'Türkiye hiçbir şart altında baskıyla karar almaz'

Cumartesi, 06 Mart 2010 - 05:00

Temsilciler Meclisi’ndeki oylamanın komik ve gayri ciddi olduğunu söyleyen Davutoğlu çarpıcı mesajlar verdi.

Amerikan Temsilciler Meclisi’nin aldığı kritik kararın ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile dün sabah Ankara’da bir araya geldik. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevine başlayan Büyükelçi Selim Yenel ile Bakanlık Sözcüsü Burak Özügergin’in verdiği kahvaltı davetine ilerleyen saatlerde Bakan Ahmet Davutoğlu da katıldı. Temsilciler Meclisi’nde 22’ye karşı 23 oyla kabul edilen Ermeni karar tasarısı hakkındaki gelişmeleri bizimle paylaştı. Sonrasında düzenlediği basın toplantısında da çok dengeli ve sertlik tonu iyi ayarlanmış, çarpıcı bir konuşma yaptı. Washington’ı büyük önem taşıyan tarihi konularda ciddiyete davet eden Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin hiçbir şartta baskı altında karar almayacağını söyleyerek Obama yönetimini de uyardı.

İşte Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun verdiği mesajlar:

Amerika’ya yakışmadı

Amerika gibi küresel bir gücün, insanlık tarihinin en önemli güçlerinden birinin parlamentosunda böyle bir tablonun ortaya çıkması çok üzücüdür. Yüz yıl önce yaşanan olaylarla ilgili yapılan oylamada sürecin kendisi son derece gayri ciddi bir görüntü oluşturmuştur. Bu kararla bir millet hakkında hükmedilmiştir. Tarihi bir olay yargılanmıştır. Ancak bu oylamaya katılanların bu tarihi olayla ilgili ne kadar kanaat sahibi oldukları dün oylama sırasında takındıkları tavırla da ortaya çıkmıştır.

Geleceğe güzel bir miras bırakalım istiyoruz. Ama bütün çabalarımıza rağmen hala parlamentolar üzerinden bu kararlar çıkarılıyorsa biz tarafların iyi niyetinden şüpheye kapılırız.

Normalleşmeyi iki millet oturarak ve konuşarak gerçekleştirecektir. Üçüncü tarafların her müdahalesi normalleşmeyi imkansız hale getirecektir.

Yönetim ağırlığını koymadı

Biz Amerikan yönetiminin konuya ilişkin yeterince ağırlığını koymadığını düşünüyoruz. Geçmiş oylamalara göre, ki daha önce de 7 kez bu komiteden geçti, dünkü oylamada daha çok dengeli bir tablo vardı. Bunda, Türkiye’nin gösterdiği çabalar, heyetlerimizin ve sivil toplum örgütlerinin gösterdiği çabalar etkili olmuştur.

Yerel siyasete alet edildi

Biz ABD Başkanı Barack Obama’nın barış vizyonunu her zaman destekledik.

Bununla birlikte iyi niyetli girişimlerimizin Amerika’daki bazı yerel siyaset oyunlarına kurban edilmemesini bekliyoruz. Türkiye hiçbir şartta baskı altında karar almayacaktır.

Bu tutumla barışa ulaşılamaz

Protokollerin imzalanması hususunda siyasi atmosferin sağlanması için her zaman hazır olduğumuzu söyledik. Karşılıklı olarak atılacak adımlarla bu sürecin başarıya ulaşması için elimizden geleni yapacağız. Dün alınan karar bu süreci yavaşlatma değil durdurma riskini de beraberinde getirmiştir. Bu kararlarla hiçbir yol alamayız. Bunu da herkesin bilmesi lazım.

İşgal sona ermeli

Güney Kafkaslar’da barışın sağlanması için Azerbaycan topraklarındaki işgalin bitmesi, Türk- Ermeni barışının yanı sıra Azeri- Ermeni barışının da sağlanması gerekiyor. Bizim bölgemizde tek ayaklı barış yürümüyor. Türk- Ermeni barışından söz ediyoruz. Niye Ermeni- Azeri barışını öne çıkarmıyoruz?

Temsilciler Meclisi vizyonsuz

Alınan karar maalesef en azından Amerikan Dışilişkiler Komitesi’nde bir stratejik vizyon eksikliği olduğunu göstermektedir. Türk- Amerikan ilişkileri bu tarz kararlarla zedelenmemelidir. Bununla birlikte komitede tasarıyı reddeden 22 üyeye bu stratejik vizyon perspektifinden baktıkları için teşekkür ediyoruz.

Acıları da paylaşmaya hazırız

Kendi tarihimize tam bir özgüven içinde yaklaşıyoruz. Her türlü konuşmaya, tartışmaya hazırız. Güzel günleri de acı günleri de paylaşmaya hazırız. Ama baskıya maruz kalmaya, konudan bihaber parlamenterlerin oylarıyla tarihimizin yargılanmasına kesinlikle izin vermeyiz. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri normalleştirmeye kararlıyız. Kafkaslarda kalıcı barış sadece Türkiye ve Azerbaycan’ın değil en çok Ermenistan’ın menfaatinedir.

