Türkiye Avrupa'nın Çin'i olacak

Salı, 23 Şubat 2010 - 05:00

2010’un Türkiye için çok daha iyi bir yıl olacağını söyleyen Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, ”Bütün dünyadaki dev firmaların radarları, Türkiye’ye dönmüş durumda. Hepsi Hindistan’a, Çin’e gitmeyecek. Türkiye’ye de gelecek. Belki Türkiye, Avrupa’nın Çin’i olacak” dedi.

Dün konuştuğum işadamı ve yöneticilerin hepsinin kafası karışıktı... Kimse yaşananlara bir anlam veremiyor. ‘Hangisi doğru, hangisi yanlış’ belli değil. Tam bir toz bulutu içinde şirket yönetmeye, büyük yatırım ya da strateji kararları almaya çalışıyorlar.

Dünyanın geçtiği büyük krizin etkilerinin tamamen ortadan kalkmadığı bir ortamda, Türk iş dünyası bir de ‘iç siyasi’ sorunlarla mücadele ediyor. Dün meydana gelen ‘tutuklama’ kararları ve devam eden ‘yargı tartışmaları’, bunların üzerine ‘tuz biber’ ekti.

Böyle bir ortamda yol alan yönetici ve işadamları ne düşünür? Daha henüz son haberler gelmeden bu soruyu, Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer’e sormuştum. Çok değil, cuma günü yaptığım görüşmede, Dinçer, hem bu konuya hem de ekonomi ve bankacılıkla ilgili diğer konulara değindi, önemli değerlendirmeler yaptı.

‘Türkiye’ye inanan’ ve ‘Krizi iyi yönettik’ düşüncesini öne çıkaran Suzan Sabancı Dinçer’in, değerlendirmelerini 10 başlık altında topladım. Dinçer’in değerlendirmeleri, her şeye rağmen, Türk iş dünyasının moralini yukarıda tutmayı başardığının da bir göstergesidir diye düşünüyorum:

1. Yüzde 4.5-5 büyüme Ben Türkiye’de 2010’un müspet geçeceğini öngörüyorum. Çok daha iyi bir yıl olacak. Ben de hükümette daha yüksek, yüzde 4.5-5 oranında büyüme bekliyorum. Özellikle 6’ncı aydan sonra bu müspet etkiyi daha fazla görürüz diye düşünüyorum. Bizde işsizlik gibi yapısal bir sorun var. Ekonomi hızlı büyürken de Türkiye’de işsizlik sorunu o büyüme hızına paralel düşmedi. Dolayısıyla bu önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor.

2. Türkiye öne çıkıyor

Dünyada yatırım yapılacak ve güven veren ülkelerin sayısı azalıyor. Çok sayıda ülke çeşitli sorunlarla uğraşıyor. Buna karşılık Türkiye, konumu, insanının çevik ve girişimci yapısı, profesyonellerinin akıllı ve çalışkan oluşuyla farklılaşıyor. Biz çok krizler yaşamış bir ülkeyiz. Türkiye’de bir disiplin ve dayanıklılık var. Biz bunu koz olarak kullanabilmeliyiz.

3. Büyük şirketler gelecek

Önümüzdeki dönemde yeni iş ve istihdam yaratacak yeni yatırımları teşvik etmeliyiz. Hem içeriden hem de dışarıdan yatırıma ihtiyacımız var. Bu dönemde bize Doğu’dan da Batı’dan da ilgi var. Bütün dünyadaki dev firmaların radarları, gözü Türkiye’ye dönmüş durumda. Hepsi Hindistan’a, Çin’e gitmeyecek. Türkiye’ye de gelecekler. Belki Türkiye, Avrupa’nın Çin’i olacak.

4. İstihdam çok önemli

Bu bakımdan yeni istihdam ve yatırımlar için ne gibi teşvikler getirilebilir diye bakmamız lazım. Zaten TÜSİAD’ın ziyaretinde Sayın Başbakan istihdam konusuna değinmiş ve ‘birlikte çalışalım’ önerisini getirmiş. Çok doğru. Bence iş dünyası, sivil toplum örgütleri ve devletimiz, istihdam konusunda birlikte çalışmalı. Ne yaparız da yeni yatırım getiririz diye düşünmeliyiz. Yeni yatırım ve istihdam, Türkiye’yi zenginleştirir.

