Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Türkiye, Suriye içinde tampon bölgeye hazırlanıyor

Perşembe, 16 Haziran 2011 - 05:00

Ankara, giderek umudunu kesiyor ve Suriye Devlet Başkanı Esad’dan uzaklaşıyor. Dikkat edecek olursanız Başbakan hemen her demecinde biraz daha sertleşiyor ve uyarılarının dozunu yükseltiyor. Her ne kadar Kaddafi konusunda olduğu kadar köprüler atılmıyor ve hâlâ bir sürpriz bekleniyorsa da, Esad’ın işin içinden kolay kolay çıkamayacağı izlenimi hakim. Bu konuda politikalara son noktayı koyan kişilerle yaptığım konuşmalar durumun ciddiyetini çok net şekilde gösterdi.

[[HAFTAYA]]

Suriye, Türkiye’yi suçlamaya başladı

Sadece Ankara’daki tansiyonun artması değil, Şam’ın da Türkiye’ye bakışı değişiyor. Artık eskisi gibi kucaklaşmalar, kardeşlik sözleri kalmadı. Suriye devlet televizyonunda Müslüman Kardeşler’in ellerindeki silahların Türkiye’den geldiği açıkça söylenir oldu. Unutmayalım ki PKK bizim için neyse, Müslüman Kardeşler de Suriye yönetimi için aynı derecede tehlikeli ve düşmandır. Yetmiyormuş gibi, direnişçilerin Antalya’daki toplantılarının ve ayaklanmaların arkasında Türk parmağı olduğu tartışılıyor. Henüz Esad tutumunu ortaya koymadı, Ankara’yı karşısına almadı ancak göreceksiniz fazla gecikmeyecektir.

Ankara’nın en çok korktuğu senaryo...

Ankara’nın en korktuğu ve harekete geçirecek olan senaryo, giderek genişleyen çatışmaların Halep ve Şam’a sıçraması, Esad rejiminin son derece sert, kanlı şekilde müdahale etme kararı vermesi. Bunun anlamı, Başkan Esad’ın elindeki tüm askeri gücü kullanması ve iç çatışmanın kısa bir sürede Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmesidir. Bunun sonucunda da beklenen on binlerce Sünni Suriyelinin Türkiye’ye akmasıdır. Bu konuda görüştüğüm yetkilinin sözü aynen şöyle: “...Türkiye topraklarını şimdilik açtı ancak bu rakam taşıyamayacağımız bir noktaya geldiğinde sınırı kapatmak zorunda kalırız...” İşte Ankara’daki siyasi iktidarı en çok düşündüren nokta da bu. Aynı yetkili sözlerine şöyle devam etti:

“...Sınırı kapatırız ancak ne Sünnilere ne de Alevilere sırtımızı dönebiliriz. Eğer kaos başlarsa o zaman Suriye toprakları içinde bir güvenlik bölgesi veya tampon bölge oluşturmak zorunda kalabiliriz...” Ankara’da geçenlerde yapılan zirve toplantısında işte bu senaryo da ele alındı. Daha önce Ortadoğu uzmanı Robert Fisk bu olasılığı yazmış ve tepki almıştı, oysa dedikleri doğruydu.

Senaryolar ve hazırlıklar yapılıyor. “Son günlerde tampon bölge ve alınacak diğer önlemlerle ilgili asker ve sivil kanadın toplantıları arttı. Bir de buna Ortadoğu’daki tüm büyükelçilerin Ankara’ya davet edilip görüşlerinin alınması eklendi.” Ankara’da boş yere “tüm önlemler alındı” denmiyor... Riskleri çok olan, bölge dengelerini bozabilecek, bundan dolayı da hiç arzu edilmemesine rağmen, Suriye topraklarında bir güvenlik bölgesi oluşturulması gündemin en iç sıkıcı maddesi. İşte bundan dolayı Esad’ın bir mucize yaratıp bu işin içinden çıkması bekleniyor. Ancak pek ümit yok... Hazırlıklı olalım...

İçinizde kavga varsa yabancı burnunu sokar

Bölgemizdeki gelişmelerden kendimize bir ders çıkaralım. Aslına bakacak olursak, bu durum sadece bölgemize özgü de değil. Uluslararası bilinen bir kuraldan söz edeceğim ancak yine de Suriye-Libya-Mısır-Tunus- Bahreyn’de yaşananlar çok güzel birer örnektir. Eğer bir ülke kendi içindeki anlaşmazlığı veya kavgayı çözemez, yatıştıramaz aksine bir iç savaş noktasına götürmeye kalkarsa, mutlaka dış güçler o işe burunlarını sokarlar. Kimi insan haklarını gerekçe gösterir, diğeri Birleşmiş Milletler kurallarını hatırlatır, bazıları da bölgedeki dengelerden söz eder. Bakın biz de aynını yapıyoruz. Göç tehlikesinden korktuğumuz gerekçesiyle Suriye halkını koruma adına çeşitli senaryolar hazırlıyoruz.

Mısır’daki duruma müdahale etmedik mi?.. Libya’ya açıkça müdahale etmiyor muyuz? Direnişçileri davet ediyor, organize olmalarını sağlıyoruz. Nereye gelmek istediğimi herhalde anlıyorsunuzdur. Türkiye ne yapıp edip kendi mutfağını düzenlemek ve çatışma potansiyeli en yüksek olan Kürt sorununu bir an önce yaşanabilir bir şekilde çözmek zorundadır. Eğer hoyratça davranır ve bir iç çatışmaya kayarsak o zaman bilelim ki, önüne gelen burnunu sokacaktır. Biz istediğimiz kadar “Bu Türkiye’nin iç işidir, siz karışmayın...” diyelim, bugün bizim yaptığımız gibi, kimse aldırmayacaktır.