www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN88,9270 %-0,37
  • BIST80825 %0,00
  • EURO2,8405 %0,28
  • USD2,1655 %0,46

İşte o iddianame

15 Şubat 2012 - 13:01
Yazı Boyutu:

T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
(CMK.'nın 250. Maddesi ile Yetkili Bölümü)
03.01- 1.04 7^
BİRLEŞTİRME TALEPLİ
Soruşturma No: 2012/4
Esas No : 2012/86
İddianame No : 2012/65
02/02/2012
İ D D İ A N A M E
İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE
(CMK.'nın 250. Maddesi ile Yetkili Bölümü)
DAVACI
ŞÜPHELİ
4^
VEKİLİ
SUÇLARI
SUÇ TARİHİ
TUTUKLAMA TARİHİ
SEVK MADDELERİ
DELİLLER
:K.H.
:MEHMET İLKER BAŞBUĞ, SÜLEYMAN Oğlu
MAKBULE'den olma, 29/04/1943 doğumlu,
AFYONKARAHISAR ili, MERKEZ ilçesi, SİNANPAŞA
köy/mahallesi, 53 cilt, 57 aile sıra no, 17 sıra no'da nüfusî
kayıtlı, Fenerbahçe Orduevi Anafartalar Apt. No: 10
Kadıköy/İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen Silivri 5
Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu.
: Av. İLKAY SEZER - 34513 - İstanbul Barosu
Av. HİLAL DEMİRELLİ - İstanbul Barosu
:Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme ve Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya
Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
: 2009 yılı ve öncesi
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK.'nın 250.
Maddesi ile Yetkili Bölümü)'nin 06/01/2012 tarih ve
2012/10 sorgu sayılı kararı
Türk Ceza Kanunu'nun 314/1, Türk Ceza Kanunu'nun
312/1, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5.
maddeleri, Türk Ceza Kanunu'nun 53 ve 63. maddeleri
:İddia, kısmi ikrar, bilirkişi raporları, dijital inceleme
raporları, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106
Esas sayılı dava dosyasındaki deliller, nüfus ve sabıka
kaydı ile tüm dosya kapsamı. ' .
SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ:
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik yargılamalara konu ana dava dosyaları,
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2008/209, 2009/191 ve 2010/106 Esas sayılı dava
dosyalarında devam etmektedir.
10/07/2008 tarih 2007/1536 Soruşturma, 2008/968 Savcılık Esası, 2008/623 sayılı
iddianamede; Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün Devletin kademelerine sızıp Devleti ele
geçirmek, harici olarak Devlet kurumlarını anayasal kurum ve kurallar dışında kontrol altına
almak, Devleti ve anayasal düzeni kanunlarda olmayan yöntemlerle gizlice yönetmek ve bu
konuda Devlet yöneticilerini baskı altına almak, Devlet otoritesini zaafa uğratmak, bu
hususta gerektiğinde kamu düzenini bozup ülkede kaos ve düzensizlik ortamı oluşturacak
eylemler ve suikastlar düzenlemek, askeri müdahale ortamı oluşturmak suretiyle yürütme
organını ve TBMM üyelerinin görevlerini yapmalarını engellemeye çalışmak, terör
yöntemlerini uygulayıp halkı hükümete karşı silahlı isyana tahrik ve teşvik etmek suretiyle
amaçlarına ulaşmayı planlayan bu yapılanmanın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda
tarif edilen silahlı terör örgütü niteliğinde olduğu belirtilmiş ve aynı hususlar diğer
iddianamelerde de detaylı anlatılmıştır.
Soruşturmalar kapsamında haklarında işlem yapılan şahıslar arasında bazı kamu
görevlileri de yer almaktadır. Haklarında işlem yapılan bazı kamu görevlisi şüphelilerden ve
diğer şüphelilerden Devletin farklı birimlerine ait bilgi ve belgeler elde edilmiştir. Bu husus
Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün bir yandan mensuplarını Devlet idaresi içerisine
sızdırdığını, diğer yandan bu mensupları aracılığıyla Devlete ait bilgi ve belgelere ulaştığını
ortaya koymaktadır. Devletin farklı birimlerine ait olduğu anlaşılan birçok belge soruşturma
kapsamında ilgili kurumundan sorulmuş olup cevabi yazılar dava dosyasında mevcuttur.
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü faaliyetlerini hayata geçirirken, kaos ve kargaşs
ortamı oluşturarak gerek duyduğu zemini oluşturma yöntemini kullanmaktadır. Soruşturma
kapsamında elde edilen deliller ve yapılan incelemeler, örgütün kaos ve kargaşa ortamın
hazırlarken, Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal organlarına karşı psikolojik
harekat yöntemlerinden de istifade ettiği gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Örgütün millete ve
Devlete yönelik uyguladığı psikolojik harekatta kullandığı bazı bilgi ve belgelerin de yine
Devlete ait resmi belgeler olduğu görülmüştür. Yine psikolojik harekat hususları örgütse
dokümanlarda da örgüt stratejisi olarak işlenmiştir.
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü'nün uygulamış olduğu psikolojik harekat faaliyetlerinir
de detaylı olarak anlatıldığı Başsavcılığımızca düzenlenen 21/07/2011 tarih, 2011/1438
soruşturma, 2011/511 savcılık esası, 2011/342 sayılı iddianame ile Hasan Iğsız, Mehmet
Eröz, Mustafa Bakıcı, Hüseyin Nusret Taşdeler, Fuat Selvi, Ziya İlker Göktaş, Hulus
Gulbahar, Cemal Gökçeoğlu, Sedat Özüer, İsmail Hakkı Pekin, Hıfzı Çubuklu, Mehmet
Otuzbiroğlu, Alaettin Sevim, Orhan Güçlü, Mehmet Bülent Sarıkahya, Murat Uslukılıç,
Meryem Kurşun, Hasan Ataman Yıldırım, Cem Şimşek, Altunay Şahin, Fatih Koca ve Recai
Alkan hakkında "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini
Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütü Yönetme ve Silahlı Terör
Örgütüne Üye Olma" suçlarından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 Esas nolu
dava dosyası ile birleştirme talepli kamu davası açılmıştır. İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesi'nin 29/07/2011 tarih ve 2010/106 esas sayılı kararı ile iddianame kabul edilmiş,
mahkemenin 8 Ağustos 2011 gün ve 2010/106 esas nolu kararı ile kamu davası açılan
sanıklardan ondördü hakkında yakalama kararı çıkarılmıştır. Yakalama, kararından sonra
sanıklardan Mustafa Bakıcı yasal olmayan yollardan yurt dışır^; çıkmlş*, Hüseyin Nusrel
Taşdeler ise GATA'da tedavi altına alınmıştır. Haklarında yakalama kararı çıkarılan diğer
sanıklar ise mahkemece tutuklanmıştır.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2010/106 Esas nolu davanın
30/12/2011 tarihli 41. duruşmasında Mehmet İlker Başbuğ hakkında Başsavcılığımıza suç
duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş ve Başsavcılığımızca 2012/4 soruşturma
numarası üzerinden soruşturma başlatılmıştır.
Şüpheli Mehmet İlker Başbuğ'un 05/01/2012 tarihinde Başsavcılığımızca ifades
alınmış, ifade işlemi henüz başladığı esnada şüpheli müdafii soruşturma usulüne ilişkin
itirazlarının olduğunu, iddia olunan dönemde müvekkilinin Genelkurmay Başkanlığı görevini
yürütüyor olması ve diğer gerekçeler ile yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla AnayasE
Mahkemesi tarafından ve bu yargılamaya konu soruşturmanın Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından yürütülmesi gerektiğini değerlendirdiklerini belirterek Başsavcılımızır
soruşturma ile ilgili görevsizliğini iddia etmişse de, itirazı reddolunmuştur.
İddianamenin ilerleyen bölümlerinde kapsamlı olarak açıklanan delillerden; şüpheli
Mehmet İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, örgütün hedefleri
doğrultusunda halen devam etmekte olan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmaları w
kovuşturmalarını, kara propaganda yöntemleri ile hedef aldığını göstermiştir.
Haklarında iddianame tanzim edilen ve halen yargılanmalarına devam edilen yukarıda
isimleri yer alan sanıkların, Türkiye Cumhuriyeti Milletine ve Devletin Anayasal Organlarına
karşı yürüttükleri psikolojik harekat faaliyetlerinin 2008-2010 tarihleri arasında şüphelinin
kontrolünde yürüdüğü de yine dosyada mevcut delillerden anlaşılmıştır.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosya kapsamında
Mehmet İlker Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunulması yönünde aldığı karar, şüpheli
Mehmet İlker Başbuğ'un 2010/106 esas sayılı dosyası ile aralarında bulunan hukuki ve fiili
irtibat dolayısıyla delillerin birlikte değerlendirilebilmesi için İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesine birleştirme talepli kamu davası açılmıştır.
İddianamede dört başlık altında sırasıyla görev ve yetkiye ilişkin açıklamalar,
soruşturma konusu olaya yönelik toplanan deliller, bu delillere yönelik genel değerlendirme
şüphelinin konumu ve talep olunan kanun maddeleri düzenlenmiştir.
A) GÖREV ve YETKİYE İLİŞKİN AÇIKLAMALAR:
Şüphelinin suç tarihinde Genelkurmay Başkanı olarak görev yapıyor olması nedeniyle
eylemlerine ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın hangi adli makam tarafından yapılması
gerektiği konusu üzerinde durulmalıdır.
Bu bölümde soruşturmanın neden CMK'nın 250. Maddesiyle yetkili Cumhuriye
Savcılığında yapıldığının izahı açısından neden Askeri Yargının ve Yüce Divan sıfatıyla
Anayasa Mahkemesinin görevli olmadığı açıklanacaktır.
1-) Askeri Yargının görevli olmadığına ilişkin açıklama:
Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesinin 5918 sayılı Kanunla değişik birinci ve
üçüncü fıkraları;
'(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan
suçlar (305, 318,319, 323, 324, 325 ve 332 nci Maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılaı
Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde
görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
...(3)Birinci fıkrada belirtilen suçları isleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun
bu Kanunla görevlendirilmiş Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve
Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim halinde asker
mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" şeklindeki hüküm nedeniyle suç tarihinde
asker kişi olan şüphelinin işlediği TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen "cebir ve şiddet
kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını
kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" ile 314. maddede düzenlenen "silahlı örgüı
yönetme" suçlarının soruşturması ve kovuşturması CMK'nın 250. Maddesi ile yetkili
C.Savcılıkları ve mahkemelerine aittir.
Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Askeri Yargının düzenlendiği 145.
maddesinin konumuzla ilgili olan 1. ve 2. fıkrası;
"Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu
mahkemeler, asker kişilerin; askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri
mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara
^ bakmakla görevlidirler.
Askerî mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçları ile
kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde
askerlere karşı işledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler" şeklindeyken,
07.05.2010 gün ve 5982 sayılı Kanunun 15. maddesiyle değiştirilerek; "Askerî yargı,
askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; askeı
kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet
ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin
güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde
adliye mahkemelerinde görülür.
Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz" halini
almıştır.
Değişikliğin hangi amaçla yapıldığı maddenin gerekçesinde: "Mevcut hükümde askerî
yargının görev alanı oldukça geniş düzenlenmiş olup bu durum, değişik uluslararası
belgelerde (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporları, İstişari Ziyaret Raporları vb.)
â vurgulanmıştır. Yine, Yargı Reformu Stratejisinde ve Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye
^r Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesine yönelik olarak hazırlanan ve Bakanlar Kurulu
tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2008 Yılı Ulusal Programında, askerî mahkemelerir
görev alanının demokratik hukuk Devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden
tanımlanması öngörülmüştür.
Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, pek çok ülkede ayrı bir askerî yargı sistemi
bulunmamakta ve asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde
ise, askerî mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev
yapmaktadır. Buna karşın askerî yargı ülkemizde, demokrasi ve hukuk Devleti
standartlarının dışında, geniş bir görev alanına sahiptir. Askerî yargının görev alanının geniş
belirlenmiş olması, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına da neden
olabilmektedir.
Getirilen düzenlemeyle askerî mahkemelerin görev alanı, askerî suçlarır
yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Askerî suç ise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir
kavramdır. Anayasa Mahkemesinin 25.10.1994 tarihli ve E. 1994/2, K. 1994/76 sayılı
kararında, askerî suçun unsurları, askerî bir yararı ihlal etmek ve ^skerî nitelikte olmak
biçiminde açıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onun
askerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Yine 01.07.1998 tarihli ve E. 1996/74, K.
1998/45 sayılı kararında askerî mahkemelerin görev alanının, 'askerî hizmetlerin
yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, asker kişilerin asttık üstlük ilişkileri dikkate
alınarak' belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu veriler göz önüne alınarak, askeri
mahkemelerin görev alanı, çağdaş ülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin,
sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla
sınırlı tutulmaktadır". Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145. Maddesinde: "Askeri yargı,
askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker
kişilerin; askeri olan suçları ile bunların asker aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik
hizmet ve görevleri ile ilgili olarak suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" şeklinde
açıklanmıştır.
Yukarıdaki açık Anayasal ve kanuni düzenlemeler sonucunda; şüpheliye atılı "cebir ve
şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini
yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" ile "silahlı örgüt yönetme"
suçlarının kim tarafından işlenirse işlensin adli yargının görev alanındaki suçlardan olduğu
anlaşılmaktadır.
2-) Yüce Divanın görevli olmadığına ilişkin açıklama:
Mevzuatımızda Genelkurmay Başkanının gerek görev gerekse kişisel suçlarına ilişkin
daha önce herhangi bir özel düzenleme bulunmamakta iken Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 148. maddesine 07.05.2010 gün ve 5982 sayılı Kanunun 18. maddesiyle; "(Ek
fıkra: 070/5/2010-5982/18 md.) Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri
Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce
Divanda yargılanırlaf düzenlemesi eklenmiştir. Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin
sayıldığı Anayasamızın 148. maddesinde yeralan bu düzenleme ile Genelkurmay
Başkanının "göreviyle ilgilf suçlarından dolayı Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde
yargılanması esası getirilmiştir.
Şüphelinin Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmasının gerekip
gerekmediğinin belirlenmesi için atılı suçların "göreviyle ilgilî' suçlar olup olmadığı problemi
çözümlenmelidir.
Gerek Anayasa'da, gerekse 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da ve diğer yasalarda görevle ilgili suçun herhangi bir
tanımı yapılmamıştır. Buna karşın 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun'da memurların ve diğer kamu görevlilerinin görevleri
sebebiyle işledikleri suçlar kavramına yer verilmektedir. Bu Kanunun amacı 1. Maddede, "Bu
Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri
suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek
usulü düzenlemektir" şeklinde gösterilmek suretiyle, memurlar ve diğer kamu görevlilerinir
sadece görevleri sebebiyle işledikleri suçlarda, yargılanabilmeleri için gerekli izni verecek
mercileri belirtmek ve izlenecek usul ifade edilmiştir.Nitekim 4483 sayılı Kanun'un genel
gerekçesinde, "...görev sırasında işlenen, fakat görevle ilgisi bulunmayan suçlar kapsam dışı
bırakılmak suretiyle sistemin uygulama alanının daraltılması öngörülmüştür..." denilerek bu
kanunun "görev sırasında işlenen fakat görevle ilgisi bulunmayan suçları kapsam dışı
bıraktığı" ifade edilmiştir.
Böylece 4483 sayılı Kanun getirdiği bu yeni yaklaşımla, yürürlükten kaldırdığı
04.02.1329 (1913) tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkatin 2.
maddesinde yer alan "görev sırasında işlenen suçları" kapsam dışihda Bırakmış ve
uygulama alanını daraltmıştır. -<
5 s\ fa, ;•"' '"'î ,-
Yine aynı Kanun'un "kapsam" başlıklı 2. maddesinde de "Bu Kanun, Devletin ve digeı
kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği
asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle
işledikleri suçlar hakkında uygulanır." biçiminde kurala yer verilmek suretiyle, Kanun'ur
Anayasa'nın 128. maddesi anlamında memur ve diğer kamu görevlisi statüsünü taşıyanların
işledikleri her suç değil, yalnızca görevleri sebebiyle işledikleri suçları kapsama aldığı teyit
edilmiştir.
Kamu görevlilerinin işledikleri suçlardan, hangi suçun görevle ilgili olduğu hangisinin
ise görevle ilgisinin bulunmadığı konusu ülkemizde sık sık tartışılan bir husus olduğu için
birçok mahkeme kararına ve bu tür suçlara bakan Yargıtay Ceza Daireleri ile Yargıtay Ceza
Genel Kurulunun kararlarına konu olmuştur. Özellikle Yargıtay içtihatlarında görevle ilgili
suçların kapsamı çok net olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.2.2004 tarih 2004/10 Esas, 2004/40 karar sayılı
kararında; "görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile
bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları, başka bir anlatımla sadece
memurlar tarafından işlenebilen, failin memur olmasının suç tipinde kurucu unsur olarak
öngörüldüğü suçları ifade ettiği sonucuna varılmaktadır" açıklanmasına yer verilmiştir. Bu
karara göre sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen yani özgü suçlar görevle ilgili suç
olarak kabul edilmiştir.
