Türkiye başkaldırıyor, nükleer yakıt üretecek

a
a
Çarşamba, 29 Aralık 2010 - 05:00

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen cumartesi günkü, 2010’un muhasebesini yaptığı o çok konuşulan 3.5 saatlik maraton basın toplantısında son derece önemli bir şeyin farkına vardım. Belki sizler çoktan biliyorsunuzdur. Bana dudak büküp “Ooooo günaydın arkadaş” diyebilirsiniz. Kusura bakmayın, ben şimdi farkına vardım ve benim gibi henüz durumu görmemiş olan okurlarıma anlatmak istiyorum. Farkına vardığım konu, Türkiye’nin 2020’lerde dünyadaki yerini etkileyecek. Ülkemiz ya ikinci ligde kalacak veya 1’inci ligde top dolaştıracak.

[[HAFTAYA]]

Konu, nükleer enerji sahibi olup olmamakla ilgili. Eğer Türkiye, ekonomisini doğum oranının üstünde büyütmek ve zengin ülkeler arasına girmek istiyorsa, enerji kaynaklarını çoğaltmak, çeşitlendirmek ve dış kaynaklara bağlılığını azaltmak zorunda. Ne gazımız var, ne petrolümüz. Ekonomimizi büyütmenin tek yolu, ağırlıklı şekilde nükleer enerji sahibi olmaktan geçiyor. Bugüne kadar çok geç kaldık. Bundan sonra ise, hiç zaman kaybetmemek gerekiyor. Ancak bunu yapabilmek çok zor. Zira bu enerjiye, dışa bağımlı olmadan sahip olmak için kendi yakıtınızı üretmek zorundasınız. Buna da büyük ülkelerin izni gerekiyor.

‘Bize sormadan nükleer enerji sahibi olunmaz!’

Nükleer konusunda dünyada 4 kategori var.

1- Nükleer kulüp üyeleri:

ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin. Bunlara 5’li çete denebilir. Hem nükleer silahları var, hem de nükleer yakıt üretiyorlar. Bu beşli, NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması) sayesinde, kendilerinden başka kimsenin nükleer silah sahibi olmasını istemiyor ve dünyayı kontrol altında tutuyor. Dünyadaki nükleer enerjinin hammaddesi sayılan nükleer yakıt üretimine hakimler.

2- Kaçak nükleerciler: Pakistan, Hindistan, Kuzey Kore ve İsrail büyük abilerinin koruması veya göz yumması sayesinde kaçak nükleer bomba yaptılar. Kendi nükleer enerjilerini de üretebilmektedirler. Kaçak olduklarından dolayı, nükleer yakıt piyasasına pek çıkamamaktadırlar.

3- Silahı olmayan ancak nükleer yakıt üretebilenler: Nükleer enerji veya nükleer bomba sahibi olabilmek için, nükleer fabrika ve bunu besleyecek nükleer yakıt üretmek ya da satın almak gerekiyor. Bombası olmayan, buna karşılık sadece nükleer enerji fabrikaları için nükleer yakıt üreten ülkeler de şunlar: Arjantin, Brezilya, Japonya, İsveç, Belçika, Kazakistan, İspanya, Güney Kore, İran.

4- Dımdızlak olan fakirler: Geri kalanların ne nükleer enerji programları, ne de nükleer silahları var. Yani dımdızlak (çırılçıplak), fakir kalmış olanlar. Ne yazık ki, bunların arasında Türkiye de var.

