Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Türkiye ve Erdoğan dışarıda parlıyor!

Salı, 03 Kasım 2009 - 05:00

Türkiye, dışarıdan nasıl görünüyor? AKP Hükümetinin açılımları nasıl karşılanıyor? Dış politikasındaki yeni yönelmeler nasıl okunuyor, devlet politikası değişiyor, rotadan çıkıyor mu? Farklı nedenlerle Türkiye’de olan ünü dünyayı tutmuş iş ve siyaset dünyasının liderleri İstanbul’da sahneye çıktı, konuştu, düşüncelerini paylaştı. Biz içeride birbirimizi yiyoruz ve kötümseriz, onlar bizi dışarıdan daha farklı gördüklerinin ipuçlarını verdi. Sabah Muhtar Kent konuşmuş, beyin göçüne izin vermeyin, elinizdekini kaptırmayın demişti. Muhtar Kent, bir Türk olarak bugün dünyanın en ünlü markasının, Coca Cola’nın başındayken bunu söylemesi ilginç değil mi?
Muhtar Kent kapasitesindeki birçok Türk, acaba onun kadar verimli değerlendiriliyor mu kendi ülkesinde, kıymeti biliniyor mu? Üniversiteli genç işsizlerin oranının yüzde 25’i bulduğu bir ülkede beyin göçüne izin vermeyin demek ne kadar akılcı? O gençler kapıyı açık bulsalar iş bulabilecekleri her yere giderler! Geçende büyük maddi zorluklarla üniversiteyi bitirmiş ve elektronik elektrik mühendisi olmuş, iş arayan bir genç kıza müracaat ettiği işin kendisine uygun olmadığını söylediğimde aldığım yanıt çok gerçekçiydi: Para veriyorlarsa uygundur!
Öğleden sonra ise bizi şaşırtan konuşmacılar bir zamanlar Avrupa’yı da yönetmiş Alman eski Şansölyesi Schröder ve Amerikan eski Başkanı Bill Clinton’du. Bu iki önemli siyaset adamının niye İstanbul’da aynı sahneyi paylaştıklarını da söyleyelim: Sinpaş Gayrı Menkul Yatırım Ortaklığı’nın 35. yıl kutlamaları için düzenlenen Boğaziçi Konferansı 2009’a katılmak için! Grubun 35 yıllık başkanı Avni Çelik ve Türk Amerikan İş Adamları Derneği TABA’nın Başkanı Uğur Terzioğlu, konuklarını önce bir öğle yemeğinde ağırladılar. Clinton’un saat farkından ötürü yorgun olduğu için katılamadığı yemeğe Kadir Topbaş da katıldı, Melih Gökçek de.

TÜRKİYE AVRUPA’YA LAZIM

Schröder, şu anda Almanya’yı yönetmiyor. Ama Tayyip Erdoğan başbakan olarak Avrupa sahnesine çıktığında yönetiyordu. “Erdoğan’ı tanıdıktan sonra ona ve AB’ye girmek istediğine inandık. Partisinin muhafazakar olup olmaması önemli değil, bunlar iç politikada önemlidir. Erdoğan, Avrupa’da saygı duyulan bir lider. Ben Türkiye’nin AB’ye girmesini de hep destekledim, Türkiye için değil, Avrupa için yararlı olacağından ötürü destekledim. Zaten Merkel de karşı değil, o şimdi girmesine karşı. Zaten şimdi girmesi de mümkün değil.” diyen Schröder, Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri konusunda konuşmayacağım diyor ama Araplarla arasını sıcak tutarken İsrail’le bozmasının gerekliliğine de inanmıyor.
Ülkeler arasındaki ilişkilerin karşılıklı çıkarlara dayalı olduğu gerçeği hiç unutulmamalı. Dış politikada dostluklar çok değerli olsa da geçerli değil! Onun için bu güzel değerlendirmelere saygı duymakla birlikte kuşkulu bakıyorum ben! Tabii ki hele komşularla dost kalmak ve bunun için uğraşmak çok önemli. Türkiye’nin bir zamanlar gırtlak gırtlağa geldiği Yunanistan, Suriye, Kuzey Irak ve hatta İran’la bugün sıcak ve dostane ilişkiler içinde olması çok güzel bir gelişme.

KARDAK KAYALIKLARI SAVAŞI

ABD eski başkanı Clinton’ın artık tatlı bir anı olarak aklında kalmış olan Kardak Kayalıkları itilafı gibi, onun deyimiyle üzerinde 20 keçinin otladığı iki kaya yüzünden Türkiye Yunanistan savaşı çıkmak üzereydi! Clinton, “Ruslarla yaptığım bir toplantı sırasında gelip bunu söylediklerinde şaka yapıyorlar sanmıştım ama hayır ciddiydi, iki kayalık için iki devlet savaşa girmek üzereydi, sonra konuştuk ve bunun için değmeyeceğine karar verdik” diyor gülerek!
Yunanlılarla bugün çok dost ilişkiler içindeyiz ama yarın Kıbrıs yüzünden birbirimize girmeyeceğimiz ne malum? AB müzakereleri önündeki en büyük engel, Güney Kıbrıs’ın daha önce AB’ye girmiş olmasından kaynaklanan rahatlığıyla uzlaşmaya yanaşmaması değil mi? İktidardan ayrıldıktan sonra da olsa, kimbilir kaç bin dolarlık bir kaşeyle de, dünyanın sayılı liderlerinin bir Türk şirketinin kutlama konferansına gelip deneyimlerini ve anılarını bizlerle paylaşması güzel. Ama ben yine de dış politikada dostluklara değil, doğru konulmuş hedeflere güvenirim.
Bu nedenle de Başbakan Erdoğan’ın son Pakistan gezisinde bir soru üzerine söylediği “Ben Sarkozy ile kendimi dost hissetmiyorum. Ama Ahmedinecat benim dostum” sözünden rahatsız oluyorum. Erdoğan’ın aksine kendimi Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile çok dost hissettiğim için değil, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ile de hiç dost hissetmediğim için! Yine de Türk konukseverliği çerçevesinde gelenler hoş geldi, hoş gitsinler ve hoş kalsınlar tabii ki. Pek yakında gelecek olan Ahmedinecad dahil!