Yine Ceza Genel Kurulunun 23.3.2004 tarih 2004/50 Esas, 2004/72 sayılı kararında
"...Sanığın, müdür olarak görev yaptığı lisedeki bir tören sırasında, yakınan öğretmeni,
"sizinle sonra görüşeceğiz" şeklinde tehdit ettiği, tehdidin amiri olması nedeniyle yakınan
üzerinde korku ve üzüntü yarattığı iddiası ile hakkında kamu davası açıldığı nazan
alındığında, sanığa yüklenen tehdit suçu görev nedeniyle işlenen suçlardan olmadığı..."
şeklinde karar vermek suretiyle görev sırasında ancak görevle ilgisi bulunmayan suçların
görev sebebiyle işlenen suçlar kapsamında olmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin, 18.11.2008 tarih 2008/19328 esas, 2008/20739 karar
sayılı kararında; "belediye başkanı olan sanığın bir basın toplantısı sırasında yakınan
Kocaeli eski belediye başkanına hakaret eyleminin, görevle ilgili olarak işlenmesinin söz
konusu olamayacağı",
08.07.2008 tarih 2008/4583 esas 2008/15837 karar sayılı kararında; "ilköğretim okulu
öğrencisi olan mağdurun, sınıftaki sıraları tekmeyle dağıtması nedeniyle disiplini sağlama
gerekçesiyle yaralama suçunu işlediği iddia olunan şüpheli müdür yardımcısının eyleminin
görevle ilgili olarak işlenmesinin söz konusu olamayacağı, görevden doğan bir suç niteliği de
taşıyamayacağı",
04.12.2007 tarih 2007/8658 esas, 2007/10300 karar sayılı kararında; "trafik kontroli
sırasında alkollü ve ehliyetsiz olarak motosiklet kullanan yakınana hakaret ve yaralama
suçlarını işledikleri iddia olunan şüpheli polislerin eylemlerinin görevle ilgili olarak
işlenmesinin söz konusu olamayacağı, görevden doğan bir suç niteliği de taşıyamayacağı"
14.02.2007 tarih 2005/13158 esas 2007/1619 karar sayılı kararında; "sanığa yüklenen
yaralama suçu görev sebebiyle işlenen suçlardan olmadığı",
Kabul edilmiş ve böylece görevle ilgili suç kavramı açık bir şekilde belirlenmiştir.
Yargıtay bu kararlarıyla kamu görevlilerinin, görevleri sırasında işledikleri suçlarının
tamamını "görev sebebiyle işlenen suç" kavramı içerisine mütalaa etmemiş, yapılan kamu
göreviyle gerçekleştirilen eylem arasında nedensellik bağının bulunmasını aramıştır. Bunun
sonucu olarak ta ilgili suç tipinde sadece kamu görevlisi olmanın suçun kurucu unsuru
olduğu suçlar "görev sebebiyle işlenen suçlar" kategorisinde kabul edilmiş|ir.-,.
Kamu görevlilerinin görevleri sırasında işledikleri ancak kamu görevlisi olmanın suçun
kurucu unsuru olarak yer almadığı yani özgü suç olamayan suçlar, görevle ilgili suçlar
kapsamında kabul edilemeyecektir. Örnek vermek gerekirse, kamu görevlisinin görevi
sırasında işlediği kasten yaralama, kasten öldürme, hakaret, tehdit gibi kamu görevlisi
olmayan yani herkes tarafından işlenebilen suçlar, görevle ilgili suçlar kavramı içerisinde
değerlendirilemeyecektir.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla 1964 yılından günümüze kadar
yaptığı bütün yargılamalarda, yargılanan sanıklara atılı suçların biri dışındaki tamamı
yalnızca kamu görevlilerince işlenebilen özgü suçlardır. Yüce Divanın;
a-) 17.6.1965 tarih 1964/1 esas, 1965/3 sayılı kararında atılı suç "görevi ihmal',
b-) 16.3.1982 tarih 1981/2 esas, 1982/1 sayılı kararında atılı suçlar "rüşvet" ve "görevi
kötüye kullanma",
c-) 13.4.1982 tarih, 1981/1 esas 1982/2 sayılı kararında sanıklara atılı suçlar "denetim
görevini yapmama", "rüşvet', "görevi kötüye kullanma", "resmi sahte evrak tanzim etme" ve
"rüşvet alınmasına aracılık etme",
d-) 09.03.1983 tarih 1982/2 esas, 1983/1 sayılı kararında atılı suçlar "görevi kötüye
kullanma" ve "rüşvet",
e-) 12.04.1983 tarih 1982/1 esas, 1983/2 sayılı kararında atılı suçlar "görew kötüye
kullanma" ve "rüşvet",
f-) 14.02.1986 tarih1985/1 esas,1986/1 sayılı kararında atılı suçlar "rüşvet' ve "rüşvete
aracılık etme",
g-) 12.04.1985 tarih 1993/1 esas 1995/1 sayılı kararında atılı suç "görevi kötüye
kullanma",
h-) 31.03.2006 tarih 2004/1 esas 2006/1 sayılı kararında atılı suç "görevi kötüye
kullanma",
ı-) 26.05.2006 tarih 2004/5 esas 2006/2 sayılı kararında atılı suç "ihaleye fesat
karıştırma",
i-) 23.06.2006 tarih 2004/2 esas 2006/3 sayılı kararında atılı suç "ihaleye fesat
karıştırma",
j-) 27.07.2007 tarih 2004/3 esas 2007/1 sayılı kararında atılı suçlar "ihaleye fesai
karıştırma", "görevi kötüye kullanma" ve "görevi ihmal",
k-) 05.10.2007 tarih 2004/4 esas 2007/2 sayılı kararında atılı suçlar "ihaleye fesai
karıştırma", "görevi kötüye kullanma" ve "haksız mal edinme"
Suçlarıdır.
Buna karşın Yüce Divanın 1981/2 esas 1982/1 sayılı kararında Devlet Bakanı olan bir
sanığın resmi bir yurtdışı temasından dönerken ülkemize dönüşte yanında getirdiği birden
fazla ateşli silah için 6136 sayılı Kanuna aykırı davranmak suçundan mahkumiyetine karar
verilmiştir. Ancak Yüce Divanın bu kararında işlenen suçun Devlet Bakanı olan sanığın
göreviyle ilgisi bulunup bulunmadığı oy çokluğuyla kararlaştırılmış ve öğretide de çokça
eleştirilere muhatap olmuştur.
Şüpheliye atılı TCK'nın "Anayasal Düzene Ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar"
bölümünde yer alan 312. maddesinde düzenlenen "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya
tamamen engellemeye teşebbüs" ile 314. maddede düzenlenen "silahlı örgüt yönetme"
suçları sadece memurlar tarafından işlenen özgü suçlardan olmadığı gibi bu suçları işlemek
için kamu görevlisi ve bu kapsamda Genelkurmay Başkanı olmak gerekli, değildir. Başka bir
anlatımla da "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini priadşn kaldırmaya
veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" yani darbeye
teşebbüs etme ile silahlı örgüt yönetme Genelkurmay Başkanının görevi olmadığından bu
suçları işleyen şüphelinin eylemleri "göreviyle ilgili' suç oluşturmamaktadır. Aksine, darbe
yapma ve silahlı örgüt yönetme suçlarının şüpheli Genelkurmay Başkanının görevi olduğu
anlamına gelir ki bunun bir hukuk Devletinde kabulüne imkan olmadığı izahtan varestedir.
İddianamenin diğer bölümlerinde ayrıntısıyla anlatıldığı gibi şüphelinin hakkında dava
açılan diğer sanıklarla birlikte ülkede kaos ve kargaşa ortamı oluşturarak darbeye zemin
hazırlamak için Genelkurmayın bünyesinde oluşturulan internet sitelerinden Anayasal
kurallara uygun olarak seçimle işbaşına gelen yürütme organını yasa dışı yollardan devirmek
için yapılan kara propagandanın, TSK tarafından kurumsal olarak desteklenmediğinin
Genelkurmay Başkanlığının 30 Aralık 2010 tarih ve 3050-605-1 O/o.çad.müş. sayılı yazısıyla
ifade edilmiş olması da bu eylemlerin görev kapsamında işlenmediğinin başka bir delilidir.
Tüm bu açıklamalarımızın sonucu olarak suç tarihinde Genelkurmay Başkanı olar
şüphelinin eylemleri "göreviyle ilgilî' olmayıp kişisel suç kapsamındadır. Bunun sonucu
olarak, şüphelinin Anayasamızın 148. maddesi gereğince Yüce Divan sıfatıyla Anayasa
Mahkemesinde yargılanması mümkün değildir.
B) TOPLANAN DELİLLER
Başsavcılığımızca hazırlanan 21/07/2011 tarih, 2011/1438 soruşturma, 2011/511
savcılık esası, 2011/342 sayılı iddianamede şüpheli Mehmet İlker Başbuğ ile de ilgisi
bulunan deliller ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Adı geçen iddianamede yer alan bazı delillere
kısaca değinilmiş, şüpheli ile ilgili diğer deliller ise kapsamlı olarak incelenmiştir.
1) PSİKOLOJİK HAREKAT
Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün amaçlarına ulaşmak için uyguladığı psikolojilharekat
faaliyetleri Başsavcılığımızın 1/07/2011 tarih, 2011/1438 soruşturma, 2011/511
savcılık esası, 2011/342 sayılı iddianamesinde ayrıntılı anlatılmıştır.
Soruşturma kapsamında haklarında işlem yapılan Doğu Perinçek'e ait CARETTA
ibareli CD içerisinde İZMİRDEN HAYATİ ÖZCANIN GÖNDERDİĞİ BELGELER/ C.BAŞBUĞ
BNB.DAN/ Bilgi Edinme/ BBF-Gnkur/Metinler isimli dosyada, Durmuş Ali Özoğlu'dan elde
edilen 42 nolu DVD içerisinde ve Hurşit Tolon'dan elde edilen 1 nolu cd içindeki Genera
isimli dosyada, psikolojik harekata ilişkin resmi formatta yazılmış çok sayıda belgenin yer
aldığı görülmüş, Durmuş Ali Özoğlu'ndan elde edilen belgelerin Genelkurmay Başkanlığı'na
ait olup olmadıkları sorulmuş, Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın 02 Nisan 2009 tarih ve
2009/91521471 sayılı cevabi yazısında, bu belgelerin bir kısmının gizliliklerinin kalkmadığı
ve nitelikleri itibariyle gizli kalması gerektiği, geriye kalan kısmının ise TSK İç Mevzuatına
göre düzenlenen belgeler olduğu ve herhangi bir yerde yayınlanmadıklarının belirtildiği
anlaşılmıştır. Psikolojik harekat, propaganda ve dezenformasyon ile ilgili kapsamlı bilgiler
ihtiva eden söz konusu belgeler incelendiğinde;
Psikolojik harekatın, hedef kitlelerin davranışlarını belirleyen duygularını, güdülerini
etkilemek üzere, seçilmiş bilgilerin, planlı olarak ilgili hedef kitlelere iletilmesi olduğu, tüm
savaş türlerinde kullanılan bir silah olduğu, ancak etkinliğinin büyük ölçüde onu kullananın
becerisine bağlı olduğu, barış ve savaş dönemlerinde başarısı kanıtlanmış olar
PSİKOLOJİK HAREKAT'ın, insanlık tarihi içerisinde kullanılan en eski silahlardan biri olduğu,
Psikolojik harekatın öneminin, özellikle "kuvvet koruyucu / kuvvet artırıcı" ve "ölümcül
• !
olmayan bir silah sistemi" oluşunda yattığı,
Yine Psikolojik harekatın, toplumun tutum ve davranışlarını etkilemek amacıyla kitle
iletişim araçlarının planlı olarak kullanılması ya da hedef gruplarda ulusal hedefleri
destekleyici davranış, duygu ve tutumlar oluşturmak olduğu, Psikolojik harekatın, yüz yüze
iletişimle, işitsel araçlarla (radyo ve hoparlör), görsel araçlarla (bildiri, gazete, kitaplar,
dergiler ve afişler), görsel işitsel araçlarla (Tv.) dağıtılabileceği, temel noktanın psikolojik
harekatın nasıl gönderildiği değil, "Psikolojik Harekatın taşıdığı mesaj' ve "mesajların hedef
kitleyi nasıl etkilediği" olduğu,
Propaganda'nın, belli bir topluluğun fikirlerini, hislerini, tutum ve davranışlarını bilere!-
tesir altında tutmak veya değiştirmek maksadıyla hazırlanan mesajların uygun haberleşme
araçlarıyla hedef topluma iletilmesi olduğu,
Kara (Sinsi, Siyah) propagandada; gerçek kaynağın daima gizli olduğu, haberin başka
kaynaktan çıkıyormuş gibi gösterilmek suretiyle yapıldığı, kaynağı gizlemek ve herhangi bi
kaynağın olabileceği inancını yaymak için her türlü yola başvurulduğu, kaynak ne kadar gizi
olursa o kadar başarı sağlanacağı, yalan, iftira, sahte delillere başvurulduğu,
Dezenformasyon'un; bir haberin önemini azaltarak veya anlamını kuvvetlendirerek
gerçek anlamını ortadan kaldırma eylemi şeklinde tanımlandığı, bir başka ifadeyle bir yalan
haber vasıtasıyla yanılgıya düşürme faaliyeti olduğu,
Psikolojik harekat kullanımında kitle iletişim araçlarının, hedef kitleyle her türlü iletişim
sağlayan basılmış malzeme, gazete, dergi, kitap, afiş, broşür, radyo, televizyon, internet,
telefon, video, sinema, konser, miting, hoparlör, uydu, video konferans gibi teknik ve teknit<
olmayan araçları içerdiği, kitle iletişim araçları vasıtası ile birtakım davranış modelleri de
ortaya konulmak suretiyle hedef kitlenin etkilenmesi ve yönlendirilmesinin amaçlandığının
belirtildiği, yine aynı belgeler içerisinde psikolojik harp uzmanı olduğu belirtilen Sun Tzu'nun
Harp Sanatı kitabından alıntıların bulunduğu ve bunlarında özetle; "Hasım ülkedeki iyi olar
her şeyi gözden düşürünüz", "Hasmınızın yönetici kadrolarının temsilcilerini cinayet
teşebbüslerine bulaştırınız.", "Şöhretlerini sarsınız ve zaman geldiğinde de vatandaşlarının
onları hor görmesini sağlayınız.", "Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden faydalanınız", "Her
türlü vasıtadan yararlanarak, hükümetlerin çalışmalarını aksatınız", "Düşman ülkenin
vatandaşları arasındaki uyuşmazlık ve kavgaları yayınız.", "Yıkım işlemini tamamlamak için
fahişeleri gönderiniz" şeklinde olduğu görülmüştür.
Söz konusu belgelerde yer alan bu bilgilerden de hareketle, Psikolojik harekatın
hedef kitlenin düşünce ve davranışlarını istenen doğrultuda yönlendirmek amacıyla yürütülen
her türlü faaliyet olduğu, propagandanın psikolojik harekatın en önemli yöntemlerinden bri
olduğu, yalan, iftira ve sahte delilleri kullanan kara propagandanın, bunlar arasındaki en
acımasız yöntem olduğu, kitle iletişim araçlarının propagandanın olmazsa olmazı olduğu
anlaşılmaktadır.
Hedef alınan olay veya durum, kaynağı bilinmeyen iddia ve spekülasyonlar ile
karalanır, hedef alınan olay veya durumun dost unsurunun olaya duyduğu güven
zedelenirken, tarafsız unsurlar düşman unsur olmaya, düşman unsurlar ise motivasyon
kazanarak güçlenmeye başlarlar. Amacı, hedef seçilen olay veya durumun saygınlığını
zedelemek olan bu yöntemde propagandayı yürütenler, kitlelerin kendi belirlediği amace
yönelik davranmasını ve düşünmesini sağlayacak şekilde ortamı maniple ederlerken, iletişim
araçlarını kullanarak daha büyük kitleleri etki altına alırlar. Psikolojik harbin en önemli
unsurlarından olan kara propaganda vasıtasıyla dezenforme edilen bilgi, olay veya durumun
dezenforme edildiğinin ortaya çıkması bile kara propagandanın ilk anda oluşturduğu etkiyi
sıfıra indiremez. Bu sebepledir ki; etkisinin bir gün dahi süreceği bilinse, kara propagandayı
yapanlar gündemi meşgul etmek, bilgi kirliği ile kitleleri etkilemek, ^amaçlarından
vazgeçmezler. Bilgi kirliliği ve karalama orijinli kara propaganda faaliyetlerinin hedefinde
düşman unsurlar vardır ve dost unsurların bu faaliyete maruz bırakılmaları düşünülemez.
