Türkiye tarihinden idam notları

Türkiye tarihinden idam notları: İdamı on binlerce kişi meydanlarla toplanıp izliyordu. Elektrikli sandalyeye para yetmemişti

Türkiye tarihinden idam notları

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın idam edilmemesi üzerinden yıllardır süren polemik, zamana yenik düşüp üzeri tozlanan ‘ölüm cezası tarihimizi’ de açmamıza neden oldu. Çok değil 27 yıl öncesine kadar uygulanan idam cezasının tarihine ve yaşanan tartışmalara bir başka açıdan baktığımızda Türkiye’nin ve Türkiye halkının çok farklı bir yönünü de görüyoruz. Yorum size kalmış…

1920’den fiili olarak idam cezasının kaldırıldığı 1984’e kadar TBMM tarafından onaylanan ve infazı gerçekleştirilen idam cezası kararı sayısı 712. Bunlardan 15’i ise kadın hükümlüydü. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes ve solcu öğrenci lideri Deniz Gezmiş, 17 yaşında yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’in hikayesi Türk demokrasi tarihinin karanlık sayfalarında yer alıyor. Bunun dışında zina, para ve kadın meselesi gibi suçlardan idam edilenler de var.

Dar ağacında ilk kadın

Cumhuriyet Gazetesi’nin 4 Aralık 1931 tarihli nüshası, Cumhuriyet tarihinde idam sehpasına çıkacak ilk kadının, Hasan kızı Fatma’nın hükmünün TBMM’den geçtiğini duyuruyordu. Fatma, aynı köylü Eşref’in Hanife’yle evlenmesini temin etmek için Eşref’in karısı Ümmüşani’yi ‘yirmilik altın’ ve tarla karşılığı öldürmüştü. 15 Aralık 1931 tarihli haberinde Fatma’nın Tuzpazarı’nda asıldığını, kasaba halkının sabah karanlığından itibaren meydanı doldurduğunu okuyoruz. Fatma’nın son sözü ise “Allah affetsin” olmuş.

Sosyal hayatın parçası

60’lı yılların ortalarına kadar idamlar ‘aleme ibret olsun’ diye halka açık alanlarda infaz edildiler. İnfazlar çoğunlukla gece yarısından sonra, günün ilk ışıklarıyla yapıldığı halde alanlar kadın-erkek, çoluk-çocuk meraklılarla doldu doldu taştı. Kentin büyük meydanları infaz alanına dönüştürülürken, İstanbul’da Eminönü meydanı, Ankara’da ise Samanpazarı’nda onlarca kişi can verdi. İbrahim Örs, 25 Aralık 1960 tarihli Milliyet Gazetesi’nde “Ali Ünver’i idam sehpasında dün 100.000 kişi seyretti” başlıklı haberinde tanık olduğu bir infazı özetle şöyle anlatıyordu:

“Dün sabaha karşı karşı Eminönü meydanında asılan Ali Ünver’in cesedi 5 saat 23 dakika üç ayaklı sehpada asılı kaldıktan sonra kaldırıldı. Saat 10’a kadar takriben 100 bin kişi Beşiktaş canavarı adı verilen Ali Ünver’in, darağacından döne döne sarkan beyaz gömlekli yaftalı cesedini seyretti. Meraklılar arasında, kadınların çokluğu dikkati çekiyordu. … Ali Ünver, saat tam 4’de hücresinden alındı. Ölüme gidiyordu. Hırçınlaşmaya, ‘Af kanunu var’ diye bağırmaya başladı. Hele üzerine beyaz gömlek geçirilirken büsbütün çileden çıktı, kendisini yere attı. İmam dini telkinlerle kendisini yatıştırdı. (..) Saat 4.37’de ayaklarının altındaki sandalyenin çekilmesiyle Ali Ünver üç ayaklı sehpada sallanmaya başladı. Yedi dakika sonra tamamen can verdi.”

Elektriğe para yetmedi

1950’ye geldiğimizde ‘Amerikanlaşma’nın etkisiyle infazların ip yerine elektrikli sandalyede yapılması gündeme geldi. Ancak elektrikli sandalye gerekli olan yüksek elektrik akımının temininin mümkün olmadığı anlaşılınca bundan vazgeçildi.

Cumhuriyet döneminde ‘kadrolu’ cellat bulunmadığı için çoğunlukla Romanlardan seçilen cellatlara her idam için ayrıca para ödenirdi. Cellatlar arasında en meşhuru “Cellat Ali”ydi. “Cellatlığımla memleket hizmeti yaptım” diyerek kendisine maaş bağlanmasını istese de bu isteği hiçbir zaman gerçekleşmedi. Cellat Ali, 9 Mart 1965’de öldükten sonra karısı geçim sıkıntısına düşünce kocasından kalan idam iplerini metresi 5 liradan satışa çıkarmıştı. İpleri alanların gerekçesi ilginç: Sara hastalığına iyi geliyor.

Son idam 1984’te

Bir soygun sırasında üç polis memurunu öldürmek suçundan hakkında yakalama emri çıkartılan Hıdır Aslan, 25 Ekim 1984’te idam edildi. Daha sonra verilen cezalar ise uygulanmadı. 2002’de ölüm cezasının tamamen kaldırılmasına dek hiç bir idam dosyası onay almadı.

RADİKAL