Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Türkiye, bölgenin yükselen yıldızı, ancak...

Salı, 10 Kasım 2009 - 05:00

İktidarların bazıları çok şanssızdır. Ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar başarılı kararlar alırlarsa alsınlar, toplumlara yaranamazlar. Bazıları da uluslararası konjonktürün kurbanı olurlar. Ne kadar parlak politika üretirlerse üretsinler, uluslararası gelişmeler önlerini kapar.

Tayyip Erdoğan, neresinden bakarsanız bakın, şanslıların başında geliyor. İçeride ve dışarıdaki konjonktür, ona yardımcı oluyor.

Tabii bu arada hakkını da verelim, Başbakan bu ortamı iyi kullanmasını da biliyor.

Türkiye şu sıralarda, bölgenin yükselen yıldızı konumunda.

Perşembe günkü Amerikan Herald Tribune gazetesinde, tanınmış yazarlardan Patrick Seal’in bir makalesi vardı. Türkiye’nin yıldızının nasıl parladığını anlatıyordu.

ABD’nin Irak istilasının, iki ülkeye yaradığına dikkat çeken Seal, bunlardan birinin İran, diğerinin de Türkiye olduğunu anlatıyor. İran’ın, bu sayede bölgedeki etkinliğinin arttığını, Türkiye’nin ise “güçlü ve bağımsız bir aktör” olarak ortaya çıktığını yazıyor. Ankara’nın eskisi gibi Amerika’nın sözünden çıkmayan bir müttefik olmadığının, aksine komşularıyla sorunlarını çözen, sertlikle değil yumuşak yaklaşımıyla bölgeye denge, barış ve güvenlik getirdiğinin altını çiziyor.

Son aylarda bu tip yazıların sayıları çok artmaya başladı.

Eskiden askeri gücünü gösteren, en ufak bir anlaşmazlıkta “Asker cepheye” yaklaşımıyla ortaya çıkan Türkiye’nin şimdi, aksine arabulan, barışa katkıda bulunan bir imajından söz ediliyor.

Yeni oyun kuralları getiren ve uzunca bir süredir ihmal ettiği bu bölgede rol oynamaya başlayan bir Türkiye var karşımızda.

Alkışları da Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu alıyor.

Eğer bu yaklaşım sürdürülebilirse, Ankara sadece siyasi değil, bu ortamın ekonomik getirilerini de cebine koyabilecek.

Benim kuşkum da bu, acaba tam anlamıyla yararlanabiliyor muyuz?

Acaba Başbakan Erdoğan, bir yandan önemli açılımlar yaparken, öte yandan küçük sorunlar ve gereksiz gerilimlerle boşu boşuna puan kaybetmiyor mu?

Üslup sorunu ve gereksiz gerilimler...

Yukarıdaki soruları eminim sizler de kendi kendinize soruyorsunuzdur. Böylesine altın bir dönem yaşayan bir ülkeyi yönetenlerin, gereksiz kavgalar içine girmelerinin nedenini sorguluyorsunuzdur. Beni de etkilediğinden dolayı, ilk aklıma gelen de, Doğan Grubu ile girişilen kavga oluyor.

Dışarıda ve içeride bu kadar önemli adımların atıldığı, mümkün olduğunca desteğin toplanması gerektiği bir sırada, Başbakan neden medya ile kavga ediyor, anlayamıyorum. Oysa, onun neler yaptığını değerlendirebileceklerin çalıştığı bir grubu böylesine karşısına almanın mantığını bulamıyorum.

Emekli Büyükelçi Murat Sungar’ın, perşembe günkü Radikal’deki makalesi de, bu resmi adeta tamamlıyordu.

Sungar, Başbakan’ın dış politika ve içerideki açılımlarını destekliyor. Bunların doğru adımlar olduğunun altını çiziyor. Türkiye’nin yükselen gücünün farkında olduğunu, uluslararası konjonktürün sağladığı avantajlardan da yararlanarak, çok yönlü bir politika izlediğini belirttikten sonra, “Amma...” diye devam ediyor.

Başbakan’ın üslubuna dikkat çeken Sungar, önemli bir uyarıda bulunuyor. İrticalen yaptığı konuşmaların yapmak istediklerini gölgelediğine dikkat çekiyor:

“...Çok yönlü politikalar belirli bir olgunluk, sofistikasyon, görgü gerektirir. Uygulamada irticalen yapılan söylemlere yer yoktur. Hele hislerle hiç hareket edilmez... Son dönemde Türk dış politikasıyla ilgili yapılan iç ve dış değerlendirmeler, politikanın özünden ziyade kullanılan üslubun bir yansıması görünümü vermektedir. Nasıl ki algı gerçek kadar gerekliyse, üslup da politika kadar önemlidir. Bir konuyu savunma üslubunuz, uygulamak istediğiniz politikaya uymazsa o politikanın yerini alır ve eğer siz devletin zirvesindeyseniz, kolay kolay da değiştirilemez. Böyle bir durum ise, istenmeyen algılamalara sebep olur. Bugün karşı karşıya olduğumuz sorun budur...”

Sungar’ın uyarısına keşke Başbakan kulak verebilse.

El Beşir olayında, moral açıdan haksızdık, Allah’tan gelmedi

İşte bir diğer abartılı tutum örneği, Ankara’nın Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir’in İSEDAK toplantısına gelişiyle ilgili gereksiz tutumuydu.

Türkiye, teknik açıdan haklıydı.

El Beşir, İKÖ’nün (İslam Konferansı Örgütü) davetlisi olarak İstanbul’a geliyordu. Resmi davetli değildi. Ayrıca, yine teknik açıdan haklı olduğu diğer bir nokta, Sudan Cumhurbaşkanı hakkında BM Güvenlik Konseyi kararı yoktu. Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni tanımadığından dolayı, kararlarına uymak zorunda değildi.

Ancak Türkiye moral açıdan haksızdı.

Gazze’de İsrail’in Filistinlileri öldürmesine büyük tepki gösteren Türkiye, El Beşir’in öldürdüğü binlerce insanı görmezden geliyordu. Musevi öldürünce suç oluyor da, Müslüman öldürünce suç olmuyor muydu? Erdoğan’ın ısrarı, Türkiye’yi gereksiz bir uluslararası baskı altına soktu. Avrupa Birliği ve de Amerika tepki göstermekte haklıydılar.

El Beşir’e bu kadar arka çıkarsanız, Türkiye’nin genel gidişini izleyenler, tutum değişikliklerini alt alta yazdıklarında, ister istemez yön değişimi olduğu sonucuna varırlar. İsrail’i döverken, Müslümanlara toz kondurmadığımız sonucuna varırlar.

Allah’tan El Beşir, Cumhurbaşkanı Gül’ün dolaylı uyarısını aldı, Türk ve uluslararası kamuoyundan gelen olumsuz sinyalleri görüp, Ankara’yı güç duruma sokmamak için gelişini erteledi de, Türkiye yine gereksiz bir suçlanma kampanyasından kurtuldu.

Yıldızı parlayan Türkiye’nin böylesine özensiz adımlar atması, hoyratça prestijini zedelemesi, kendi kendini yaralamaktan başka bir şeye yaramıyor.