Dolayısıyla bir ülke içerisinde propaganda faaliyeti yaptığını düşünen hiçbir kişi, kuruıu
birim, yapı Devletin yasama, yürütme, yargı organlarını, güvenlik birimlerini, o ülkenin kend
milletini, ordusunu ve diğer kurumlarını kara propaganda faaliyetinde düşman unsur olarak
belirleyemez ve hedef alamaz.
Örgüt üyeliği ve yöneticiliği suçlarından haklarında işlem yapılan şahıslardan elde
edilen ve örgüt adına kullanıldığı anlaşılan psikolojik harekata ilişkin bu bilgilerin yanı sıra,
yine soruşturma kapsamında haklarında işlem yapılan şüphelilerden elde edilen örgütsel
dokümanlarda da psikolojik harekatın, örgütün kullandığı yöntemlerden olduğunu belirtir
bilgiler yer almaktadır.
Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi isimli dokümanda
yer alan bilgiler "Suikast ve Dezenformasyon Faaliyetlerinin" örgütsel amaçlar doğrultusunda
kullanılan yöntemlerden olduğunu göstermektedir.
Lobi isimli dokümanda ise, Lobinin organizasyon planında yer alan ve örgütün tümünü
oluşturduğu belirtilen dokuz departmandan birisinin, "İletişim Ve Propaganda" birimi olduğu
İletişim ve Propaganda departmanı bir başkan ve beş yardımcıdan oluştuğu, bu departmanın
görevinin amaçlara uygun olarak, ulusal, yerel ve uluslararası medya kuruluşlarını
bilgilendirmek, yönlendirmek ve bu yolla kontrol altında tutmak olduğu, ayrıca, faaliyetlerde
amaçlara uygun kamuoyu oluşturulması ve kamuoyunun desteğinin sağlanması
çalışmalarını yürüttüğü, bunların yanı sıra, organizasyonun ilişki kurmayı tasarladığı kişi,
kurum ve kuruluşlar üzerinde etkileme çalışmaları gerçekleştirerek, sağlıklı ilişkiler
kurulabilmesinin altyapısını hazırladığı söylenmekte, aynı belgenin "Kapsam" başlığı altında
bir merkezde toplanacak olan bilgilerin ışığında analiz ve değerlendirme yapacağı, teori ve
senaryolar üreterek, iletişim ve propaganda yoluyla ulusal çıkarlara aykırılıklar karşısında
sivil direnç odakları oluşturacağı belirtilmektedir.
Örgüt hakkında düzenlenen 2007/1536 Soruşturma, 2008/623 no'lu iddianamede;
"örgüt belgeleri ve elde edilen delillerden Ergenekon Terör Örgütünün değişik alanlarda
örgütlenmek ve taban oluşturmak için faaliyetlerde bulunduğu" belirtilmiş,
"Yurtiçi ve Yurtdışı Örgütlenmeye Yönelik Faaliyetler" başlığı altında kontrol altındaki
medya kuruluşlarıyla dezenformasyon amaçlı faaliyetlerinin, "Amaçlarına Ulaşmak İçir
Silahlanma ve Şiddet Eylemlerine Yönelik Faaliyetler" başlığı altında çeşitli yollarla psikolojik
harp yöntemlerinin kullanılması yoluyla dezenformasyon faaliyetlerinin yapıldığı
vurgulanmıştır.
Yine iddianamede İşçi Partisi bünyesinde bulunan Aydınlık dergisi ve bunlara bağl
yayın kuruluşlarında, yapılan yayınlarda aynı başlıklarda dezenformasyon amaçlı yayınlar
yaptıklarının tespit edildiği belirtilmiştir.
Haklarında örgüt liderliği ve üyeliği suçlamaları ile kamu davası açılmış bulunan
şüphelilerden TSK'ya ait psikolojik harekat belgelerinin elde edilmesi, Ergenekon Silahlı
Terör Örgütünün temel stratejilerini belirleyen örgütsel dokümanlarda psikolojik harekat ve
propagandanın örgüt tarafından kullanıldığının belirtilmesi, son olarak yine örgütsel niteliğe
haiz Irticayla Mücadele eylem planında kara propaganda ve bunun medya vasıtasıyla
etkisinin artırılması stratejisinin vurgulanması bir bütün olarak incelendiğinde, örgütün millete
ve Devlete yönelik hali hazırda uyguladığı veya uygulamayı planladığı psikolojik harekat
faaliyetlerinin ciddi boyutlarda olduğu ortaya çıkmaktadır.
2) İRTİCAYLA MÜCADELE EYLEM PLANI VE PROJE İSİMLİ BELGE
Kapsamlı bir eylem planı olmasının yanı sıra etkili bir psikolojik lıirejcat unsuru da
10
'•'.«*'L _
olan Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı, 2010/106 esas nolu dosya
sanıklarından Serdar Öztürk'ün ofisinde 04/06/2009 tarihinde yapılan aramada fotokopi
olarak ele geçirilmiş, planın ıslak imzalı orijinali ise kendisini "Kuşaklar boyu TSK'ya hizmeı
etmiş bir aileye sahip olmaktan onur duyan bir subay olarak' tanıtan açık kimliği tespit
edilemeyen şahsın yapmış olduğu 30/09/2009 tarihli imzasız ihbar mektubunun ekinde
Cumhuriyet Başsavcılığımıza posta yolu ile gönderilmiştir.
Adı geçen ihbar mektubu içerisinde İrticayla Mücadele Eylem Plam'nın hazırlanması
ile ilgili olarak "...Söz konusu gayri hukuki çalışmalar, TSK içerisindeki cunta yapılanmasının
kilit isimlerinden olan Org. Hasan Iğsız'ın Genelkurmay ll'nci başkanlığı döneminde hız
kazanarak devam etmiştir. Org. Hasan Iğsız'ın doğrudan netice alınabilecek bir eylem planı
hazırlanması konusunda verdiği direktif gereği, Korg. Mehmet Eröz ve Tümg. Mustafa
Bakıcı'nm da katkılarıyla gerekli çalışmalar başlatılmış ve söz konusu eylem planı Kur.Alb.
Dursun Çiçek tarafından hazırlanmıştır." şeklinde ibareler yer almaktadır.
İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme
Şubesi'nin 19/10/2009 gün ve 250/16.10.2009-57814-9760/8014, Emniyet Genel Müdürlüğü
Kriminal Polis Laboratuvarı Dairesi Başkanlığı'nın 13/11/2009 gün ve 2009/8354, İstanbul
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi'nin 04/02/2009 gün ve
250/26.01.2010-5981-1029/847, Jandarma Kriminal Laboratuvarı'nın 16/03/2010 tarih ve
2010/145 sayılı bilirkişi raporlarında, İrticayla Mücadele Eylem Planı başlıklı belgenin altında
yer alan imzanın şüpheli Dursun Çiçek'in eli mahsulü olduğu belirtilmiştir.
Başsavcılığımızca yürütülen 2010/1003 sayılı soruşturma kapsamında 06/12/2010
tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramada PROJE isimli bir belge elde
edilmiş, söz konusu belgenin GENKURBSKTAKDİMİ\ GENKURBŞK.TAKDİMVTEMA
TASLAK şeklinde isimlendirilmiş sıralı dosyalar içerisinde yer aldığı görülmüştür.
İrticayla Mücadele Eylem Planı ve PROJE isimli belge birlikte incelendiğinde; Proje
isimli belgede yer alan hususların tamamına yakınının İrticayla Mücadele Eylem Planı
başlıklı belgede de yer aldığı, İrticayla Mücadele Eylem Planı başlıklı belgenin PROJE isimli
belgeye göre sistematik olarak hazırlandığı, PROJE isimli belgenin oluşturulma tarihinin
02/03/2008 olduğu, İrticayla Mücadele Eylem Planının ise ilk olarak 04/06/2009 tarihinde
yapılan bir aramada ele geçirildiği, bu haliyle Proje isimli belgenin İrticayla Mücadele Eylem
Planının taslağı olduğu anlaşılmıştır.
3) İNTERNET SİTELERİ ANDICI
Kamuoyunda internet siteleri ihbarı olarak bilinen ve Cumhuriyet Başsavcılığımıza
gönderilen, ayrıca medya kuruluşlarına da dağıtımlı olarak ulaştırıldığı anlaşılan ihbar
mektubu içeriğinde özetle; "Sayın Savcım, Ben ülkesini ve çalıştığı kurumu her şeyden üstün
tutan bir TSK mensubuyum. Ülkemi o kadar seviyorum ki kendimi, ailemi mesleki kariyerim
ve geleceğimi riske atarak 'İrticayla Mücadele Eylem Planı" belgesinin aslını gönderdim.
Elde ettiğim belgelerin kamuoyuna yansımasından ve Adli Tıp Kurumu'nca da teyit
edilmesinden sonra yaptığım bu girişimin çok yerinde olduğunu kıymetlendirmekteyim...
Cunta faaliyetlerinin daha açık bir şekilde ortaya çıkmasını ve bu planların sadece Dursun
Çiçek'in faaliyetleri ile sınırlı olmadığını göstermek istiyorum. Genelkurmay'da yürütülen
psikolojik harekat faaliyetleri kapsamında kamuoyunda daha önce de kısmen gündeme
gelmiş olan internet faaliyetlerinin detaylarını paylaşmak ve bütün bu çalışmaların cunta
aracılığı ile hiyerarşik bir yapıda gerçekleştirildiğini göstermek için Ek-A'daki belgeyi
dikkatlerinize sunuyor ve tüm kamuoyu ile paylaşmak istiyorum. Bu belge-,Qşnelkurmay
tarafından yürütülen psikolojik harekat faaliyetleri için kullanıla^J^eği^İ^sjtelerinin
/
11 > V
kamuoyuna yansımasından sonra (Basında 35 adet internet sitesi yer almıştı. HalbuM bu
sitelerin adedi 42'dir ve Ek-B'de sunulmaktadır.) bunların Genelkurmaya ait olmadığını
göstermek ve daha sonraki sızmaları engellemek maksadıyla hazırlanmıştır. Belgenir
hazırlanmasında sızma olasılığı da dikkate alınarak çok özenli bir dil kullanılmıştır... İnternet
siteleri ile ilgili haberler medyaya yansıdıktan sonra tüm siteler kapatılarak yeniden
yapılandırılmıştır. Ekteki belgede görüleceği üzere, Cunta aracılığı ile Komuta katının görüş
ve onayı alınarak yeniden faaliyete geçirilmiştir. Komuta katının onayından sonra 35 site
yerine 4 adet site ve bu adreslere yönlendirilen bir miktar alan adının alınması
kararlaştırılmıştır." şeklinde olduğu, eklerini ise İnternet Siteleri Andıcı ve Psikolojik Hareka
sitelerinin listesi olarak belirtildiği,
İhbar mektubunun ekinde yer alan internet siteleri andıcının, Cemal Gökçeoğlu
tarafından imzalanmış ve Dursun Çiçek adına imzaya açılmış, bağlantı noktası: Yzb.Mural
Uslukılıç olarak belirtildiği, İnternet Siteleri konulu, Nisan 2009 tarihli Gizli ibareli üst
yazısında; "Bilgi Des.D.Bşk.lığının İnternet sitesi faaliyetlerinin yeniden yapılandırılması
maksadıyla hazırlanıp komuta katından onayı alınan andıç ekte sunulmaktadır." şeklinde
ibarelerin yer aldığı,
Andıcın ise Yzb. Murat Uslukılıç imzalı, Nisan 2009 tarihli, gizli ibareli, Harekat
Başkanlığı'ndan Genelkurmay İkinci Başkanına hitaben yazılan Andıç başlıklı olduğu
görülmektedir. Andıçın paraf bölümünde ise Des.Ş.Md.Alb.C.Gökçeoğlu, 1'nci Bilgi
Des.Ş.Md.Alb.S.Özüer, 2'nci Bilgi Des.Ş.Md.Alb.İ.Göktaş, 3'ncü Bilgi Des.Ş.Md.Alb.D.Çiçek,
4'ncü Bilgi Des.Ş.Md.Alb.H.Gülbahar, Bilgi Destek Gr.K.Alb.O.Güçlü, Bilgi Destek Daire
Başkan Vekili Tuğg.M.Bakıcı, Hrk. Bşk. Korg. M.Eröz, İsth. Bşk. Korg. İ.H.Pekin, MEBS Bşk.
Kora. M.Otuzbiroğlu, Adli Müşavir Tuğg. H.Çubuklu, ll'nci Bşk.Org.H.Iğsız'a ait parafların
olduğu ve H.lğsız'a ait parafın karşısında Sn.K'a arz şeklinde el yazması bir notun yer aldığı,
Andıcın EK-A'sını oluşturan listeler incelendiğinde, "Günlük Olarak Takip Edilen
Türkçe Yayın Yapan İnternet Siteleri" başlığı altında 292 adet internet site isminin
bulunduğu, bu siteler ile ilgili olarak yayın politikası başlığı altında; "a/ew sitesi, bölücü
internet sitesi, AKP karşıtı, AKP yanlısı, solcu internet sitesi, Fethullahçı, Savaş Karşıtları,
irticai internet sitesi, ulusalcı haber sitesi, Anarşist internet sitesi, devrimci, TSK karşıtı,
milliyetçi haber sitesi...vb." şeklinde ibarelerin yer aldığı, "Günlük Olarak Takip Edilen
Yabancı Dilde Yayın Yapan İnternet Siteleri "başlığı altında 138 adet internet sitesinin
isminin bulunduğu, bu siteler ile ilgili olarak yayın politikası başlığı altında "ermeni web sitesi,
bölücü yayın yapan site, haber sitesi, strateji sitesi..." şeklinde ibarelerin yer aldığı,
İhbar mektubunun EK-B'si olan 1 sayfadan ibaret belgede, "Gnkur Bilgi Destek Daire
Başkanlığı Destek Şube tarafından kamuoyunu yönlendirmek maksadıyla illegal bir şekilde
işletilen internet siteleri:" başlığı altında 42 adet internet sitesi isminin yer aldığı, bu siteler
arasında irtica.org ve turkatak.gen tr isimli sitelerin de bulunduğu görülmüştür.
4) İNTERNET SİTELERİ İLE İLGİLİ YAPILAN YAZIŞMALAR
Söz konusu internet sitelerinin kime ait olduğu, ne tür yayınlar yaptığı ve ihbar
mektuplarında siteler ile ilgili yer alan iddiaların doğruluğunu araştırmaya yönelik olarak
Ortadoğu Yazılım Hizmetleri A.Ş, BDDK, Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay
Başkanlığı ile yazışmalar yapılmıştır.
TR.NET Orta Doğu Yazılım Hizmetleri A.Ş'nin 25.12.2009 tarihli cevabi yazısı ile söz
konusu internet sitelerinin yayın yaptığı İP adreslerinin Milli Savunma Bakanlığı'na
yönlendirildiği, Milli Savunma Bakanlığfnın 09 Nisan 2010 tarihli cevabJUyazişj ile de söz
konusu İP adreslerinin Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Gene[k€rnr(ayÇ^|şkanlığı'nın
i. İH £i
12
ihtiyacı için tedarik edildiği anlaşılmıştır.
İnternet siteleri andıcının gönderildiği ihbarda yer alan; "...Andıç'ta parafı bulunan Şb.
Md.lerinin o dönemde yeni aldıkları kredi kartları ve yaptıkları ödemeler rahatlıkla banka
kayıtlarından temin edilebilir" şeklindeki hususlar doğrultusunda BDDK görevlilerine gerekli
incelemeler yaptırılmış, İlker Ziya Göktaş, Sedat Özüer ve Hulusi Gülbahar'ın andıç ile
birlikte Dursun Çiçek'in ise andıçtan daha önce kendi adlarına kayıtlı kredi kartları ile internet
sitesi alan adı satın aldıkları tespit edilmiştir.
