Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Türkiye, istediğini elde etti...

Çarşamba, 02 Haziran 2010 - 05:00

Önce, yaşadığımız olayın ne anlama geldiğini gerçekçi biçimde saptayalım:

1. Üç gemilik Türk konvoyu, Gazze’ye öncelikle insani yardım götürüyordu, ancak ikinci bir amacı daha vardı. O da, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargoyu denizden kırmaktı.

2. Konvoy sadece Türkler’den değil, uluslararası bir organizasyondan oluşuyordu. Herkesin amacı, Gazze ambargosunu kırmaktı.

3. Bu konvoyun Türk ayağı da Ankara’nın gözetiminde organize edildi. Ankara istese bunu durdurabilirdi ancak yapmadı. Aksine direnişçilerin işini kolaylaştırdı.

Türkiye, Netanyahu ile köprüleri attı

Ankara bu tutumuyla, eski yaklaşımını bırakıyor. İsrail ile mümkün olduğunca uyumlu görünen politikalar yerine, daha sert eleştiri yüklü, hatta aktif bir politika yürütmeye karar verdi.

Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin dizayn ettikleri bu politikanın somutlaşıp uygulamaya sokulması ise, Netanyahu hükümetinin Gazze’ye yönelik katı tutumu ve en son askeri müdahale sayesinde kolaylaştı. Aslında kimse İsrail’in böylesine bir kan dökeceğini sanmıyordu.

Netanyahu hükümeti bu hataları yapmasa, Türkiye’nin tutum değiştirmesi çok daha zor olacak ve çok daha uzun zaman alacaktı. Ne yazık ki can kaybı pahasına, önemli ve farklı bir sürece girildi.

Ne bekleniyordu, ne elde edildi?

Bu gelişmeyle birlikte, Ortadoğu’daki güç dengeleri ve ittifaklar değişecektir. Daha işin başında olduğumuz için, şimdiden bir bilanço yapılamaz. Bugün gelinen noktada, yani kısa vadeli bir bilanço yaparsak, Türkiye’nin şimdilik kazançlı çıktığını, istediğini elde ettiğini söyleyebiliriz.

1. Uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesini bildi. Hem Avrupa, hem de ABD’den çekingen dahi olsa, İsrail’e karşı tepkiler arttı.

2. Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’ni harekete geçirebildi. Belki uluslararası camiadan etkili bir yaptırım kararı çıkmayacak ve İsrail yine bildiğini okuyacaktır, ancak son olayla Netanyahu hükümetinin üzerindeki Gazze baskısı artacaktır.

3. Türkiye, özellikle başta Mısır olmak üzere, Arap dünyasının garip sessizliği karşısında, bölgedeki liderlik konumunu perçinleyen adımlarını sıklaştırıyor.

4. Türkiye’deki kurumlar, belki de ilk defa son derece uyumlu ve düzenli çalıştı.

5. Bu olay içeride de gündemi değiştirdi. Kemal Kılıçdaroğlu üstündeki dikkatler, başka bir yöne, Erdoğan’ın ön plana çıktığı bir alana döndü.

Ancak, dikkatli olmamız gereken bir aşamaya girdiğimizi de unutmayalım. Bundan böyle Türkiye riskleri çok büyük bir uluslararası satranç oyununa katılacak.

İsrail, korkutan bir devi uyandırdı

Türk-İsrail ilişkilerinin şimdiye kadar kendine özgü bir süreci vardı. Ankara, İsrail’in aşırılıklarını reddeder, ufak tefek demeçlerle yetinir, ancak üstüne fazla gitmezdi. İdare etmeye çalışırdı. Neden?

Washington ile ilişkilerini ön plana koyduğu için... Ekonomisine, iç ve dış politikasına Amerikan desteğinin devam etmesi için... Kıbrıs ve Kürt sorunu gibi konularda başına iş açmamak için ağzını kapardı. Daha doğrusu, İsrail’i idare etti. Birçok olayı görmezden geldi.

Aslında, Ankara’nın kalbi Filistinlilerden yana atıyordu, ancak “devletin yüksek çıkarları” bu kalp atışlarının yükselmesini önlüyordu. O günlerin koşulları bu yaklaşımı gerektiriyordu.

Sonra, uluslararası koşullar değişti. Ancak daha da önemlisi, 2000’li yıllardan itibaren, Türkiye de değişmeye başladı. Bu değişimin ortasında da AK Parti iktidara geldi.

2008’den itibaren, sahnede hem çok farklı bir uluslararası ortam doğdu. hem de AK Parti’nin farklı yaklaşımları belirdi. AK Parti ilk başlarda, İsrail ile iyi geçinmeden yanaydı. Ancak, Gazze’nin istilasıyla birlikte, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan tutumunu değiştirdi. Eski “görmedim, duymadım” politikasını bıraktı.

İsrail, Gazze’deki istilasıyla, bölgede kendini yarı uykuda tutan Türkiye devini uyandırdı. Türk-İsrail ilişkileri artık, bir daha çok uzun süre düzelemeyecek şekilde bozuldu.

Kamuoyundaki dev de uyandı...

İsrail belki bilerek veya bilmeden, Türk kamuoyundaki bir başka devi de uyandırdı. O dev de yıllardan beri kendini fazla göstermiyordu. Bir bölümü tamamen dini motiflerle, diğer bir bölümü ideolojik motiflerle hareket eden bu kesim sokaklara döküldü.

Daha önceki olaylarda da protestolar görülürdü. İsrail bayrakları yakılır, Kuran okunur, sloganlar atılırdı. Ancak bu kesim de çok ileri gitmez ve adeta tepkilerini içlerine gömerlerdi. Sanki “İsrail’e çok tepki göstermek iyi karşılanmıyormuş gibi” bir hava vardı.

İsrail, şimdi bu devi de uyandırmayı başardı. Birden bire sadece dindar kesim değil, sendikalar, sivil toplum örgütleri, sokaklara döküldüler. Sadece Kuran okumak, aşırı dinci sloganları atmak değil, birden bire ülkede müthiş bir İsrail aleyhtarı rüzgarın esmesine yol açtılar.

İsrail’in bu tutumu, Türk kamuoyunu da değiştirdi. İsrail ilişkilerine çok önem veren çevrelerde bile “Olur mu bu kadar” dedirtti.

Türk kamuoyu işte böylesine bir değişimin içine girdi. Bundan böyle kolay kolay da eskisi gibi rayına oturmayacaktır.Hoyratlıkları, dikkatsiz demeçleri, gereksiz konuşmaları kaldırmayacak bir sürece giriyoruz. Şu ana kadar işler iyi gitti. Önemli olan, bundan sonrasıdır... Başbakan’ın dünkü konuşması sertti, ancak ölçülüydü. Ölçü korundukça Türkiye kazanacak, aksi halde riskler artacak.

2