Yahudilerin etkisi oldu mu?

Bu konuyu bir Türk Yahudi ilişkileri konusu haline dönüştürmeyi doğru bulmam. Ancak şunu bir kez daha söyleyeyim; Türkiye tüm bu konuları tek başına göğüsleme gücüne sahiptir.

1915 bizim için Çanakkale’dir

Ermeniler için 1915 bir “tehcir” dönemi olabilir, ancak Türkler için de 1915 aynı zamanda bir Çanakkale’dir. 1915 bir milletin bekaasıyla ilgili büyük bir savunma içinde olduğu bir yıldır. Anadolu’da büyük acılar yaşanmıştır. O yıllarda Balkanlardan 2 milyon insanımız göç etmiştir. Kafkasya’dan göçler yaşanmıştır. Bir imparatorluğun dağılış sürecinde büyük bir kaos yaşanmıştır. Biz Türk milleti olarak bu acıları paylaşmayı her zaman bildik. Bu acılardan siyasi dersler çıkarmak yerine insani dersler çıkarmaya çalıştık. Türkiye 10 asırdır birlikte yaşadığı Ermenileri dostları, komşuları olarak telakki eder. Türk Ermeni ilişkileri açısından çeyrek asrın bir kenara bırakılması durumunda 10 asırlık süreç büyük bir hoşgörü içinde geçmiştir.

Beyaz Saray’a uyarı

Biz Türk Amerikan ilişkilerinin her bahar bir kriz yaşamasını istemiyoruz. Aslında Türk- Ermeni normalleşmesinin olumlu yan sonuçlarından birinin de bahar krizlerinden Türk- Amerikan ilişkilerini kurtarmak olduğunu düşünüyorduk. Ama maalesef bütün çabamıza rağmen, yeterince en azından Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi tarafından algılanmamış. Ümit ederiz ki, bu Beyaz Sarayca doğru algılanır. Biz 24 Nisan’da bu krizi daha da büyütecek bir açıklamanın yapılmamasını bekliyoruz.

Peki bundan sonra hangi gelişmeler yaşanabilir?

Dış İlişkiler Komitesi’nin kararı ve bölgedeki dinamikleri göz önünde bulundurunca, gelişmelere dair kişisel değerlendirmem ise şöyle:

* Tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na gelme ihtimali bu aşamada düşük. Temsilciler Meclisi’nin Ermeni tezlerine yakın olan Başkanı Nancy Pelosi, geçmesi imkansıza yakın olan bir tasarı için mücadele ederek siyasi kariyerine yeni bir başarısızlık halkası eklemek istemeyecektir.

* Erivan yönetimi de Ankara ile köprülerin atılmasını arzu etmiyor. Türkiye’nin öfkelenip diyalog sürecini kesmesi ve sınır kapısını açmayı süresiz ertelemesinden kaygı duyuyor. Resmen telaffuz edemese de Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan da bu meselenin şu aşamada Amerikan Temsilciler Meclisi’nin Genel Kurulu’na taşınmasını istemiyor.

 * Sarkisyan, Dağlık Karabağ sorununa kalıcı bir çözüm üretilmesi halinde işgal altında tuttukları Azeri topraklarının bir bölümünden çekilmeye hazır. Ancak garantili bir sürecin işlediğini görmeden adım atmak istemiyor.

Barack Obama 24 Nisan tarihinde “soykırım” ifadesini kullanmayacaktır. Onun yerine geçen sene söylediği gibi “Büyük Felaket” diyecektir. Ermenice bir ifade olan “Büyük Felaket” aslında soykırımı anlatan bir tanımlama. Ancak Ermeniler Başkan’ın yine de “soykırım” demesini istiyor. Amerikan yönetimi ise Türkleri ve Ermeniler arasında bir ara yol bulabilmek için bu kelimeyi kullanıyor.

 * En azından 24 Nisan tarihi geçinceye kadar Türkiye ile Ermenistan arasında İsviçre’de imzalanan protokollerin onaylanması konusunda herhangi bir ilerleme beklememek lazım.

 * Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, iki hafta sonra basın mensuplarıyla birlikte Amerika’ya gitmeyi planlıyordu. Fakat Ankara ile Washington arasında önemli sayılabilecek bir krizin yaşandığı şu günlerde bu ziyareti gerçekleştirebilir mi ondan pek emin değilim. Zira Ankara’nın geri çağırdığı Washington Büyükelçisi Namık Tan istişarelerde bulunmak üzere bugün Türkiye’ye gelmiş olacak.

 * Kafkaslar’da büyük etkinliği olan Rusya, Türkiye’nin istediği oranda barış sürecine destek olmuyor. Hatta kimi zaman Ankara’nın yolunu tıkıyor. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Müsteşar Yardımcısı Ünal Çeviköz Rusya’nın ikna edilmesi için şu günlerde Moskova’da temaslarda bulunuyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mayıs ayında Ankara’ya gelecek olan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’den Kafkaslar’da barış için daha fazla çaba göstermesini isteyecek.