Başsavcılığımızın 04 Ekim 2010 tarihli yazısı ile Genelkurmay Başkanlığımdan söz
konusu internet sitelerinin kurulum, işletim, içerik ve amaçları ile ilgili bilgi istenilmiş,
Genelkurmay Başkanlıgı'nın 26 Ekim 2010 tarih ve 3050-605-10 Ad.Müş. sayılı yazısında
özetle; "...sitelerin kuruluş amaçları ile hedeflerinin tüm bu düzenlemelere uyumlu olduğu,
bahse konu uygulamaların hukuki temellerini belirten düzenleme hükümlerinden aldıkları,
uygulamanın hukuki dayanak anlamında değişen yasal düzenlemelere paralel olarak
sürdürüldüğü kanaatine varıldığı, yazıda belirtilen Başbakanlık direktifleri, MGK kararları,
Bilgi Destek Daire Başkanlığının görev ve sorumluluklarına ait yönerge hükümleri bir bütün
olarak göz önünde bulundurulduğunda, TSK'nın ülkenin milli menfaatlerine ilişkin görev ve
sorumluluk alanı ile yakından ilgili bulunan sözde Ermeni ve Yunan iddiaları, PKK teröı
örgütü, diğer yıkıcı, bölücü, irticai unsurlarla mücadele konularına ilişkin gelişmeleri takip
etmesinin, açık kaynaktan elde ettiği bilgileri ve önerilerini ilgili kurullara sunmasının iç ve dış
kamuoyunun bilgilendirilmesi maksadıyla, yürürlükteki yasal çerçeve içerisinde faaliyette
bulunmasının hukuken yasaklanmadığı, bu amaçla gerçekleştirilecek bir faaliyete engel
teşkil edebilecek bir düzenlemenin bulunmadığının değerlendirildiği..." belirtilmiştir.
26 Ekim 2010 tarihli cevabi yazının akabinde 13 Aralık 2010 tarihli yazı ile site
içeriklerinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti Yürütme Organını baskı altına alıcı yayınların biı
kısmı listelenip aynı zamanda dijital ortamda site sayfaları kopyalanarak Genelkurmay
Başkanlığı Adli Müşavirliğine gönderilmiş, söz konusu yayınların, TSK içerisine sızdığı
anlaşılan Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne mensup TSK personelince yayınlanmış olma
ihtimali ile ilgili kanaat bildirilmesi istenmiştir. Genelkurmay Başkanlıgı'nın 30 Aralık 2010
tarih ve 3050-605-10/O.Ç Ad.Müş. sayılı cevabi yazısında; "... Adli makamlar tarafından
bahse konu yayınların eski Bilgi Destek Daire Başkanlığı personeli tarafından bu sitelere
eklendiklerine dair delil elde edilmesi halinde, bu yayınların anılan internet sitelerinin kuruluş
amaçları ile örtüşmeyeceği ve ilgili personelin, bu açıdan görev ve yetki hudutlarını aşan bi
şekilde işlem yaptıklarından bahsedilebileceğinin düşünüldüğü, ancak böyle bir durumda
dahi ilgili personelin eyleminin ceza hukuku anlamında suç teşkil edip etmeyeceğinin, kanun>
tipiktik açısından tavsifinin, suçun unsurlarının somut deliller ışığında ancak adli makamlar
tarafından değerlendirilebileceği, bu itibarla sabit olması durumunda eylemin hangi saik veya
kasıtla kimler tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine yönelik olarak Genelkurmay
Başkanlığınca kanaat bildirilmesinin hukuken mümkün olmayacağının düşünüldüğü, bahse
konu yayınların Genelkurmay Başkanlıgı'nın kurumsal kimliği altında yayınlandıklarına dair
hiçbir belge bulunmadığı, bunun yanında çeşitli basın yayın organlarında yayınlanmış
haberlere dayanmış olsa dahi, internet sitelerinin kuruluş amaçları ile bağdaştırılamayacağ,
düşünülen bu tür yayınlara TSK tarafından hizmete yönelik amaçlar doğrultusunda işletilmesi
öngörülen internet sitelerinde yer verilmesinin kurumsal olarak onaylanmasının da mümkün
olmadığının kıymetlendirdiği" belirtilmiştir.
İhbar mektubu ile birlikte söz konusu internet sitelerinin basında yer almasının
ardından Genelkurmay Başkanlıgı'nın düzenlediği basını bilgilendirme toplantısında,
Genelkurmay Başkanlığının Başbakanlığın ilgili direktifleri doğrultusunda işlettiği internet
siteleri olduğunun bildirilmesi, ardından yapılan açıklamada söz konusu direMİîın 2Q00 yılına
ait olduğunun belirtilmesi, Genelkurmay Başkanlıgı'nın yukarıda izah edilen 26vEkîrn ve 30
Aralık 2010 tarihli yazılarında bazı kararlar ve direktiflere atıfta bulunulduğundan, bu
yazılarda dayanak olarak gösterilen karar, direktif ve yazıların listesi de gönderilerek konu
hakkında Başbakanlık Müsteşarlığfndan bilgi istenilmiş, Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğü'nün 04/02/2011 tarih ve 648.02-00233 sayılı cevabi yazısında; ilgi yazının (a)
bendinde talep edilen karar, direktif ve yazıların tamamının incelendiği, yazı ekinde belirtilen
belgelerde, Genelkurmay Başkanlığı'na söz konusu internet sitelerinin kurulması ve
işletilmesi için izin, imkan, görev ve yetki veren herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, ilgi
yazının (c) bendinde bahsedilen konu ile ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığından
Başbakanlığa sunulan konu ile ilgili bilgi notları üzerinde yapılan inceleme ve
değerlendirmeler sonucunda, ilgili kuruma notlarda dayanak olarak gösterilen hususların
internet sitesi kurma ve işletme konusunda izin, yetki ve görev vermediği belirtilmiştir.
5) İNTERNET SİTELERİNİN İÇERİKLERİ
Psikolojik harekat siteleri olarak isimlendirilen internet sitelerinin yayında olduğu
dönemlerde ne tür yayınlar yaptıklarının tespiti amacıyla, birçok internet sitesinin arşiv
kayıtlarını bünyesinde barındıran www.archive.org isimli internet sitesi üzerinde incelemeleı
yapılmış, soruşturma konusu internet sitelerinin bazılarına ait geçmiş tarihli internet
sayfalarına ulaşılmış, irtica.org isimli internet sitesinin en son 19.12.2008 ve turkatak.gen.tr
isimli internet sitesinin en son 19.01.2009 tarihli ana sayfa görüntüleri tespit edilmiştir.
Yapılan incelemelerde irtica.org isimli internet sitesinde Türkiye Cumhuriyeti
Yürütme Organını Baskı altına alıcı, tahkir ve tezyif edici nitelikte; 'Balık baştan kokar',
'Türban ve Çankaya', 'Çağdaşlıktan sapılırsa 28 Şubatlar olur', 'Türkiye'nin yeni fetret dönemi
ılımlı İslam F. Gülen ve AKP', '28 Şubat ders oldu, Ak parti kurbağayı suya koyup altını öyle
yaktı', 'AKP ilahiyatçılara çalıştı', 'AKP'den gülen savunması', 'TRT'de irtica hortladı', 'AKP'de
yimpaş paniği', AKP'nin türban planı çalıştı', 'AKP'li vekil Adnan hocanın kitabını dağıttı', 'işte
AKP'nin meclisi', 'AKP'de kadına yer yok', 'AKP'lilerden türban adımı', 'Atatürkçü
Cumhurbaşkanı istiyoruz', 'Cumhurbaşkanını Başbakanın derin kabinesi belirleyecek',
'Çankaya Cumhuriyet ile hesaplaşma yeri değil', 'yargı kuşatmada', 'Köşk'e çıkarsa ılımh
İslam denemesi başlar', 'AKP'de tedirgin bekleyiş', 'Abdullah Gül kim değildir?', 'tesettür
otelleri 4 kat arttı', 'türban köşke çıkmamalı', 'tarikatçı vekil istemiyoruz', 'hizbullah ve
nakşibendî AKP'ye oy verdi', 'Arınç'ın Manisa'dan kandil yayınlayın ricası kriz çıkardı', 'türban
seçimde ağır bastı...', 'cemaatin AKP baskısı', 'Atatürkçülükten arındırılmış renksiz anayasa
önerisine partisi AKP'den ürkek destek geldi', 'AB'den AKP'ye uyarı', 'laiklik endişesi AKP
kaynaklı', 'AKP türbana dolandı', 'biz kadınlar korkuyoruz sayın başbakan', 'Türkiye'nin yöni
İran'a doğru', 'yasağı AKP'nin başhekimleri deldi', 'AKP laik sistemi dilim dilim doğruyor',
'Ergenekon büyük bir provokasyon', AKP ekonominin üstünü türbanla örtüyor', 'türban
kamuya yerleşiyor', 'TRT de Ak parti medyasında', 'İran devrimi'nin ayak sesleri Türkiye'de',
'Devlet televizyonu 'taraf oldu', 'Cumhuriyet lisesi'nin öğretmenleri de türbanlı', 'TRT, Diyanet
işleri gibi, 'MEB'in broşüründe veliler türbanlı', 'AKP'ye hukuk ve laiklik dersi', 'Türbanlı
Ekonomi', 'AKPyumuşakça İslamlaştırıyor' başlıklı yazıların yer aldığı,
Ülkede kaos ortamı oluşturmak, halkı yürütme organına karşı tahrik amacıyla
Türkiye'de irtica tehdidi olduğu yönünde abartılı haber başlıklarına örnek olarak; 'trene
mescit istedi', 'kurban derileri tarikatlara gitti', 'Genelkurmay'ın sabrı taştı', 'ders kitaplarına
tekke rötuşu', İran'dan Ankara'da devrim resepsiyonu', 'Türkiye'de irtica var', 'Çankaya'ya
imam istemiyoruz', 'adım adım irticai yaşama doğru', 'gözlerden uzak cemaat örgütlenmeleri',
'halk eğitim merkezinde çarşaflı aile eğitimi', 'helal gıda sertifikasıyla hayata sızan şeriat',
'irticai faaliyet yok mu hadi ordan!', 'kadına sokak yasak', 'laik rejim düşmanları', 'gerici
radyolarda cihat çağrıları başladı', 'laikliğin altı oyulurken', 'Türkiye^^Miıİıİkeîerine kayıyor',
14 / .-^rv , \
'tarikat ile cemaat rejimi', 'irtica Devletin içine sızıyor', Ankara'nın göbeğinde 'harem-selamlık
şölen', 'Türkiye'de siyasal İslam güçleniyor', 'İran'da örtü okula sinsice girdi', '3 yılda herkes
örtündü', 'laik endişe haksız değil', 'sıra sarığa gelecek', 'otobüste namaz baskısı', 'milh
eğitim tasdikli Kuran ve ezan okuma şampiyonu', 'gizli İslamlaşma', 'Okullar şikayet ediliyor
ama camilere laf yok', 'kadınların yüzde 70'i kapalı 'başlıklı yazıların olduğu,
Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planında yer alan hususlara paralel çok
sayıda yayının bulunduğu,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü ile ilgili hazırlanan ikinci iddianame ve sonrasındak
iddianamelerde Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yöneticileri ve üyeleri tarafından organize
edildikleri belirtilen başta İstanbul, Ankara ve İzmir'de düzenlenenler olmak üzere birçok ilde
düzenlenen Cumhuriyet Mitingleri ile ilgili olarak da mitingler öncesinde duyuru ve
sonrasında mitinglerin propagandasını yapan birçok yayının irtica.org ve turkatak.gen.tr
isimli internet sitelerinde yer aldığı görülmüştür, irtica.org isimli sitede 'Cumhuriyetin hep va>
olacağını göstereceğiz', '3 derecede 20 bin kişi', 'yüzbinlerin hatta milyonların öncüsü', 'dine
basın mitingi saptırdı', 'ulusal uyanış', '14 nisan mitinginin anlamı', 'üniversite öğrencileri de
katılacak', 'dinci basın bildiğiniz gibi İzmir mitingini çarpıttılar', 'İstanbul hükümeti mitingleri
yasakladı', 'kalpler Eğede attı. provokasyon olumsuz etkilemedi', 'dünyanın en büyük ailesi',
'Çağlayan'daki 'ne şeriat ne darbe' sloganı toplumun sesi', 'yobazlığa karşı milyonlar', 'tarihi
mitingi dünya medyasında', 'BBC: Türk laikliği için dev miting' başlıklı yazıların olduğu
görülmüştür. Benzer şekilde turkatak.gen.tr isimli sitede ise, 'Çağlayan mitingi ne işe
yarayacak', 'laik Türkiye için Çağlayana', 'Berlin'de Cumhuriyet mitingi' başlıklı yazıların
olduğu,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmasını itibarsızlaştırmaya yönelik birtakırr
yazıların da irtica.org isimli internet sitesinde yer aldığı, bu yazılara örnek olarak; "Ergenekon
işinde Gülen adı" "Üzmez'in gazozunda Ergenekon ve Vakit'in kilise İslamı" "Ergenekon,
Büyük Provakasyon" başlıklı yazılar gösterilebilir.
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturması kapsamında hakkında işlem yapılar
İlhan Selçuk'un soruşturma kapsamında gözaltına alınması ile ilgili olduğu anlaşılan, 'İlhan
Selçuk başlıklı yazının giriş bölümünde; "İlhan Ağabeyin gözaltına alınması ve bu acı olayın
toplumda yarattığı derin sarsıntı üzerine biraz düşünmemiz gerekiyor. İlhan Selçuk'un
sabaha karşı alınıp götürülüşü niçin bu kadar büyük bir şoka neden oldu? Neden dolayı,
İlhan Selçuk'un fikirlerine yakın olmayan kesimler bile onunla ve Cumhuriyet Gazetesiyle
dayanışma içine girdi? Bu sorununu cevabını doğru olarak verebilirsek, toplumun
dinamiklerini daha iyi anlamış oluruz." şeklinde ibarelerin yer aldığı,
02.10.2008 tarihli ana sayfada yer alan ve arşiv sitesinde devamı da bulunan
"Gündem Operasyonu" başlıklı yazı içeriğinin, "Ergenekon Davası şahane bir gündem
değiştirme mekanizması haline geldi. Sadece iki örnek yeter. Anayasa Mahkemesi'nde
başsavcı iddianame sunuyor. Gündem belli. Aynı gün bir Ergenekon operasyonu. Gündem
değişiyor. Deniz Feneri Davası mahkumiyetle sonuçlanmış, Manşetler belli. Hoop bir
Ergenekon operasyonu daha. Hepimizi salak yerine koymak diye buna denir herhalde"
şeklinde olduğu ve yazının kaynağının link olarak verildiği, 06.12.2008 tarihli ana sayfada
"Gülen sorularında terledi. Tuncay Güney'i sorgulayan eski emniyet amiri İhtiyaroğlu
anlatıyor." başlıklı bir yazının bulunduğu,
Genelkurmay Başkanlığı'nın cevabi yazısında; söz konusu sitelerin kurum tanıtımı ve
bilgilendirme amacıyla kurulduklarını ve bu yönde yayın yaptıklarını belirtir ibarelerder
hareketle içerikler incelendiğinde, TSK ile ilgili sitelerde yer alan yayınların, sitelerin
genelinde yer alan yayınların çok küçük bir kısmını oluşturduğu tespit olunmuştur.
irtica.org ve turkatak.gen.tr isimli sitelerde yer alan yayınlar bk,,, bütün olara!1
değerlendirildiğinde, sitelerdeki yayınların genel itibariyle ulusal düzeydCylywi>Hyapan basın
yayın organlarında çıkmış köşe yazıları ile haberlerden oluştuğu ve sitelerin güncel olarak
işletildikleri,
Başta Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak üzere Adalet, İçişleri ve Milli Eğitim
Bakanları üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Yürütme Organını baskı altına alıcı, tezyif ve tahkir
edici yayınların bulunduğu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve dönemin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Koksal Toptan ile ilgili de benzer içerikli yayınların yer aldığı,
Türkiye'de irtica tehdidi olduğu ve laikliğin tehlike altında bulunduğu yönünde hezeyar
uyandırma amaçlı abartılı yayınların yer aldığı,
Bu haber ve yazı içeriklerinde, şeriatla yönetilen bazı ülkelerdeki şerai
uygulamalarından örneklerin yer aldığı ve şeriat idaresinin hakim olduğu ülkeler ile
Türkiye'nin özdeşleştirilerek bu ülkelere şeriatın yavaş yavaş hakim olduğu ve Türkiye'nin de
şeriat idaresine kaymakta olduğu temalarının işlendiği, bu kapsamda Kur'an kursları ve
türban konulu haberlerin de kullanıldığı, özellikle Hizbullah Terör Örgütü ile ilgili haberleı
kullanılarak savunulan diğer hususların pekiştirilmek istendiği, mevcut iktidarın da tüm bu
durumları destekleyici faaliyetlerinin olduğu iddiaları ile bir yandan yürütme organı baskı
altına alınmak isterken diğer taraftan ülkede irtica korkusu ve paranoyası oluşturularak
kamuoyunun yönlendirmek istendiği,
Yine Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planında sistematikleştirilmiş
örgütsel hususlara paralel birçok yayının yer aldığı,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmasını eleştiren yazıların yanında, bu örgüte
mensup veya yönetici olmak iddiaları ile yargılamaları devam eden sanıkların organizesinde
düzenlenen Cumhuriyet Mitinglerini övücü ve katılımı teşvik edici yayınların da bulunduğu
görülmüştür. TSK ile ilgili ise yok denecek kadar az sayıda yayının bulunduğu tespit
edilmiştir.
