Türkiye asla boyun eğmeyecek

Cumartesi, 15 Temmuz 2017 - 05:00

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 15 Temmuz Şehitlerini anma programında Gölbaşı’nda şehit olan ikiz polisler Ahmet ve Mehmet Oruç'un babasının konuşması esnasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gözyaşlarına boğuldu.

Erdoğan’ın gözyaşları hepimizin gözyaşlarıdır. Şehit analarının acısı hepimizin acısıdır.

15 Temmuz’un birinci yılını çeşitli etkinlikler ve programlarıyla anıyoruz. Bakıyorum, geçen bir yıl sonra Türkiye hala büyük oranda yalnız.
Dünyadaki ülkelerin çok azı bu korkunç darbe kalkışmasına karşı yanımızda yer aldı. 15 Temmuz’un ardından günler geçtikten sonra bile bir iki ülke dışında Ankara’ya ne gelen vardı ne giden.

Olsun. Önemli olan bu darbenin başarısızlığa uğratılmasıydı. Bu ülkenin insanları, milletimiz dünyada eşi ve benzerine pek rastlanmayan bir cesaret örneği göstererek tankların önüne geçti. Halkımızın indirdiği tokat herhangi bir cevap değil tam bir kahramanlık destanıdır.

O gece, gazetecisiyle polisiyle siyasetçisiyle esnafıyla hepimiz etle tırnak gibi olduk. İnandığımız tek bir şey vardı, o da Türkiye’nin, bizim ülkemiz olduğu gerçeğiydi. Bir grup haine ve alçağa bırakılacak bir ülkemiz yok.

Gerçek o zaman anlaşıldı

15 Temmuz darbe kalkışması Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde yuvalanan bir grup FETÖ üyesi tarafından gerçekleştirildi. Onlara farklı kurumlarda darbe hazırlığı yapan başka FETÖ’cüler destek oldu.

Fethullah Gülen’in liderlik ettiği bu hareket önceleri eğitim ve sosyal yardım gibi alanlarda faaliyet gösteren bir yapı görünümündeydi. Zaman içinde dini sembol ve söylemleri kılıf olarak kullanan bu yapının devleti ele geçirmek isteyen bir suç şebekesine dönüştüğü anlaşıldı. Bu süreçte Türkiye’de 17/ 25 Aralık darbesi yaşandı.
Seçilmiş hükümet ve onun temsilcileri, emniyet ve istihbarat bürokratları bir yargı darbesiyle görev yapamaz hale getirilmek istendi. Hedefteki asıl kişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Erdoğan başbakanlığı döneminde FETÖ’nün nasıl bir yapı olduğunu başta yakın çevresi olmak üzere bütün Türkiye’ye anlatmaya çalışıyordu. Kısık sesiyle meydanlara çıkıp halka gerçekleri anlatmaya çalışıyordu.

İlginçtir o dönemde Erdoğan’ın anlattıkları ve çağrıları yeterli karşılığı bulmuyordu. Bu süreç darbe kalkışmasının yaşandığı ana kadar devam etti.

Türkiye’deki milyonlar FETÖ gerçeğini ancak 15 Temmuz felaketiyle öğrenebildi. Keşke Erdoğan’ın isyanına zamanında kulak verilebilseydi. Zira görüldü ki FETÖ yapılanması sadece TSK’da değil devletin bütün kritik kurumlarında yuvalanmış, tam bir paralel devlet örgütlenmesine gidilmiş. Bir ucu bankalarda diğer ucu basında kilit noktaları tutan FETÖ’cüler adım adım köleleştirilmiş bir Türkiye planı yapmış.


Utanmadan "Kahraman" yazılı tişörtle duruşmaya gelen FETÖ'cü hain.


Devlete meydan okudular

Cumhurbaşkanı’nı suikast düzenlemek üzere hazırlık yaptığı belirlenen kişilerin yargılanmasına başlandı. Bu isimler arasında olan Gökhan Güçlü, duruşma salonuna üzerinde “Hero” (Kahraman) yazılı bir tişörtle geldi.

Açıkça devlete meydan okuyan bu kafanın cüretine bakar mısınız?  

FETÖ aldığı bu kadar darbeye rağmen hala devleti tehdit etmeye devam ediyor. Örgütün lideri Fethullah Gülen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’yi ziyareti sırasında ülkenin en etkili gazetelerinden The Washington Post’ta bir makale kaleme aldı ve yine Türkiye’yi tehdit etti.

İşin bir başka üzücü yanı Türkiye’nin terör örgütü lideri olarak iadesini istediği bu kişinin elini kolunu sallayarak dolaşabilmesi ve her yöntemi kullanarak Türkiye’yi hedef almaya devam etmesidir.

Fethullah Gülen kimi zaman bizzat FETÖ üyeleriyle kimi zamanda Avrupa’daki siyaset ve basın çevreleriyle Türkiye’yi kuşatma stratejisini sürdürüyor.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi Türkiye’nin darbe girişiminde uğradığı ekonomik kaybın 50 milyar TL civarında olduğunu açıkladı. Bu gerçekten hepimize çıkarılan korkunç bir fatura.