Türkiye sınıf atlamak 4’ten 3’e çıkmak istiyor

Türkiye’nin çok tartışılan İran politikasının altında da, işte bu hazırlık yatıyor. Ankara, büyüyebilmek için nükleer enerji fabrikaları kurmayı ve nükleer yakıt üretmeyi planlıyor. Yani yukarıda gördüğünüz listedeki 4’üncü kategoriden 3’üncüye çıkmak için düğmeye basmaya hazırlanıyor. Bunun için de, 5’ler çetesinin baskısından kurtulmak istiyor. Zira 5’ler, nükleer silah sahipleri artmasın diye, her yakıt üreticisine öylesine sıkı normlar koyuyor, öylesine denetimler getiriyor ki, ülkelerin canına okuyor. Atom Enerjisi Komisyonu, her şeyi didik didik arıyor. Türkiye, kendine nihayet yeni bir nükleer enerji politikası hazırlıyor. Nükleer yakıt üretmek üzere kolları sıvıyor. Bundan dolayı da, bugünkü düzene başkaldırıyor. Sadece nükleer enerji değil yenilenebilir enerji de (güneş, rüzgar, deniz dalgaları vb.) Türkiye’de yaygın olarak kullanılmalı. Hem çok güneş alan hem de rüzgarları bol bir ülkeyiz. Ayrıca nükleer enerjide hangi teknoloji kullanılacak? Atıklar konusu ne olacak? Nereye santral veya santraller kurulacak? Bunlar çok ince hesaplanmalı, üzerinde çok iyi çalışılmalı... Ülkemiz başarabilecek mi bilemiyorum ancak nükleer arenaya çıkma kararı ile doğrusunu yapıyor.

‘İran’ı kara gözleri için desteklemiyoruz...’

Davutoğlu’nun basın sohbetinin belki de yarıdan fazlası, İran politikasıyla ilgiliydi. En çok şu iki soru soruldu: “Nedir bu İran tutkusu?” “Biz bu kadar risk alıyoruz, ABD ile ilişkilerimizi bozma pahasına destek veriyoruz, İran bizim için ne yapıyor?” Medya en çok bu konuda meraklıydı. Davutoğlu, soruları yanıtlarken, gerekçe olarak, Türkiye’nin hem kendi nükleer enerji politikasını hazırlama çabalarını yani ileride İran ile bu konuda işbirliği olasılığını, hem de genel politikasını örnek gösterdi.

- Uluslararası kamuoyunda dikkatleri çekmek, farkındalığın görülmesini sağlamak...

- İki ülke arasındaki ticareti birkaç misli arttırabilmek...

- Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan ihracatının geçtiği yolu güvenceye almak...

- İran’ın ABD ile savaşması veya sürtüşmesi durumunda, Türkiye’nin uğrayacağı büyük ekonomik ve insani zararlardan kurtulma çabası...

- Amerika’nın, İran’a ambargo koyarken, başta kendileri olmak üzere, Avrupa, Çin ve Rus şirketlerini kollarken, Türkiye’ye bir defa dahi danışmamasına duyulan tepki...

Türkiye, İran’ın 3’ten 2’nci kategoriye çıkmasına karşı

Benim de en çok merak ettiğim konulardan biri, İran’ın nükleer enerji yapıyorum derken, bir gün karşımıza nükleer bomba sahibi olarak çıkmasıydı. Zira, nükleer enerji ile nükleer bomba arasındaki çizgi belirsiz. Denetimi de yok. İranlıların sözüne inanmanın ötesinde bir şey yapamıyorsunuz. Ya yarın İran “Kusura bakmayın, sizi yanılttım. Ancak böyle davranmak zorundaydım. Zira İslam adına bu bombaya çok ihtiyacımız var. Valla sizi vurmayacağız, merak etmeyin” dese, ne olacak? Yapacak hiçbir şeyimiz yok. Kendi kendimize bir canavar yaratmış olacağız. Davutoğlu bu sorulara “Aksi ispatlanana kadar İran’a güvenmek zorundayız” diye yanıt verdi. Bakana göre, Türkiye İran’ın 3’üncü kategoride (Nükleer enerji sağlamak için yakıt üreten ülke) kalması ve 2’nci kategoriye (nükleer silah sahibi olan ülke) çıkmaması konusunda son derece kararlı. Bu konuda da, tüm İranlı yetkililer sürekli şekilde uyarılıyor. Türkiye’nin temel politikası, bakanın ağzından aynen şöyle: “ABD’ye, İran’ın 2’nci kategoriye çıkmaması için sana destek veririm. İran’a da, 3’üncü kategoride kalabilmen için tüm desteğim senden yana, diyoruz.” Ankara, İran’ın 3’üncü kategoride kalabilmesi için şeffaf olması ve bir an önce Atom Enerjisi Komisyonu’nun denetimine girmesi için çalışıyor. Öte yandan da, Amerika’nın veya İsrail’in İran’ı vurmasını önlemeye uğraşıyor. Zor ancak yapılması gereken bir iş...