Bu haliyle söz konusu sitelerin kuruluş amaçlarında belirtilen kurum tanıtımı ve
bilgilendirme amacıyla işletilmedikleri, Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün amaçları
doğrultusunda kamuoyu oluşturmaya yönelik yayın yaptıkları belirlenmiştir.
6) ŞÜPHELİ VE SANIK BEYANLARI
Başsavcılığımızca hazırlanan 21/07/2011 tarih, 2011/1438 soruşturma, 2011/511
savcılık esası, 2011/342 sayılı iddianamede ve eklerinde, deliller ile ilgili ayrıntılı incelemeler
yapılmış, 04 Şubat 2009 tarihinde söz konusu internet sitelerinin bir gazetede
yayınlanmasının ardından sitelerin geçici olarak kapatıldıkları, ancak bu olay ile birlikte
derhal çalışmalara başlandığı ve ortaya çıkan yasa dışı faaliyetlerin gizlenmesi amacıyla
Nisan 2009 tarihli andıcın oluşturulduğu, yayınları durdurulan internet sitelerinin daha öncek
yasa dışı faaliyetlerinin bu andıç ile örtülmek istendiği, andıç ile 4 yeni internet sitesi
kurulacağının belirtildiği ancak sitelerin isimlerinin dahi şüphelilerce bilinmediği, andıcın
hukuki bir belge olduğunu kabule dönük olarak andıçda belirtilmesi sebebiyle şube
müdürlerinin üzerlerine kayıtlı kredi kartları ile internet sitesi alan adı satın aldıkları, 12
Haziran 2009 tarihinde İrticayla Mücadele Eylem Planının deşifre olmasının ardından ise
Bilgi Destek Daire Başkanlığında evrak kırpma işleminin gerçekleştiği, aynı zamanda bu
daireye ait bilgisayarların hard disklerinin de geri getirilemeyecek şekilde silindikleri, yapılan
evrak kırpma ve bilgisayar silme işlemlerinin İrticayla Mücadele Eylem planı ve benzer
içerikli çalışmaların ortaya çıkmasını engellemeye yönelik olduğu, internet sitelerinin amacı
ve içeriklerinin belirlenmesi, internet siteleri andıcınm hazırlanması, kimin emri ile kim
tarafından hazırlandığı, sitelerin deşifre olmasından sonra yaşananla?, 'İrticayla Mücadele
Eylem planının ortaya çıkması, evrak kırpma ve bilgisayar silme,İşleîmleri ile ilgjji olarak
şüpheli beyanları arasında çelişkilerin olduğu anlaşılmıştır.
Yine şüpheli ve sanık beyanları incelendiğinde şüpheli İlker Başbuğ'a yönelik deliller
ve şüphelinin ifadeleri ile çelişen beyanların olduğu belirlenmiştir.
a) 04 Şubat 2009 Tarihinde İnternet Siteleri İle İlgili Haberin Taraf Gazetesinde
Yer Almasından Sonra Sitelerin Kapatılması
Hakkında kamu davası açılan sanıklardan;
Murat Uslukılıç'ın 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "2009 yılı Şubat ayında
Yozgat'ta izindeyken acele şubeye çağırdıklarını, Taraf Gazetesi'nde bir haber çıktığını
siteleri Komutanın emri ile kapatmasını söylediklerini, kendisinin de bu siteleri kapattığını..."
Mehmet Bülent Sarıkahya'nın 10.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "4 Şubat 2009'da
Taraf Gazetesi'nde bu sitelerle ilgili haber çıkınca internet sitelerinin geçici bir süre için
kapandığını,"
Meryem Kurşun'un 07.06.2011 tarihli emniyet ifadesinde; "sitelerin kapatılması emrini
Dursun albayın verdiğini, ona kimin emir verdiğini bilmediğini, sitelerin bir anda
kapatılmasının kendisine de garip geldiğini,"
Dursun Çiçek'in 08.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "internet siteleri ile ilgili Tarat
gazetesinde Şubat ayında çıkan haberin ardından sitelerin kapatılması ile ilgili olarak
kendisinin o dönemde Genelkurmay Başkanlığında görevli olduğunu, Destek Şubesi'nin bir
faaliyeti olduğu için muhtemelen gazetede çıkan haber üzerine Bilgi Destek Daire
Başkanlıgı'nca işletilen internet sitelerinin kapatıldığını, sitelerin kapatılmasının teknik bir
konu olduğu için bu sitelerin kapatılmasının Destek Şube'nin sorumluluğunda olduğunu,
onayı onların aldığını, dolayısıyla bu konudaki emri kimden aldıklarını bilemediğini,", şüpheli
Murat Uslukılıç'ın sitelerin kapatılmasının Dursun Çiçek'in emri ile olduğunu belirtir beyanları
sorulduğunda "geçmiş zaman olduğu için Mart 2009 tarihinde Daire Başkanlığına vekalet
edip etmediğini hatırlamadığını, kapatma emrini kimin verdiğini de hatırlamadığını, eğer c
dönemde Daire Başkanı ise Harekat Başkanından almış olduğu emir doğrultusunda böyle biı
emri diğer şube müdürlerine tebliğ etmiş olabileceğini, bunun tamamen kendi inisiyatifi ile
verilebilecek bir karar olmadığını, Şubat ayında sitelerin yayından kaldırıldığını, Mart ayinde
tamamen kapatıldığını, yayından kaldırmaktan maksadın sitenin içeriğine ulaşılamaz, faka\
ismi halen çalışır vaziyette olduğunu, ana serverdan silinmesinin Mart ayında gerçekleşmiş
olabileceğini,"
Hulusi Gülbahar'ın 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "Taraf Gazetesi'nde
yayınlanınca sitelerin kapatıldığını, kapatma emrini ya Dursun Çiçek'in ya da Daire Başkanın
verdiğini,"
Hıfzı Çubuklu'nun 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "bir hukukçu olarak
yorumunun bir şeyden çekinildiğinden dolayı alelacele bu sitelerin kapatılmış olabileceğ,
şeklinde olduğunu,"
Mustafa Bakıcı'nın 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "Şubat ayında gazetede
çıkan bir haber üzerine internet sitelerini kapattıklarını, kendisi olmadığı zamanlarda daireye
Dursun Çiçek'in vekalet ettiğini, kapatılması emrini onun da vermiş olabileceğini, kendisinin
de vermiş olabileceğini, emir aldıktan sonra sitelerin kapatıldığını,"
Mehmet Eröz'ün 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "2 Şubat tarihinde internet
siteleri ile ilgili haber yayınlanınca sitelerin yayınlarını durdurduklarını ve komutanların emri
doğrultusunda konuyu incelemeye başladıklarını, 2 Şubat'ta bu olaylar çıkınca kamuoyunda
yaratılan tepki ve kendi bilmedikleri olumsuzlukların olduğunu fark j&ttiJĞ&fptj t,ye hemeı
durdurduklarını ve bunun düzeltilmesi konusunda emir aldığını, aynı şekildâ bu konunun
incelenmesinin kendisine emredildiğini," / \ \
• J IH "4
Şüpheli İlker Başbuğ 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde; "4 Şubat 2009'da basında
site isimleri yer aldıktan sonra konunun ne olduğunun araştırılması için talimat verdiğini,
konunun incelenmesine başlandığını, ...bu tarihte sitelerin faaliyetlerine son verildiğini,
...dolayısıyla 4 Şubat 2009'daki haber akabinde sitelerin faaliyetlerinin kapatılmasına karar
verdiklerini, şifahi olarak emir vermiş olabileceğini veya direkt olarak kendisinin de emiı
vermiş olabileceğinr beyan etmiştir.
b) Andıcın Hazırlanması ve Komutana Arz Edilmesi
Hakkında kamu davası açılan sanıklardan;
Hulusi Gülbahar'ın 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde "Sn.K'a arz" ibaresi ile ilgili
olarak; "Genelkurmay Başkanı olabileceğini, arz ettiyse onaylanmadan andığın yürürlüğe
girmeyeceğini,"
Cemal Gökçeoğlu, 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde andıçtaki "Sn.K'a arz" ibaresi
ile ilgili olarak; "Bu tabirin Genel Kurmay Başkanı'na arz anlamına geldiğini, ancak arz edilif.
edilmediğini bilemediğini"
İsmail Hakkı Pekin, 04.01.2011 tarihli savcılık ifadesinde "Sn.K'a arz" ibaresi ile ilgili
olarak; "Komutana arz edilip edilmediğini bilmediğini, bunu harekat başkanı veya Mustafa
Bakıcı'nm arz ettiğini,"
Alaettin Sevim, 21.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde andıçtaki "Sn.K'a arz" ibaresi ile
ilgili olarak; "Bu ifadenin "Sayın Komutana arz" ifadesinin kısaltması olduğun, asken
literatürde uygulaması olan bir yazışma olduğunu, bu paraf kimin yanında yer almışsa o
komutanın üstündeki komutana arz edildiğini, ama bu belgenin kime arz edilip edilmediğin*
bilemediğini, eğer bu paraf ve imza o tarihte İkinci Başkan olan Hasan Iğsız'a aitse sunumun
o dönemdeki Genelkurmay Birinci Başkanı'na yapılmış olabileceğini"
Ziya İlker Göktaş, 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde andıç ve "Sn.K'a arz" ibares
ile ilgili olarak; "Murat Uslukılıç'ın teknik konuları bildiği için andıcı onun hazırladığını, anca!
parafesi olan herkesin kendisi ile ilgili konularda parafe attığını, andıçın son olarak
Komutana arz edildikten sonra bir emir haline geldiğini, ancak andıcı Hıfzı Paşa'da
Komutana Arz diye yazdığı için ancak Genelkurmay Başkanı'ndan onay aldıktan sonra
yürürlüğe girdiğinin anlaşıldığını, komutan andıcı onaylamasa yürürlüğe girmeyeceğini,
onaylandığı için yürürlüğe girdiğini, arz edilen Komutanın da Genelkurmay Başkanı
olduğunu,"
Murat Uslukılıç 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "Mart ayının sonuna doğru
Dursun Çiçek'in kendi odalarına geldiğini, 2. Başkan'dan "Olur aldım, yeni internet siteleri
için bir andıç hazırlayalım" dediğini, kendisinin de bunu Şube Müdürüne söylemesini
istediğini, konuyu Cemal Albaya ilettiğini, o da Dursun Çiçekle görüşüp kendisine
hazırlaması için emir verdiğini, andıç hazırlandıktan sonra önlerine geldiğini, andıçın
internetle alakalı kanun maddelerini yazdığını, her şube müdürünün andıçta kendisini
ilgilendiren bölümlere belli şeyler yazdığını, ana çatısını Dursun Çiçek'in kurduğunu,
hazırlayan olarak da kendi imzasının olduğunu, imzalamadan önce Adli Müşavir Hıfzı
Çubuklu'nun Andıç hazırlandıktan sonra değişiklikler yaptığını, kanunen uygun olduğuna
ilişkin imzayı attığını, ikinci Başkana sunulduğunu, onun da Komutana arz notu yazdığını ve
Genel Kurmay Başkanı'na Dursun Çiçek'in arz ettiğini, bu andıcı kendisinin yazdığını, ancak
Dursun Çiçek'in talimatıyla yazdığını,"
Murat Uslukılıç 2010/106 esas sayılı dosyanın 29.12.2011 tarihli celsesinde sorgu ve
savunması esnasında andıcın hazırlanma sürecini anlattıktan sonra, "...generaı
seviyesindeki parafları almak için andıcı Dursun Albaya verdiğini; Genelkurmay 2.
Başkanının onayına müteakip bildiği kadarıyla andıçın Genelkurmay Başkanına an
edildiğini, Genelkurmay Başkanı onayladıktan sonra andıçın kendilerine geldiğini, Dursun
Albay'ın getirip verdiğini kendilerinin muhafaza ettiklerini, Dursun albay getirdikten sonn
öğrendiğini, and iç tamam imzalandı 1. Başkan gördü dediğini,"
Aynı celsede sanık Mehmet Eröz'ün; "andıçın 2. başkandan alındıktan sonra
Genelkurmay Başkanına hemen çıkamadıklarını, andıcı Mustafa Bakıcı'nın sarı zarf içerisine
koyarak Genelkurmay Başkanının özel kalem müdürü Tuğgeneral Uğur Tarçın'a teslim
ettiğini, daha sonrada gelip komutanım andıç geldi tamam şeklinde bilgi verdiğini, bu gelet
kağıdın üzerinde komutanının imza yerine sadece bir okey işareti attığını ki o zamanlat
evraklara bu tarzda da işaret koyduğunu,"
Mehmet Otuzbiroğlu 2010/106 esas sayılı dosyanın 26.12.2011 tarihli celsesinde,
"Bahse konu andıçın Genelkurmay Başkanı ve 2. Başkanı tarafından görülmüş ve
onaylanmış olduğunu,"
Mehmet Bülent Sarıkahya 10.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "Dursun Çiçek
Albayın Nisan 2009'da veya öncesinde Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız'dan onay
aldığını ve tekrar bu sitelerin faaliyete geçirilmesini sağladığını, andıçın da bu konu ile ilgili
bir emir olduğunu, Nisan 2009'dan sonra bu emrin onaylandığını ve yeniden sitelerden
hizmet vermeye başladıklarını,"
Dursun Çiçek 08.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde, "bu andıçtaki kendi parafının
doğru olduğunu, o dönem Genelkurmay 2. Başkanı olan Hasan Iğsız'dan andıç hazırlanması
konusunda olur aldığını, daha doğrusu Daire Başkanına bu konuda bilgi verdiğini, onun da
kendisine geri dönüşünde Iğsız Paşa'dan onay aldığını söylediğini, andıcı o zamanki
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a arz ettiği iddiasının doğru olmadığını, 2. Başkana arz
edildiğini de dosyadaki paraftan anladığını,"
Hıfzı Çubuklu 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "2007yılında kanun çıkmış ise de
Genelkurmay olarak 2009 yılında böyle bir düzenlemeye gidildiğini, gazetelerde bu tür
haberler yayınlandıktan sonra böyle bir ihtiyacın doğduğunu, bu işi disipline edip emniyek
almak için böyle bir çalışma içerisine girilmiş olabileceğini, andıçta da bundan bahsedildiğini,
kendisine gösterilen andıçın doğru olduğunu, buradaki parafın kendisine ait olduğunu,
parafın yanındaki tarihin 16 Şubat 2009'u gösterdiğini, bu belgenin 1 Nisan 2009'da da İkinci
Başkan paraflyla Genelkurmay Başkanı'na arz olunduğunu, andıçın hazırlanma tarihinden
önce basında bu internet siteleriyle ilgili haberler çıkması üzerine andıç başlıklı böyle biı
çalışma yapılma ihtiyacının hissedilmiş olabileceğini,"
Hıfzı Çubuklu 2010/106 esas sayılı dosyanın 23.12.2011 tarihli celsesinde "daha
sonradan Genelkurmay Başkanının bunu onayladığı şeklinde burada da ifadelerden
öğrendiğini, ama bir evrak geldiği zaman hele bu yeni kurulacak site olduğu için yeni bir
işlem olduğunu, komutan bu konuda onay verirse zaten yürürlüğe gireceğini, vermezse
yürürlüğe girmeyeceğini, yürürlüğe girmezse de koordine edenlerin ya da evrakı parak
edenlerin gidip hesap soracaklarını,"
Sedat Özüer 2010/106 esas sayılı dosyanın 20.12.2011 tarihli celsesinde "2 Nisan
tarihinde andıçın bir üst yazıyla şubelere dağıtımı yapıldığını, yani, bu kapsamda hazırlıklara
başlansın diye bir ön onay alındığını, ancak kendilerinin hemen başlamadıklarını, çünkü
sayın komutana arz yazdığını ama daha komutanın orada bilgisi olup olmadığının belli
olmadığını, ancak 14 Nisan'da 1. Başkana komutana arz edildiği öğrenilince 14 Nisan'dan
sonra işlemlere başladıklarını, çünkü bu konuda bir toplantı yapıldığını, Genelkurmay
Başkanının 4 Nisan'da bilgisi olduktan sonra başladıklarını,"
Mehmet Eröz 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "İnternet Andıcı" olarak yer alan
çalışmanın emrini Genelkurmay Başkanı'ndan aldıklarını," ' c
Hasan Iğsız 24.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "Sn.K'arz" ifadesinin sadece
Genelkurmay Başkanı'na sunulunca yazıldığını, buradan da ona sunulup onaylanıp
onaylanmadığını bilmediğini, onun onayı ve emri olmadan hiçbir şeyin yapılamayacağını,
nihai karar merciinin Genelkurmay Başkanı olduğunu, beyan etmişlerdir.