“Tiyatro mu dediniz?”

Türkiye’nin yaşadığı darbe kalkışması bu kadar acı bir bilanço önümüze koymuşken ben hala “Kontrollü darbe” veya “Darbe tiyatrosu” söylemlerini duyuyor olmaktan üzüntü duyuyorum. Bu tiyatro falan değil düpedüz darbe kalkışmasıydı.

TBMM bombalanmadı mı, özel hareket polisleri hedef alınmadı mı, Boğaz Köprüsü’nün önünde insanlara kurşun sıkılmadı mı, havalimanı ve kritik yerler ele geçirilmedi mi, TRT basılmadı mı?

Bunların hepsi mi tiyatroydu?

Peki ya ölenler, hayatını kaybeden, şehit olan bu kadar insanımız?

Erol Olçok, Abdullah Tayyip Olçok, Prof. Dr. İhsan Varank neredeler şimdi?

Darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevliyken komutanlığı ele geçirmeye çalışan darbe yanlısı Tuğgeneral Semih Terzi'yi alnından vurarak öldüren koruma astsubamızın direnişi de bir tiyatro muydu?

Darbeciler Erdoğan’ı ele geçirmek ya da öldürmek istiyordu. Erdoğan’ın yakınları ve ailesi, defalarca ölümle yüz yüze geldi.
Darbe kalkışması sırasında “Cumhurbaşkanı Almanya’dan sığınma istedi” veya “Yunan adalarına kaçtı” gibi kirli bilgiler yaydılar.
Sosyal medyadaki belli kanallardan aktarılan bu bilgilerin hiçbiri dogru değildi tek amacı halkın inancını direnişini kırmaktı.

“Kontrollü darbe” ve “tiyatro” yakıştırması yapanlar bunların da yanıtını vermeli.
Şunu da söyleyeyim, başka ülkelere, açık veya örtülü şekilde gelin Türkiye’ye müdahale edin gibi çağrılar yapılmasını da utanç verici buluyorum.
Şurası kesin, Türkiye ile birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “diktatör” ifadeleriyle hedef alınıyor, hedef gösteriliyor. Erdoğan’ı bypass ederek Türkiye’yi yalnızlaştırmak, itibarsızlaştırmak istiyorlar.

Müttefiklerimiz nerede?

Yanıt bekleyen çok soru var. ABD istihbarat kuruluşlarının bütün bu yaşananlardan hiç mi bilgisi olmadı, İncirlik’teki tanker uçaklar kullanılırken NATO darbeyi haber almadı mı? Rusya en kritik bilgileri Türkiye ile paylaşırken müttefiklerimiz neden sessiz kaldı? Darbe kalkışmasından sonra ilk 24 saat bazı ülkeler TSK içindeki alçaklara neden “Bizim çocuklar” muamelesi yaptı?

Türkiye yalnız bırakıldı.

Bugün baktığımızda o günlerde gösterdiği tutumun bir hata olduğunu hissettiren ABD Ankara ile belli mesafede temas kuruyor. Avrupa Birliği ise sırtını dönmüş durumda. 15 Temmuz’dan bu yana Ankara’ya İngiltere dışında gelen büyük devlet lideri olmadı.

Almanya’da, İsviçre’de “Erdoğan’ın şakağına namlu dayanmış şekilde” gösterilen pankartları açan teröristlerin de FETÖ’cülerin de anlaması gereken birşey var. Türk milleti, vatanına, liderlerine yönelik bir saldırı girişimi olduğunda tek bir yürektir.

Hükümetle ve siyasi iktidara karşı her türlü eleştiri, görüş demokratik ve meşru yollardan dile getirilebilir. Ancak Türkiye’de iktidarı değiştirmenin tek yolu sandıktır.
Çare hukuk devleti ilkelerinden taviz vermeden mücadele etmek ve demokrasiyi güçlendirmektir. Laiklik cumhuriyetimizin temel ilkelerinden biri. Bu temel prenipten asla taviz veremeyiz.

Dün FETÖ yarın ise başka bir örgüt, din istismarıyla devleti bir kez daha ele geçirmeyi deneyebilir.

Cumhurbaşkanı’nın cesareti ve halkı meydanlara çağırması hiç kuşku yok ki 15 Temmuz’un en önemli kırılma noktasıydı. Başbakan Binali Yıldırım’ın televizyona bağlanıp soğukkanlı açıklamalar yapması, bu darbe kalkışmasının başarılı olamayacağını net şekilde ortaya koyması da çok önemli bir dönüm noktasıydı.
Her şeye rağmen 15 Temmuz gecesi sessiz kalıp acaba Erdoğan mı, Gülen mi kazanacak diye bekleyenler de oldu. Herhalde en iyi cevabı yine sokaktan aldılar. Türkiye’de demokrasi dışında başka bir çıkış yolu yoktur ve bunun en büyük teminatı milletin kendisidir.