5. Yabancı sermaye gelecek

2010 yılında yabancı sermaye girişinde artış bekliyorum. Doğu’da, Batı’da da kuvvetli şirketler var. Yaşanan krizden her şirket yara almadı. Bankalar da öyle. Krizi sağlam, yara almadan atlatan bankalar var. Lehman battı, ama bir Goldman Sachs gibi krizi sağlam atlatanlar da oldu. Kuvvetli olanlar bir yere yatırım yapacaklar. Dolayısıyla Batı’dan da ben bir yabancı sermaye girişi bekliyorum.

6. İş dünyasının morali yüksek

İş dünyasının moralini çok iyi görüyorum. Türk iş dünyası bana göre çok krizler, çok ekonomik zorluklar gördü ama hep bir arada oldu. İş dünyası çok dirayetli, çok güçlü ve çok pozitif... Türkiye’nin son yıllarda özgüveni çok arttı. Ülkemiz çok değişti. Türkiye’nin şu 10 yılına, ihracatına, ithalatına bakarsanız, bu değişimi görürsünüz. Türkiye çok müspet bir yolda. Türkiye’nin artıları çok daha yukarıdadır.

7. Huzursuzluk var ama...

İş dünyasının işe ya da yatırım stratejilerine bakışta bir olumsuzluk görmüyorum. Ama tabii ki; bu son gelişmeler, hiç kimse için, sadece iş dünyası için değil, sade vatandaş için de olumlu değil. Kimse kendi memleketinde huzursuzluk istemez. Çünkü, biz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Bu ülkede yaşıyor, bu ülkeye yatırım yapıyoruz. Yatırım yapmaya da devam edeceğiz. Dolayısıyla keşke bu olumsuz olaylar az olsa. Ama başka yerlerde, örneğin İtalya’da, İspanya’da, Güney Amerika’da da benzer sıkıntılar oluyor.

8. Türkiye krizi iyi yönetti

Türkiye’de hiç risk görmüyorum. Ben krizin başında da söylemiştim, ‘Türkiye’yi çok pozitif görüyorum ve Türkiye bu krizi iyi yönetirse, 10 yıl ileri gider’ demiştim. Ben bunu aynen tekrar etmek istiyorum. Türkiye krizi iyi yönetmiştir, başarılı bir performans göstermiştir, krizde kesin öne çıkmıştır. Gerek Batı gerek Doğu’da yatırım yapacak büyük şirketlerin radarındadır. Bu, bizim için de, büyük şirketler için de rekabet demektir. Çünkü, buraya ilgi var. Türkiye, bugün üst üste farklılığını göstermiştir. Şimdi bu rüzgarı arkamıza alarak farklılığı daha iyi kullanmak hepimizin görevidir.

9. Bankalar güvertede mi?

Bence Bakan öyle söylemedi. Bakanların öyle söylediğini sanmıyorum. Hepsi de dirayetli, bilgili, deneyimli kişiler. Türkiye’de bugün bankacılık iyi durumdadır. Neden iyidir? Çünkü, 2001’de çok ağır kriz yaşadık ve 50 milyar dolara yakın bir fatura ödedik. O faturanın sonunda Türkiye’de çok büyük önlemler alındı. Bu önlemler sayesinde bankacılık çok kuvvetlendi. Bu kuvvetli bankacılık sayesinde Türkiye’nin rating’i arttı, Hazine borçlanmada sıkıntı yaşamadı. Türkiye’nin önü açıldı.

10. Kredi verme sorunu yok

Bankalar kredi vermedi değil, kredi veriyorlar. Ama burada ‘kredi buluşması’ çok önemli. Vereceğiniz kişi ya da firmanın alıcı olması lazım. Alıcılara da bankaların verici olması lazım. Dolayısıyla, kredibiliteli kişiye verme, kredibilitesi olmayana da vermemedeki karar, bankacıların profesyonel işe bakışıdır. Bankalar her zaman kredi vermek zorunda. Bu bizim ana işimizdir. Ama kredi verirken de dikkat etmek zorundalar. Çünkü, bankaların mevduat sahibine sorumluluğu var. Biz insanların varlıklarının, birikimlerinin koruyucusu oluyoruz. Bu parayı verirken, dikkatli olmanız gerekiyor.