Şüpheli İlker Başbuğ 05.01.2012 tarihli ifadesinde; "Söz konusu andıcı gazetede A
Kasım 2009 tarihinde haber olması üzerine gördüğünü, Nisan 2009 tarihli internet siteleri
andıcının kendisine arz edilmediğini, bahse konu andıç kendisine arz edilmiş olsaydı
üzerinde imza veya parafının olması gerektiğini, sözlü olarak da arz edilmediğini, sözlü
olarak arz edilmiş olsaydı üzerinde yine imza veya parafının veya en azından andıcı
kendisine arz edenin arz edildiğine ilişkin bir notunun olması gerektiğini, andıcın kendisine
arz edildiğini belirtir beyanları kabul etmediğini, ikinci başkandan onay alınması ve ilgili
birimlere dağıtılması ile ilgili hususları mahkeme tutanaklarından öğrendiğin? beyan etmiştir.
c) 12 Haziran 2009 tarihinde İrticayla Mücadele Eylem Planının Basında Yer
Almasından Sonra İnternet Sitelerinin Tamamen Kapatılması, Evrak Kırpma Ve
Bilgisayarların Silinmesi Hadiseleri
Hakkında kamu davası açılan sanıklardan;
Ziya İlker Göktaş 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "Taraf Gazetesi'nde haber
çıktığında kursta olduğunu, gelişmeleri tam olarak bilmediğini, karargahta gerçekleşen evrak
kırpma işlemleri ile ilgili olarak kendisinin düğünde olduğunu ve düğünden çağırdıklarını,
geldiğinde herkesin şubede olduğunu, kendilerine Mustafa Bakıcı Paşa'nın emir vermiş
olabileceğini,"
Ziya İlker Göktaş'ın 2010/106 esas sayılı dosyanın 25.10.2011 tarihli 41. celsesinde
"Zaten kredi kartları gelene kadar Genelkurmay Başkanının onayladığını ve ondan sonra
sitelerin açılmış olduğunu,"
Fuat Selvi 08.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde özetle, "tahminince eğer usulsüz biı
şey varsa silme işleminin yapılmış olabileceğini, ama duyuma ve bilgiye yönelik herhangi bir
bilgi sahibi olmadığını,"
Hıfzı Çubuklu 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "İrticayla Mücadele Eylem Planı
ile ilgili olarak hukukçu olduğu için eğer böyle bir eylem planı hazırlanma girişimi olmuşsa
bunun kendisinden gizleneceğini, böyle bir planın gazetede yer almasından sonra direkt
soruşturma iznini kendisinin hazırladığını ve komutana imzalattığını, şüpheliye bu konuda
herhangi bir talimat veya telkin alıp almadığı sorulduğunda, saat 07:30'da göreve
başladığını, 8:00'de haberi olur olmaz İkinci Başkanın yanına çıktığını, o zaman İkinci
Başkanın Hasan Iğsız olduğunu, böyle bir olayın olup olamayacağını sorduğunu, o da
mümkün olamayacağını söylediğini, Genelkurmay Başkanının yurt dışında olduğunu, ona
ulaşılıp bilgisi dahilinde Genelkurmay Başkanlığına vekalet eden o zamanki Kara Kuvvetlen
Komutanı olan Işık Koşaner'in onayıyla soruşturmaya başlandığını,"
Mustafa Bakıcı 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "19 Haziran 2009 tarihinde
olaydan 1 hafta kadar sonra internet sitelerinin kapatılmasıyla ilgili Harekat Başkanı olar
Mehmet Eröz'den önce sözlü, arkasından da yazılı emir aldığını, 19 Haziran'da daireye
gittiğinde aynı dağınıklığı gördüğünü, şube müdürlerine sözlü olarak arşiv talimatına uygun
işlemi biten evrakların imhası yönünde emir verdiğini, bu işlemlerin tesadüfen 19 Hazirat
Cuma günü akşamı gerçekleştirildiğini, Harekat Başkanı olan Mehmet Eröz'ün o güne
yönelik bu şekilde evrakları imha edin diye kendisine bir emir vermediğini,"
Mehmet Eröz 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde, "İrticayla Mücadele eylem planı
ortaya çıktıktan sonra yaşanan evrak imha işlemi ile ilgili olarak kesinlikle böyle bir emir
vermediğini, Mustafa Bakıcı'nın böyle bir emir vermiş olabileceğini, vermlğşe>.,de niçin böyle
bir emir verdiğini bilemediğini,"
Hasan Iğsız 24.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "İrticayla mücadele eylem
planından sonra karargahta rutinin dışında yaşanan evrak kırpa işlemi ile ilgili olarak bu
konuda bildiği şeyleri aktardığını, olayın Askeri Savcılığa intikal ettiğini, bu konuda herhangi
bir şey bilmediğini, bilgisinin olmadığını, karargahta meydana gelen bilgisayarlardaki silme
işlemi ile ilgili olarak bu konuda bildiği şeyleri söylediğini, başka bir şey söyleyemeyeceğini,
bu konunun da Genelkurmay Başkanlığına sorulması gerektiğin?' beyan etmişlerdir.
2010/106 esas sayılı dosyanın 24.10.2011 tarihli celsesinde Hasan Iğsız'ın sorgu ve
savunması esnasında duruşma savcısının sanığa "Genel Kurmay Başkanı'nın imzaladığı bir
andıç olup olmadığını" sorduğu, Hasan ISSIZ'ın "evet" diyerek sorulara "emrin benden
alınmış olması bu konuda müstakilen kendi başıma karar aldığım anlamına gelmez...
Efendim bir kişinin onayı alınıyorsa onunla ilgili yeni bir tasarruf oluyorsa aynı kişinin
onayının alınması lazım askerlikte bu böyledir" şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheli İlker Başbuğ 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde İrticayla Mücadele Eylem
Planının deşifre olması ile ilgili olarak; "İddia edilen "İrticayla Mücadele Eylem Planı" 12
Haziran 2009'da bir gazetede yer aldı. Ben o anda yurt dışındaydım. Yanılmıyorsam Harekat
Başkanı Mehmet Eröz Paşa'da yanımdaydı. O sabah Genelkurmay 2. Başkanı olan Hasan
Iğsız beni telefonla aradı. Durumu söyledi, Askeri Savcılık tarafından bu konuya ilişkin bir
soruşturma açma teklifinde bulundu. Benim onayımı istedi. Ben de kabul ettim. Bildiğim
kadarıyla ben aynı zamanda adli amir konumundayım. İki şekilde olur, birincisi adli amir yani
komutan yanımdaki adli müşavirliğe soruşturma açılması talimatı verebilir, buradan da
Askeri Savcılığa talimat verilerek soruşturma açılabilir. İkinci şekilde, Askeri Savcı da resen
de soruşturma açabilir. Ben yurt dışında olduğum için vekalet Kara Kuvvetleri Komutanı olan
Orgeneral Işık Koşaner'de idi. Dolayısıyla soruşturma emri resmi olarak Işık Koşaner
tarafından verildi. Benim görüşümü sordular. Aynı gün saat 10:50'de Genelkurmay Asken
Savcılığı olaya el koydu."şeklinde, karargahta meydana gelen evrak kırpma işlemleri ile ilgili
olarak; "Benim böyle bir kırpma işleminden haberim yoktur. Herhangi bir kimseye böyle bir
talimat vermedim. Böyle bir talimatı Mustafa Bakıcı Paşanın vermiş olduğu konusunda da
bana herhangi bir bilgi gelmedi." şeklinde bilgisayarların silinmesi işlemleri ile ilgili olarak;
"Benim bu konuda hiç kimseye herhangi bir emrim olmamıştır. Mehmet Eröz o dönemde
Harekat Başkanı idi. Onun üstündeki amir konumunda 2. Başkan Hasan Iğsız'dı. Hasan
Iğsız da bana bağlıydı, ama ben böyle bir emir veya talimat vermedim." şeklinde beyanda
bulunmuştur.
ç) İnternet Sitelerinin İçerikleri
Hakkında kamu davası açılan sanıklardan;
Fuat Selvi 08.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde özetle, "çalıştıkları şubelerde
sabahleyin görsel ve yazılı basının tarandığı, haberlerin içerisinde sitelere konulabilecek
olanların belirlendiği, bu haberleri yayınlansın mı diye silsile yoluyla komutanlara arz
olunduğu, kendilerinin görev olarak Daire Başkanı'na, Daire Başkanının da Hareka,
Başkanı'na bağlı olduğunu, Harekat Başkanı'nın inisiyatifiyle bu haberlerin yayınlanıyor
olabileceğini veya daha üst makamlara da sunulabileceğini',
Hulusi Gülbahar 17.08.2010 tarihli savcılık ifadesinde; "bu sitelerde çıkacak haberlerle
alakalı zaman zaman amirlerine ve komutanlarına bilgi verdiklerini, yayınlanan konuların
birçoğundan komutanların da bir şekilde haberinin olduğunu,"
Dursun Çiçek 08.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde özetle, "sitelerin içeriklerinin onay
alınmadan koyulmadığını, bağlı olduğu Daire Başkanlığından onay simadan böyle bir içerik
ve haber yayınlatamadığını, sitelerde yayınlanacak haber listelefini komutanlarına sunup
onay aldıktan sonra yayınladıklarını, bu siteleri sıralı amirlerin ve onların haricinde
Genelkurmay 2. Başkanı'nın internete girerek kontrol etme imkanı olduğunu, onların
haberinin olmamasının imkansız olduğunu, Genelkurmay Başkanlığındaki sistem dahilinde
onay alınmadan bu haberlerin sitelerde yayınlanmasının mümkün olmadığını, yani bu
haberlerin yayınlanmasının hiyerarşik yapı içerisindeki kendi üstündeki komutanların bilgisi
ve onayı içerisinde gerçekleştiğini, bu komutanların bu sitelere girip kontrol ve müdahale
etme yetkilerinin olduğunu,"
Mustafa Bakıcı 15.06.2011 tarihli savcılık ifadesinde; "Dursun Çiçek'in site içeriklerinin
hiyerarşik olarak alınan onay sonucu eklendiklerini belirtir beyanları ile ilgili olarak, Daire
Başkanı Vekili olarak çalıştığı dönemde Dursun Çiçek'in 3. Şube Müdürü olduğunu,
kendinden önce nasıl çalıştırıldığını bilemediğini, söylemiş olduğu tarzda da çalışmış
olabileceğini, beyanlarını kabul etmediğini, bu haberlerin içerikleri yönünde kendisinin
herhangi bir onayı olmadığını, Daire Başkanlığına vekalet ettiği dönemde kendisine ulusa*
haber kaynaklı haberlerin sitelere konulduğunun söylendiğini, herhangi bir denetimi veya
onayının olmadığını, Dursun Çiçek'in site içerikleri eklenmesindeki usul ile ilgili olarak bu
internet sitelerinin içeriğini araştıracak kadar zamana sahip olmadığını, Dursun Çiçek'in bi
yöndeki beyanlarını kabul etmediğinF' beyan etmişlerdir.
Şüpheji İlker Başbuğ ise 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde; "12 Haziran 2009 günü
iddia olunan İrticayla Mücadele Eylem Planı basında yer aldı. Bu konu kamuoyunu fevkalade
meşgul etti. Bana göstermiş olduğunuz fakat gazetelerden görmüş olduğum andıçta belirtilen
4 siteye yönelik hazırlık faaliyetleri aktif yayına geçmeden 19 Haziran 2009 tarihinde
kapatıldığını iddianameden ve duruşma tutanaklarından gördüm. Arşiv kayıtlarının
silinmesiyle benim hiçbir ilgim yoktur. Bu konudan bilgim de yoktur. Ben bu konuda Mehmet
Eröz veya Mustafa Bakıcı'ya herhangi bir emir vermedim. Site içeriklerinin silindiği yönünde
bana da herhangi bir bilgi verilmedi. Site içeriklerinin ne olduğunu iddianameyi gördükten
sonra öğrendik... Benim Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptığım dönemde, 4 Şubat
2009'a kadar bu sitelerin içerikleri açıktı, fakat içeriklerinden bilgim yoktu. Bana bu sitelerin
içerik/eriyle ilgili herhangi bir bilgi ve teklif de gelmedi. Benim görev yaptığım dönemde
hiyerarşik olarak bana herhangi bir bilgi aktarımı yapılmadı, aleyhe beyanlara katılmıyorum.
Ben o dönemde internete dahi girmedim, odamda bilgisayar bile yoktu." şeklinde beyanda
bulunmuştur.
7) SORUŞTURMA VE YARGILAMALARI ETKİLEME VE İTİBARSIZLAŞTIRMA
FAALİYETLERİ
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturması kapsamında hakkında işlem yapılar
Ufuk AKKAYA isimli şahsın İstanbul ili Beyoğlu ilçesi İstiklal Caddesi Deva Çıkmazı Sokak
no:7 sayılı iş yerinde yapılan aramada elde edilen SEAGATE marka 3ND1FHSB seri
numaralı hard diskte bulunan "Bilgi notu Dursun Çiçek." isimli belgede; "Deniz Kıdemi
Kurmay ALBAY DURSUN ÇİÇEK: Tutuklanacağımı biliyordum. Genelkurmay da biliyordu.
Bütün olasılıklara karşı hazırlıklıydık. Genelkurmay Ergenekon soruşturmasını geç algıladı.
Bu işin bu kadar büyüyeceğini (Karargah'a kadar uzanacağını) hiç hesap etmediler. İlker
BAŞBUĞ her şeyin farkında. Bizzat kendisi bu durumu takip ediyor. Hakim ve savcı haziran
kararnamesi çok önemli. Yüksek Yargı üyeleriyle görüşüldü. Bizzat İlker Paşa görüştü
Ergenekon savcılarında önemli bir değişiklik olabilir. Emniyetteki değişikliklerle ilgili de
temaslar var..." şeklinde ibarelerin yer aldığı ve söz konusu belgenin 02.07.2009 tarihinde
oluşturulmuş ve aynı tarihte son kez kaydedilmiş olduğu, ., ;;, ::»^
Söz konusu belge 09.11.2009 tarihinde Emniyette alınan ifadesinde5 ÛftıkAkkaya'ys
sorulduğunda; "Söz konusu belgede yer alan bilgiler gazeteci mesleği gereği ulaşan
bilgilerdir. İtibar edilmemiş ve haber yapılmamıştır. Atılı suçla bir ilgisi yoktur." şeklinde
beyanda bulunduğu,
Donanma Komutanlığından elde edilen PROJE isimli word belgesinde; "...TSK'ya
yönelik yıpratma kampanyalarının etkisinin azaltılması veya kamuoyunun TSK görüşleri
paralelinde yönlendirilmesi amacıyla emekli askerî personel kullanılmamalıdır. Emekli asken
personel arka planda kalmak kaydıyla çeşitli sivil toplum örgütlerinde yer alabilir ve bu örgüti
harekete geçiren güç olabilir, ancak ön planda olmamalıdır..." şeklinde hususların yer aldığı
ve söz konusu belgenin son kaydetme tarihinin 21.03.2009 olduğu,
PROJE isimli belgede yer alan hususlara paralel olarak Dursun Çiçek imzalı İrticayla
Mücadele Eylem Planında Vazifenin "...Ergenekon kapsamında yapılan yıpratıcı
kampanyaların etkisini azaltmak, TSK' ya yönelik olarak yapılan olumsuz propagandalara
son vermektir..." şeklinde belirtildiği görülmüştür.
İrticayla Mücadele Eylem Planında yer alan ve Ergenekon Silahlı Terör örgütü
soruşturmalarını itibarsızlaştırmayı hedefleyen hususlar ve PROJE isimli belgede bu yöndeki
çalışmalarda emekli personelin doğrudan yer almamasını belirtir ibarelerden hareketle, bı
tür faaliyetlerde emeklilerden ziyade görevde bulunan bazı kişilerin yer almasının
amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda yapılan incelemelerde şüphelinin soruşturma ve
Ifcr kovuşturma aşamalarında devam eden dosyalar ile ilgili kamuoyunda önemli yer tutan
açıklamalarının olduğu, bu açıklamaların yazılı ve görsel basında uzun süre tartışıldığı ve
psikolojik harekat bağlamında güçlü bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.
a) Ergenekon Silahlı Terör Örgütü ve Poyrazköy'den Bulunan Mühimmatlar İle
İlgili Açıklama
29 Nisan 2009 tarihinde Genelkurmay Karargahında yapılan basın toplantısında
şüphelinin Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Soruşturması kapsamında 21-24.04.2009
tarihlerinde Poyrazköy'de yapılan kazılarda ele geçirilen lav silahları ve diğer mühimmatlaı
ile ilgili açıklamalarının olduğu ve"...Raporda da beş tane lavın boş olduğu belli, kullanılmış.
