. Önlerinde saygıyla eğiliyorum). Bir kadının da ihanet edebileceği hiç aklımıza gelmezdi. Hani olur da, kadın yolda bir başka erkekle yürürken sevgilisi tarafından görülürse olayın sadece bir yanlış anlamadan ibaret olduğu filmin sonunda ortaya çıkardı. Bu yanlış anlamalar da bin türlü drama yol açardı. Ağlatmayan film para etmezdi, sinemaya gidilirken özel dantelli mendiller hazırlanırdı. Şimdi Türk filmlerini seyrederken bana çok ‘masum’ geliyor. Her şeyi öğrendikten sonra gülümseyerek izleyebiliyoruz o filmleri. Ama zamanında hiç de masum değillermiş. Gerçek hayatla uzaktan yakından ilgileri yokmuş. Birer Ayşecik, Ömercik olamadık. Ne olduk peki? Ben işte böyle ilişkileri kafaya takmış bir yazar oldum, diğerlerini bilemiyorum.