Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Türkiye çırpınıyor, Azeriler ise hiç oralı değiller

Perşembe, 15 Nisan 2010 - 05:00

WASHINGTON- Washington’da Türk heyetinin haline baktım, hem içim acıdı, hem de fena halde kızdım.

Başbakan Erdoğan bir toplantıdan çıkıp diğerine giriyor, bir salondaki görüşmeden bir diğerine koşuyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da aynı şekilde, sürekli görüşmeler yaptı ve dil döktü.

Nedeni de, 24 Nisan günü Başkan Obama’nın yapacağı açıklamada soykırım kelimesini telaffuz etmemesi ve geçen yılki gibi, Ermeniler açısından belki aynı anlama gelen “The Meds Yeghern” demesi için Amerikan yönetimini ikna çabası. Hemen her yıl bu rezilliği yaşıyoruz. Her yıl Türk-Amerikan ilişkileri geriliyor. Karşılıklı şantajlaşmaya kadar giden sözler söyleniyor.

Her yıl Amerikan Kongresi’ne soykırım tasarısının gelmemesi için olağanüstü çaba harcanıyor.

Soykırım kelimesi, Türkiye’nin yakasını bırakmıyor, Türk yetkililer de her yıl bu kâbustan kurtulmak için perişan oluyorlar. Uzun yıllardır ilk defa bu kısır döngünün kırılabileceği ve soykırım sorununun hiç değilse bir süre için dondurulabileceği bir mekanizma bulundu. Protokoller, bu açıdan tarihi bir yol ayrımıydı.

Tam düğmeye basılmıştı ki, Bakü’den müthiş bir tepki çıktı.

Bu tepkinin nedeni, Türklerin geç bilgi vermeleri mi, yoksa Azerilerin gelişmeleri küçümseyip sonradan ayılmaları mı, burada tartışmak istemiyorum.

Türk mezarlığındaki bayrağı indirmekten Ankara’ya yönelik en sert sözlere kadar tırmanan tepkiler sonunda, Erdoğan geri adım attı ve Karabağ sorununu da bu protokollerin bir parçası durumuna soktu.

Bu defa Ermeniler ve Amerikalılar ayaklandılar. Türkiye’yi, yeni bir ön koşul yaratmakla suçladılar.

Oysa Ankara, sadece Bakü’yü rahat ettirmeye, onları yalnız bırakmadığını göstermeye çalışıyordu, o kadar. Ankara, başındaki en büyük dertten kurtulmak yerine, Azeri kardeşlerimizin Karabağ sorununu ön plana çıkarıyordu. Türkiye sadece kendi çıkarını düşünse daha farklı davranabilirdi. Türkiye’nin Azerbaycan’a ihtiyaç duyduğundan daha fazlasını Azerilerin Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu düşünebilir ve dayatabilirdi. Yapmadı. Başbakan, Cumhurbaşkanı Aliyev’in ayağına kadar gidip gönlünü aldı. Peki, buna karşılık Azeri kardeşlerimiz ne yapıyor dersiniz?

Azeri kardeşlerimiz sadece seyrediyor, hafifçe de alay ediyorlar

Bütün bu kavga yaşanırken, hiç alınmasınlar, ancak Azeri kardeşlerimiz sadece uzaktan seyretmekle yetiniyorlar.

Sorarım sizlere, Azerbaycan bugüne kadar bir gün dahi, soykırım mücadelesinde Türkiye’nin yanında rol aldı mı? Kongre çalışmalarında destek verdi mi? Örneğin hangi PR şirketini tutup dolaylı bir kampanyaya katıldı?

Ben hiç hatırlamıyorum.

Varsa, lütfen söyleyin ve beni şaşırtın. Bakü seyirci kaldı.

Hâlâ da seyretmeyi sürdürüyor.

Türkiye’yi kendilerine muhtaç bir ülke gibi görüyorlar. Bazı konuşmaları, açıkça söylememelerine rağmen “Biz zenginiz, siz de bizim istediğimizi yapmalısınız” anlamına geliyor. Bir afur tafur ki, sorma gitsin.

Genel havaları, Türkiye’yi doğru yola getirdik, Türkiye’yi dize getirdik, çağrışımı yapıyor.

Ben genelde böylesine alıngan bir insan değilimdir. Hele milliyetçiliğin karanlık koridorlarında da hiçbir zaman kaybolmam.

Ancak, Washington’da yaşananları izlerken, ister istemez bu çarpıklık dikkatimi çekti.

Unutmayalım ki, her şey liderler arası ilişkiler veya resmi temaslardan ibaret değildir. Halklar arasındaki sevgi ve saygıyı zorladığınız veya bozduğunuz anda, liderler ne derlerse desinler, kırdığınız kalbi bir daha birleştiremezsiniz.

Ben de, Türkiye’nin Azerbaycan’ı görmezden gelemeyeceğine inananlardanım. Bunun ucuz gaz veya petrol alımıyla ilgisi yoktur. Türkiye’nin varlığı,

Azerbaycan’a da çok şey katmaktadır. Bu ilişkinin kırılması veya hırpalanması, Türkiye’yi çok üzer, ancak Azerbaycan’a çok şey kaybettirir. Azerbaycan, Türkiye ile ilişkilerine bundan böyle daha dikkatli bakmalıdır.

Azeri resmi yetkililer konuştuklarını iyice duymalı ve hoyratça açıklamalardan vazgeçmelilerdir. Türkiye’nin hakkını vermelilerdir.