Şimdi benim bunu sormaya hakkım var mı? Var. ...Beş tane boş lav hiç bir işe yaramaz,
niçin paketlenip, kim yaptı onu da bilemem, ...Bu şu demektir, TSK'nın ülke sathında hiçbir
yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur... Birliklerden aldığımız bütün Silahlı Kuvvetleri tabi
kastediyoruz, alınan resmi raporlarda da bizim kayıtlarımızda mühimmat eksikliğimiz
gözükmüyor." şeklinde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
â Soruşturma kapsamında Poyrazköy'de yapılan kazılarda boş ve dolu lav silahları ve
çok sayıda mühimmat elde edilmiş ve elde edilen dolu lav silahlarının ise bir kısmının
menşei tespit edildikten sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığına, Kara Kuvvetleri
Komutanlığına ve Jandarma Genel Komutanlığına ait olduğu anlaşılanlar ilgili kurumlara
teslim edilmiş, bu hususlar Başsavcılığımızca düzenlenen 13.01.2010 tarih, 2009/969
soruşturma no, 2010/29 nolu iddianame ve ek delil dosyalarında ayrıntılı olarak belirtilmiştir.
Aynı basın toplantısında şüphelinin Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmaları ile
ilgili de birtakım açıklamalarının olduğu, "...Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan ikinci
iddianamede birtakım eski komutanlarla ilgili iddialar var. Sayın Hilmi Özkök ifade verdi bu
kapsamda. Siz bu davaya nasıl bakıyorsunuz?..." şeklindeki soruya karşılık olarak; "...Bir
kere isim zikrediyorsunuz. Bu yanlış. Bu konuda bir mahkeme kararı var. Var mı yok mu?
Hukuk Devleti miyiz? O zaman saygılı olalım. Benim bildiğim kadarıyla ilgili mahkemenin
kararıyla özel isimle bu dava anılamaz. Saygı göstermemiz lazım..." şeklinde,
Özden ÖRNEK'e ait olduğu iddia edilen günlükler ile ilgili; "...Bu konuyla ilgili elimizde
hiçbir belge yoktur. Sayın Özden Örnek de bu günlüklerin kendisine-ait olmadfğinı söyledi.."
şeklinde,
23
Ergenekon Silahlı Terör Orgütu'nün PKK Terör Orgutü'nü kullanıp kullanmadığı ile
ilgili; "...Bu, tamamen gizli tanık ve itirafçıların ifadelerinden yola çıkılarak iddianameye
konmuştur. 1993 yılında olan bir olayı bu davayla nasıl bağlayacaksınız? Bu da anlaşılması
zor bir durum..." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
Şüpheli "Ergenekon" ismini söyleyen gazetecileri uyarmıştır. Oysa İstanbul 13. Ağır
Ceza Mahkemesi'nin 23.01.2009 tarihli 41. Celsesinde "böyle bir örgütün varlığı ancak
yargılama sonucu açıklığa kavuşacağından, böyle bir örgütün var olduğu yönündeki ifadeler
yerine, iddia olunan tabirinin kullanılmasına ..." şeklinde bir karar vermiş ve Ergenekon
kelimesinin kullanılması ile ilgili bir yasaklama getirmemiştir. Ayrıca Ergenekon ismi iddia
makamının da belirlediği bir isim olmadığı, doğrudan örgütsel dokümanlarda örgüt için
kullanılan bir isim olduğu adı geçen örgüt hakkında başsavcılığımızca daha önceden
düzenlenen iddianamelerde de belirtilmiştir.
Yine 05.07.2010 günü yayınlanan ARENA isimli programda şüphelinin; "...subayım,
generalim, astsubayım, hiç rütbe farkı olmadan bunların bazılarının veya hepsinin,
bilemiyorum tabii, yargı süreci elbette, haksız yere suçlanmaları beni çok rahatsız ediyor...
bir terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Yargı süreçlerini bir kenara koyalım, tamam
devam ediyor ama bu beni çok rahatsız ediyor..." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Şüpheli 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde konu ile ilgili olarak; "29 Nisan 2009
tarihinde karargahta yapmış olduğum basın toplantısında lav silahlarıyla ilgili söylediğin
şudur. 5 boş lav silahının neden gömülmüş olduğunu sordum. Brifingimin tümüne
bakıldığında daha sonra orada dolu bulunan lav da var. Galiba 25 tane diye söyledim.
Açıklamayı tamamen kendi insiyatifimle yaptım. Boş lav silahları için boru tabirini kullandığım
doğrudur. Benim brifingdeki açıklamalarım kötü amaçlı değildir. Herhangi bir şekilde kara
propaganda amaçlı bir hareket içerisinde olmadım. Benim burada komutan olarak Türk
Silahlı Kuvvetlerini koruma refleksi içerisinde bu açıklamaları yaptım... Bu olay adli yargıya
intikal ettiğinde bütün komutanlıklara soruldu. Ele geçtiği söylenen silah veya mühimmatın
onlara ait olup olmadığı araştırıldı. Silahla ilgili bize ait olmadığı bildirildi. Onun için 45 adet
silahın bize ait olmadığı belirtildi. Mühimmatla ilgili de açıklarının olmadığı söylendi. Ben bu
raporlara istinaden bu şekilde beyanda bulundum." demiştir.
b) İrticayla Mücadele Eylem Planı ile İlgili Açıklama
26.06.2009 tarihli basın toplantısında şüphelinin İrticayla Mücadele Eylem Planı ile
ilgili olarak; "...Şu anda elimizde olan hukuki anlamda bir kağıt parçasıdır..." "...Bu durumda
bugün biz bu kağıt parçasının birileri tarafından TSK'yı yıpratma ve karalama amacıyla
hazırlandığını değerlendirmekteyiz..!', "...Hukuk açısından yaşadığımız olayda bugün,
'bugün' kelimesinin de tekrar altını çiziyorum, bugün gelinen nokta, olduğu iddia edilen biı
kağıt parçası olduğunu, yani bir belge olmadığını bize göstermektedir..." şeklinde
beyanlarda bulunmuş,
Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planının ıslak imzalı orijinali bu basın
açıklamasından sonra 30.09.2009 tarihli bir ihbar mektubunun ekinde Başsavcılığımıza
gönderilmiştir.
Söz konusu ihbar mektubu içerisinde bu açıklama ile ilgili olarak; Sayın Savcım,
"İrticayla Mücadele Eylem Planı" basında yer alır almaz, erken davranarak söz konusu
evrakın aslını gizlice dosyalandığı klasörden aldım. Belgenin aslının yerinde olmadığı
anlaşılınca önce bir kriz yaşandı. Ancak daha sonra belgenin ele geçmesinden korkan bir
cunta mensubu tarafından imha edildiği görüşü benimsendi. Nitekim Org.İlker BAŞBUĞ,
belge hakkındaki basın açıklamasını aslının imha edildiğine kanaat getirdikten sonra yaptı.
Mensubu bulunduğum TSK'ya uzun yıllar hizmet etmiş bir subay olarak bir hfîpıetim daha
24 ç / \/s :-,
olsun istiyorum. Özverili çalışmalarınıza katkıda bulunmak adına EK-Ada yer alan bu
belgeyi size göndermeyi vatanım ve milletim adına bir vazife biliyorum." şeklinde ibareler yeı
almıştır.
İrticayla Mücadele Eylem Planının altındaki imzanın Dursun Çiçek'e ait olduğu
yukarıda belirtilen bilirkişi incelemeleri ile tespit olunmuştur.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2010/106 esas sayılı davanın
23.12.2011 tarihli duruşmasında çapraz sorgusu yapılan Hıfzı Çubuklu'nun Kağıt Parçası
açıklaması ile ilgili olarak; "Kağıt Parçası tabiri talihsizliktir. Ben bu görüşe katılmıyorum.
Komutanı tenkit etmek için söylemiyorum. 'Boru' açıklamasını bilemem. Mühimmat Konusu
Lojistik Dairesini ilgilendirir." demiştir.
Şüpheli 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde konu ile ilgili olarak; "Ben basın
toplantısını 26 Haziran 2009'da yaptım, 24 Haziran 2009'da yani iki gün önce Genelkurmay
Askeri Savcılığı bu konuya ilişkin Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar almıştı. Bunun
üzerine ben basın açıklaması yaptım. Soruşturma 12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede
iddia edilen İrticayla Mücadele Eylem Planı yer alınca aynı gün saat 10:50'de Genelkurmay
Askeri Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Hatırladığım kadarıyla görev ve yetkinin
kötüye kullanılıp kullanılmamasıyla alakalıydı. Yani böyle bir belge, Genelkurmayın
karargahında hazırlanmış mıdır. Hazırlanmışsa kimler tarafından hazırlanmıştır. Böyle b'n
şey tespit edilirse bizim görev ve yetkiyi kötüye kullanmaktan dolayı soruşturma açılmıştı...
İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın basına da yansıyan birincisi fotokopiydi. Fakat daha
sonra ıslak imzalı gelen plan bana okumuş olduğunuz kriminal raporlarına göre belgedir,
böyle belirlenmiştir. Buna fotokopi diyemem." demiştir.
c) Amirallere Suikast Planı Soruşturması ile İlgili Açıklama
Şüphelinin 10 Şubat 2010 günü Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'ya verdiği röportajın
11 şubat 2010 günü Fatih Altaylfnın köşesinden "Başbuğ: Böyle Rezillik Olur Mu Yetet
Yahu." başlığı ile yayınlandığı ve şüphelinin;
"Ne yazıldı aylarca, Deniz Kuvvetleri Komutanı'na suikast yapılacaktı. Her gün
komutana suikast, komutana suikast, komutana suikast. Ne yapmak istiyorlar? 'Bu denizcileı
kendi komutanlarına dahi suikast yaparlar' demeye, herkesi buna inandırmaya çalışmadı/a,
mı? Bence çalıştılar. Peki, ne oldu? İşte 5. iddianame çıktı. Suikast girişimiyle ilgili tek satır
var mı? Ben hepsini gördüm yok. Tek bir satır bile yok suikastla ilgili. Eee, ne oldu? Han
bunlar kendi komutanlarına suikast yapacaklardı? Nerede? Aylarca suikast, suikast, suikast.
İddianame çıktı. Tek satır yok yahu. tek satır. Ne oldu suikast. Şimdi bana biri bunun yanıtını
versin. Hani suikast yapacaklardı komutanlarına. 5. İddianamede, yani konuyla ilgili
iddianamede yak. Bunun hesabını kim verecek? Böyle rezillik olur mu? Trabzon'da yaptığım
konuşmada açık açık söyledim. İddiayı iyi inceleyin diye. Aylarca suikast diye bağırdılar.
Ama şimdi yok. Yokmuş. Ee noldu? Yokmuş, yeter yahu! Sabrımız taştı diyoruz, siz de
soruyorsunuz. Taşarsa ne olur" diye ama işte bunlar sabrı taşırıyor. Ama bakın bütün bunlaı
benim askerimin moralini bozuyor. Ben askerimin moralini bozan herkesle savaşırım, Ama
şunu da söyleyeyim, bu arkadaşları çok da sıkmasınlar..." şeklinde beyanlarda bulunduğu,
Şüphelinin iddianamede tek satır yok dediği hususta Başsavcılığımızca düzenlenen
28.01.2010 tarihli, 2009/1570 soruşturma ve 2010/75 iddianame nolu iddianamede;
"Şüpheliler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan'ın kalmakta olduğu evde yapılan aramada niteliğ
dosyada mevcut ekspertiz raporunda belirtilen patlayıcı madde ve mermilerin bulunması,
ayrıca mermilerin bulunduğu poşet içerisinde zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı M. Metin
Ataç ve Donanma Komutanı Eşref Uğur Yiğit' e yönelik olarak yapılacak saldırıyla ilgili notun
mevcudiyeti, söz konusu örgütün amacı doğrultusunda gelecekte yapmayı tasarladığ,
eylemlerde kullanmak üzere patlayıcı madde temin ettiğini ve sakladığını göstermektedir"
şeklinde yer almıştır.
Şüpheli 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde konu ile ilgili olarak; "İddianame
içerisinde suikasta ilişkin iddialar vardır. Açıklamalarda yanlış ifadeler geçmiştir, bunu kabu,
ediyorum. İddianamenin içeriğinde suikastla ilgili bazı iddialar var. Ancak kişilere ait son
bölümde dava açılmadığını gördüm. Bu yönde bir suçlama yoktu, kastım buna aittir. Kastım
herhangi bir şekilde iddianamedeki dava konusu olayları itibarsız/aştırmak değildi. Benim
burada kastım bu konuyla ilgili kimseye dava açılmadığıydı." şeklinde beyanlarda
bulunmuştur.
d) Koç Müzesinden Elde Edilen Mühimmatlar İlgili Açıklama
Köşe yazısına konu olan aynı röportajda şüphelinin "Gemiyigezen çocukları öldürmek
için konmuş olduğu iddia ediliyor" şeklindeki soruya; "saçmalık" şeklinde, "Patlasa ne olurdu
peki?" şeklindeki soruya; "Elbette kısmi bir zarar olurdu ama gemiyi batırmazdı. Patladığ
bölgeye zarar verirdi. Dışarıya bir etkisi olmazdı" şeklinde cevap verdiği görülmüştür.
Başsavcılığımızca konu ile ilgili düzenlenen 13.01.2010 tarih 2009/969 soruşturma no
ve 2010/29 nolu iddianamede söz konusu patlayıcı maddelerin elde edilişi anlatılmış ayrıca
dosya sanıklarından Levent Bektaş'tan elde edilen ve söz konusu patlayıcılar ile ilgili olduğı
anlaşılan notların yer aldığı belirtilmiştir.
Şüpheli 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde konu ile ilgili olarak; "Burada da benim
özel bir kastım yoktur. Bana verilen bilgiyi Koç Müzesi'nde gemide denizaltında ele geçen
patlayıcının çok büyük bir etki yapmayacağı idi. Bunun dışında benim kara propaganda ile
bir işim yoktur." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
e) Oruç Reis Firkateyninde Yapılan Açıklama
Şüphelinin 17.12.2009 tarihinde Trabzon'da Oruç Reis Firkateyninde düzenlenen
basın toplantısında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmasını ilgilendiren bir takım
açıklamalarda bulunduğu ve "Saygıdeğer medya mensupları son olarak da son zamanlarda
ifade ettiğimiz çeşitli vesilelerle Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı yürütülmekte olan psikolojik
harekata asimetrik psikolojik harekata değinmek istiyorum. Bu konuya değinmeyi özellikle
bugün üzerinde beraber olduğumuz TCG Oruç Reis Firkateyni'nde değinmemin özel bir
anlamı vardır, herhalde bunu herkes açıkça ne demek istediğimi de anlamaktadır... son
zamanlarda gerçek dışı olaylara yalanlara dayalı önyargılı olarak bazı çevreler ve kişiler
tarafından, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı asimetrik psikolojik harekat yürütülmektedir."
şeklinde beyanda bulunmuştur.
Söz konusu basın toplantısında şüphelinin yaptığı açıklamalar ve açıklamanın
yapıldığı Oruç Reis Firkateyni ile ilgili yazılı ve görsel basında çok sayıda haberin yapıldığı
ve basında çıkan haberlerde "İlker Başbuğ'dan sözlü muhtıra geldi" "Org. İlker Başbuğ'dan
sözlü muhtıra" "Org. Başbuğ'dan savaş gemisinde çok sert açıklamalar" şeklinde başlıkların
kullanıldığı, yöneticileri hakkında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturması kapsamında
işlem yapılan ODATV isimli internet sitesinde de bahse konu açıklamaların tarihe "77
ARALIK BİLDİRİSİ' olarak kaydedilmesi gerektiği yönünde haber yapıldığı, bir gazeteye ait
internet sitesinde ise "Başbuğ neden Trabzon'da Konuşmayı seçti? Başlıklı bir haberin
yayınlandığı, haber içeriğinde; "PEKİ NEDEN BİR SAVAŞ GEMİSİ? ...Genelkurmay Başkan
İlker Başbuğ'un basın toplantısı için bir savaş gemisini seçmesi ve "TSK'ya karşı
yürütülmekte olan asimetrik psikolojik harekata değinmek için özellikle Oruç Reis
Fırkateyni'ni seçtim" sözleri, Oruç Reisin savaşçı kişiliğine dikkatleri çekti... Orgeneral
Başbuğ'un özellikle bir savaş gemisini basın toplantısına mekan olarak seçmesi, son
dönemde özellikle Ergenekon soruşturmasının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı üzerinde
yoğunlaşması ve burada bir cunta oluşumu iddialarına yanıt olarak yorum olara!
değerlendirildi." şeklinde ibareler kullanılmıştır.
