Türk Malı bağımlılık yaratmış!

Perşembe, 01 Temmuz 2010 - 05:00

Türk Malı (Show TV) sezon finalini yaptığında içi burulan arkadaşlarım oldu. Bir şekilde alışkanlık yaratmış dizi hepsinin üstünde. Henüz müptelası olamadım bu dizinin; belki gelecek sezona kısmet... Neyse; dizi bitti diye üzülüp, dudağı büzüşenlere ilaç niyetine tekrarlar olacak kanalda. Türk televizyon tarihinin üstünde teknik olarak en çok oynanan ve takla attırılan bu dizisini özlemek için fırsatımız olmayacağı kesin... Ha, baktık ki yoksunluk krizimiz tuttu. O zaman her biri neredeyse bir dizi uzunluğundaki fragmanlarla geçiştirelim açlığımızı. Hepi topu eylüle kadar canım...

Doğurana kadar devam mı?

Korkarım ki Ebru Şallı, TV8’de devam eden pilates çalışmalarına doğum anını da katmaya azmetmiş. Kilo almamış olmakla övünse de görüntüsü net bir hamilelik resmi veriyor... Benim merak ettiğim normal insan için bile çok zor olan o hareketler karındaki bebeğe zarar vermiyor mu? Kaldı ki yanındaki arkadaşlarından biri “Dilersen bu hareketleri yapma Ebru” diye uyarı attığı halde o gülümseyerek yoluna devam ediyor. Sanırım karnından çıkacak olan çocuk genetik olarak Rambo kıvamında olacak bu gidişle. Annesi öyle azimli çünkü...

Her gün film festivali olacak!

Belli oldu ki gelecek yıl dijital platform yayıncılarının en büyük kozu ellerindeki filmler ve film kanalları olacak. D-Smart bu anlamda atılımlarını art arda sıralayarak film kanalları öznesinde yeniden belirledi kanal dizilimini... Bu arada Digitürk cephesinden de Moviemax başlığı altında beş yeni film kanalının sinyali geldi. Onlar da önümüzdeki günlerden itibaren sırayla giriyorlar yayına... Toplarsak, bu yıl dijital platformlara takılacak olursanız her gününüz bir film festivali kıvamında geçecek, müjdesi benden...

Mali halkı arkasına aldı!

Çarkıfelek’in (Star TV) hayatımıza girmesine bir hafta kaldı. O cephede değişen çok bir şey yok. Format yine aynı olacak. Eh Mehmet Ali Erbil de bildiğiniz gibi... Farkı, dekor yaratacak aslında. İlk haline, dünyada en çok kullanılan haline dönmüş çünkü. Seyirciler bu kez Mali’nin karşısında değil arkasında olacak. Bakın o cephede ne fırtınalar kopacak, göreceksiniz. Mali bu; halkı arkasına aldığında durdurmanız mümkün değil malumunuz...

NTV Spor’un ekseni kaydı...

Sezar’ın hakkını Sezar’a vererek NTV Spor’u Dünya Kupası yayıncılığı adına kutlamıştık bu köşeden. Yayıncı kuruluş TRT olmasına rağmen tıpkı Süper Lig maçlarında yaptığı gibi önde göğüslemeye devam ediyor futbol ipini... Fakat aynı iyimser notu yayın haklarını elinde bulundurduğu Wimbledon Tenis Turnuvası için düşemeyeceğim. Kötüler, özensizler çünkü... Biliyorum, bu ülkede tenis sporuna olan ilgisi Hülya Avşar Cup seviyesinin üstüne çıkmayan bir kitle var bir yanda. Ama öte yanda da kortlarda gidip gelen toplara ilgisi hiç dağılmayan bir izleyici kitlesi de mevcut... Eğer spordan anladığımız sadece futbol ise sonuna spor konmuş bir kanal çok da gerekli değil. NTV’yken de tek başına izletebiliyordunuz meşin yuvarlak meselesini... Ama madem sıfatınızı spor kanalı olarak belirlediniz eh o zaman özen bekler izleyici dediğiniz o ekrandan... Hadi kırmayın kalpleri de düzeltin şu spor yayıncılığı anlayışınızı acilen!

Kupayı Ömer Üründül kaldıracak!

TRT bir dünya yorumcuyu alıp Güney Kutbu’na taşırken maçlardan çok gösterdiği bu yorumcuların ilgi çekeceğini düşündü mü gerçekten?.. Bu sorunun yanıtını hiç bilemeyeceğiz. Ama bu Dünya Kupası denen meretten kârlı çıkan, hatta markalaşan bir isim olduğu çok net... Yakın çevrenizde bir konuyu açın. Ömer Üründül ismini telaffuz edin bir kez. Bakın peş peşe gelecek yorumlara... Üründül’ün giydiği gömlekten sevdiği yemeklere kadar tüm ayrıntılarını ezber etmiş haldeyiz izleyici olarak. Dolayısıyla kupayı kaldıran el Ömer Üründül’dür; ne dersiniz?..

Eleştirmenlerin kaderi...

Bekir Hazar, TV eleştirmenliği yazılarını bir kitapta toplamış. Önceki akşam da CNN Türk’te Saba Tümer’in konuğu olarak okuruyla buluşturdu çalışmasını... Alfa Yayınları’ndan çıkan Dikkat Yayın Var isimli kitabı elime ilk aldığımda televizyonun dönüp dolaşıp aynı noktalarda kilitlenen bir şey olduğunu gördüm... Dolayısıyla biz eleştirmenlerin aynı konuyu yıl içinde birkaç kez yazması kadar doğal bir şey yok. Bekir bunu kitabıyla belgelemiş zaten. Hayırlısı olsun...