Şüpheli 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde konu ile ilgili olarak; "Deniz Kuvvetleri
personeli ile ilgili çok iddialar vardı. Onların morallerini etkileyecek iddialar da vardı. Bir
komutan olarak onların moralini güçlendirme amacıyla böyle bir konuşma yaptım. Oruç Reis
Firkateyni'nde böyle bir konuşma yapmamın özel bir nedeni yoktur. Basında çıkan yorumlara
yönelik bir kastım olmamıştır. Bu yayınların hepsinden bilgim olmadı. Dolayısıyla herhangi
bir tekzip de yapmadım." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
8) DİĞER DELİLLER
Yukarıda açıklanan delillerin yanı sıra Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturması
kapsamında hakkında işlem yapılan bazı kişilerden de şüphelinin örgütsel konumu ile ilgili
farklı delillerin olduğu tespit olunmuş olup, bu deliller aşağıda özetlenerek anlatılmıştır.
a) "BİLGİ NOTU YAŞ" isimli belge
2010/106 esas sayılı dosya sanıklarından Ufuk Akkaya isimli şahıstan elde edilen
"SEAGATE marka 3ND1FHSB seri numaralı 200 GB" kapasiteli hard disk içeriğinde yer alan
"BİLGİ NOTU YAŞ" isimli word belgesi içerisinde: "16 Haziran 2009, Hedef Org. İlker
Başbuğ. E. Albay Levent Göktaş'ın tutuklanma sebebi de bu. Çünkü Levent Göktaş, Şener
Eruygur'a (Büyükanıt da olabilir) yakın ancak İlker Başbuğ'a daha da yakın Levent
Göktaş: Org. Başbuğ 2008 30 Ağustos'un da ekibini kuramadı. Genelkurmay Karargahı'nda
bazı değişiklikler yapıldı ancak Kuvvet Komutanlıklarındaki ekip istediği gibi olmadı. Başbuğ:
bu yi İki YAŞ'ta ekibi sağlamlaştıracak. Beni gözaltına alarak Başbuğ'a mesaj verdiler.
Serdar'ı aldılar ve mesaj vermeye devam ettiler.'İrticayla Mücadele Eylem Planı" belgesinin
Tarafa servis edilmesinin hedefi de Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'dur. YAŞ' a
müdahaleyi yüksek perdeden açtılar. Başbuğ'un bu yıl yapacağı değişiklikten Gülenciler çok
rahatsız oldu ve harekete geçtiler. 2. Başkan Hasan Iğsız'ın da bu süreçte hedef ve öni
kesilmek isteniyor. 51.DVD Org.Iğsız'ın oğlunun videoları yer aldı. Amaçları Org. Iğsız'ı
LOrdu Komutanı yapmamak..." şeklinde ibareler yer almıştır.
b) BİLGİ NOTU isimli belge
Soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan Mustafa Levent GÖKTAŞ isimi
şahsa ait 51 nolu DVD'nin içerisinde yer alan "Org. İlker BAŞBUG'un gayri resmi iletişim ve
imaj danışmanı olarak görev yapan Doç.Dr.N.Y. ve faaliyetleri-" konulu, Haziran 2007 tarihli,
İstihbarat Başkanlığından Genelkurmay Başkanına hitaben yazılan 2 sayfadan ibaret Bilgi
Notu başlıklı belge bulunmuştur. Belgede ismi geçen ve iddianame konusu olmayan şahıs
ve kurum isimleri kısaltılmış olup, içeriğinde;
"1. Org. İlker BAŞBUĞ tarafından 2004 yılından beri gayri resmi iletişim danışmanı
olarak hizmetlerinden istifade edilen Doç.Dr.N.Y., bekar, 19xx Güdül doğumlu ve A... ili S...
nüfusuna kayıtlı,
2. Org. İlker BAŞBUG'a iletişim ye imaj danışmanlığı konularında yardımcı olan
Doç.Dr. Y..., Ankara Üniversitesinde /... Fakültesinde öğretim görevlisi olarak görev
yapmakta, ayrıca H... İnternet haber sitesinde köşe yazıları yazmaktadır.
3. Doç.Dr. Y...'ın Org. BAŞBUG'a verdiği hizmetler kapsamında;
a) Özellikle basına açık olarak yaptığı konuşma, basın açıklamalarını hazırladığı veya
gözden geçirdiği (bu kapsamda Org. BAŞBUĞ'un "KHO'nun 2007-2008 Eğitim-Öğretim Yılı
Açış Konuşma Metni"nin kendisi tarafından hazırlandığını ifade ettiği),
b) Basına açık yapılan faaliyetlerde, diksiyon ve beden dilinin etkin bir şekilde
kullanılması ve böylece muhataplar üzerinde olumlu bir etki oluşturulmasının sağlanması
konularında danışmanlık yaptığı öğrenilmiştir.
4. Yukarıda ifade edilen hususların yanında Dr. Y...'ın Org. BAŞBUĞ'la sivil kesimdeki
bürokrat, siyaset adamı ve akademisyenler arasında iletişim sağlanması konusunda
yardımcı olduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Bu kapsamda bilgilere göre Org. BAŞBUĞ'ur
Dr.Y... aracılığı ile A... Genel Bşk. EM.'ya Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak;
a) CHP'nin kendi istedikleri dışında bir AKP'linin (Milli Görüşçü - Fetullahçı) aday
gösterilmesi durumunda meclisteki oylamaya kesinlikle katılmayacakları,
b) R.T.E. - A.G. - B.A. üçlüsünden birisinin aday olması halinde; CHP-ANAP-DYP'nir
katılmadığı durumda seçilen cumhurbaşkanının sadece AKP'nin cumhurbaşkanı olacağı ve
bu yüzden TSK'nın başkomutanı olamayacağından hareketle TSK'nın buna müdahale
edeceği,
c) Bu müdahale neticesinde hükümetin düşeceği, bunun ANAYASA Mahkemesi ile
görüşülerek sağlandığının bizzat Org.BAŞBUĞ tarafından ifade edildiği, ANAYASA
Mahkemesinin AKP'yi kapatacağı, R.T.E. -A.G. - B.A. üçlüsünün siyaset yapmasının
yasaklanacağı ve böylece AKP kadrosunun dağılacağı,
ç) A.D.'a bağlı medya kuruluşlarının sağlayacağı medya desteği ile E.M. önderliğinde,
birleşen ANAP ve DYP'nin çekim gücü ile bu partiye katılacak TSK'ya yakın ve AKfdüşmanı
R.H., S.A., A.Ş. ve C.Ç. gibi isimlerle bir oluşum sözü verildiği ve bu oluşumun
müdahaleden sonraki ilk seçimlerde iktidara taşınacağına kesin gözüyle bakıldığı hususlarını
ilettiği bilgileri elde edilmiştir.
5. Yukarıda ifade edilen bilgilerin bizzat Dr. Y... tarafından iş arkadaşları seviyesinde
dile getirildiğine dair bilgiler elde edilmiştir.
SONUÇ:
Yukarıdaki hususların akredite olmayan basın kuruluşları tarafından ele geçirilmesi
halinde TSK'nin kamuoyundaki güvenilirliğini ciddi olarak zedeleyebileceğ,
değerlendirilmektedir. Arz ederim." şeklinde olduğu görülmüştür.
Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın 06 Mayıs 2009 tarihli 91521872 sayılı yazısı ile söz
konusu belge kabul edilmiş ve gizliliğinin kalkmadığı belirtilmiştir.
Şüpheli konu ile ilgili savcılık savunmasında, 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu
Çerçevesinde Genelkurmay Başkanına hitaben yazdığı 16 Haziran 2011 tarihli dilekçesini ve
bu dilekçeye istinaden Genelkurmay Başkanlığı tarafından şüpheliye verilen 22 Haziran 211
tarihli cevabi yazıyı sunmuştur. Şüpheliye ait dilekçe incelendiğinde; şüphelinin 51 nolu
DVD'de yer alan bilgi notunun komuta katına arz edilip edilmediğini, bilgi notunun gizli olup
olmadığına karar vermeden önce böyle bir bilgi notunun Genelkurmay Karargahında
bulunup bulunmadığının incelenip incelenmediğini, bu soruların cevabı hayır ise
Genelkurmay Karargahında bulunmayan, olmayan bir dokümana nasıl gizlilik derecesi
verildiğini sorduğu anlaşılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı'nın cevabi yazısı incelendiğinde,
şüpheliye; "51 nolu DVD'de yer alan tüm evrakın, bilgilerin bilgisayar üzerinden
Genelkurmay Başkanı'na sunulduğu, müteakiben inceleme sonuçlarının Genelkurmay
İstihbarat Başkanlığı tarafından Genelkurmay Adli Müşavirliğine gönderildiği, Adli Müşavirlik
tarafından Genelkurmay Askeri Savcılığına gönderilen 30 Mart 2009 ve 01 Mayıs 2009 tarihli
yazıların dosya suretlerinde Genelkurmay Başkanının parafesinin bulunduğu, söz konusu
DVD içerisinde yer alan ve içerdiği bilgiye göre adlandırılmış 111 adet bilgi ve belgenin
Genelkurmay Başkanlığı'nın herhangi bir biriminde hazırlanıp hazırlanmadığı ve gerçekter
yar olup olmadığı konusunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından gelen talep yazısında
herhangi bir şey sorulmadığı için cevabi yazıların hazırlandığı tarihlerde ayrıca bir araştırma
ve inceleme yapılmadığı, DVD içerisinde yer alan hiçbir dokümana gizlilik derecesi verilmesi
gibi bir uygulama yapılmadığı, söz konusu dokümanların mevcudiyeti konusunda ayrıca bir
inceleme ve araştırma yapılmamakla birlikte 51 nolu DVD'nin içerdiği bilgilerin bazılarının
hassas ve kişilerin özel hayatlarıyla ilgili bilgiler de içermesi, keza İstanbul Cumhuriyet
Savcılığınca yapılan soruşturmanın gizliliği nedeniyle açıklanmaması gerektiğinin
değerlendirildiği ve değerlendirme sonucunda hazırlanan raporda gizli kalması gereken
raporlar olarak belirtildiğinr içerir cevap verilmiştir.
Ancak Genelkurmay Başkanlığınca Başsavcılığımıza gönderilen 06 Mayıs 2009 tarihli
91521872 sayılı yazıda, 51 nolu DVD'de yer alan bazı belgelerin gizliliğinin kalkmadığı
bazılarının ise gizliliğinin kalktığı belirtilirken bazı belgeler ile ilgili bu konuda hiçbir bilgi
verilmeyerek ilgili kısımlar boş bırakılmıştır. Yine belgeler ile ilgili açıklama kısmında
gizliliğine ilişkin herhangi bir bilgi verilmeyen belgeler ile ilgili olarak "İmzasız, gizliliği
bulunmayan, kimin tarafından hazırlandığı anlaşılamayan, doğruluyu bilinmeyen, nerede
hazırlandığı konusunda yorum yapmanın mümkün olmadığı" şeklinde açıklamalar yer
almaktadır. Gizliliği kalkmadığı belirtilen belgelerden 3/ç dizisinde yer alan belge için "Nisan
1998'de Genkur. Bşk.lığı içinde yapılan bir çalışmadır. Gizli bir belgedir." şeklinde ibarenir
yer aldığı, açıklama kısmında gizliliği kalktığı belirtilen belgelerden 20/i dizisindeki belge içir
"Geçerliliği kalmamıştır." şeklinde açıklama yapıldığı görülmüştür.
Soruşturmaya konu belge ile ilgili olarak ise 'TCK 334. madde kapsamında gizliliğin
kalkmadığı ve Doç.Dr. N.. Y.. ve faaliyetlerini içermektedir. (2007)" şeklinde açıklamanın
yapıldığı görülmüştür.
Dolayısıyla Genelkurmay Başkanlığı'nın söz konusu belgeler ile ilgili Başsavcılığımıza
göndermiş olduğu cevabi yazının, genel nitelikli olmadığı, her belge için gizlilik, aidiyet, içerik
konularında ayrı inceleme yapıldığı, kabul edilmeyen belgelerin, gizliği devam eden ve
gizliliği kalkan belgelerin açık olarak ifade edildiği, hatta bazı belgelerin kim tarafından
hazırlandığı ile ilgili yorum yapılamayacağının belirtildiği, bu gerekçelerle bilgi notu isimli
belgenin Genelkurmay Karargahında, belge üzerinde isimleri belirtilen birimlerce
hazırlandığı, belge sorulduğu esnada halen gizliliğini koruduğu, bu sebeple şüpheli İlker
Başbuğ'a verilen cevabi yazıdaki değerlendirmelerin şüphelinin konumu da dikkate
alındığında soyut ifadeler içerdiği anlaşılmıştır.
Ak Partiye açılan kapatma davası öncesinde şüpheli İlker Başbuğ ile Anayasa
Mahkemesi Başkan Vekilinin gizli bir görüşme yaptığı ile ilgili açık kaynaklara yansıyan
haberlerin olduğu görülmüştür.
Şüpheli 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde söz konusu belge içeriğini kabul
etmemiş Nuran Yıldız'ı tanıdığını ve Genelkurmay 2. Başkanlığı döneminde zaman zaman
iletişim konularında görüşlerini aldığını, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili ile Kara
Kuvvetleri Komutanı iken Kara Kuvvetleri makamında görüştüğünü beyan etmiştir.
c) Diğer Örgütsel İrtibatlar
- Ergenekon Silahlı Terör Örgütü hakkında Başsavcılığımızca hazırlanan 08.03.2009
tarih, 2009/511 soruşturma, 2009/268 esas, 2009/188 nolu iddianamede de bahsi geçer
Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetlerini anlatan sunum içerisinde; "03 Mart 2004, "Hilafetin
İlgası ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun 80. Yılı ve Günümüz Türkiye'si" konulu panel; ATO
Tesislerinde ADD'nin görünür sahipliğinde bütün ulusal birlik çizgisindeki STK'larının katılımı
ile icra edilmiştir. Salon düzenlemesinin yanı sıra dışarıda toplanan gençliğin organizasyonu
da tarafımızdan yapılmıştır." şeklinde ibareler yer almaktadır. Cumhuriyet Çalışma Grubu
organizesinde düzenlenen panele şüphelinin de katıldığı, ADD genel merkezinden, İşçi
Partisi Genel Merkezinden ve Mustafa Ali Balbay'dan elde edilen delillerin incelenmesi
neticesinde anlaşılmış bu konuda şüpheli, 05.01.2012 tarihli ifadesinde, Ankara Ticarel
Odası'nda düzenlenen bu panele davet üzerine katıldığını beyan etmiştir.
- Ergenekon Silahlı Terör Örgütü tutuklu sanıklarından Serdar Öztürk'ün işyeri
adresinde yapılan aramada elde edilen üzerinde Global ibaresi bulunan doküman üzerinde
İlker Başbuğ Levent Göktaş için %80 şeklinde ibarelerin yer aldığı görülmüştür.
- Mustafa Ali Balbay'a ait günlüklerde şüphelinin Genelkurmay ikinci başkanı olduğı
dönemde Mustafa Ali Balbay ile görüşmelerinin olduğunu gösterir bilgilerin yer aldığı
şüphelinin Mustafa Balbay ile görüşmelerinin olduğunu 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde
doğruladığı, 09 Ocak 2004 tarihli görüşmenin Mustafa Balbay'ın KÖŞK ZİRVESİNİN
SONUÇLARI başlıklı köşe yazısı ile ilgili olduğu ve yazıdaki kaynağın TSK'dan Mustafa
Balbay'a sızdırılan Kıbrıs ile ilgili gizli bazı belgeler olduğu ve bu bilgilerin kurumu zor
durumda bıraktığı, şüpheli İlker Başbuğ'un ise Mustafa Balbay'dan haber kaynağını
öğrenmeye çalıştığı, Balbay'ın ise söylemediği ve elinde bu konu ile ilgili daha çok belge
olduğunu belirttiği, Mustafa Balbay'ın yazısının kendilerini çok yaraladığını ve zarar verdiğini
belirtmesini rağmen "Sayın Balbay, biz sizi seviyoruz. Cumhuriyeti seviyoruz. Kendi içimizde
yaptığımız değerlendirmelere sizlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin zarar görmemesi
gerektiğine inanan, yurtsever insanlar olduğunuzu konuştuk... TSK'ya zarar vermek isteyen
bir yığın çevre var. Bunları siz de biliyorsunuz. Şimdi karşıda onlar varken, bizim sizi
karşımıza almamız, Cumhuriyetle karşı karşıya gelmemiz istenmeyen bir durum... Olayı
şöyle alın, devam eden bir süreç var. Bizim çalışmalarımız var. Ve tam bu sırada sizin habet
çıkıyor. Ben sizin bunu kötü bir niyetle yapmadığınızı biliyorum ama, biz çok yaralandık."
şeklinde beyanlarının olduğu, bu haliyle şüpheli İlker Başbuğ'un bağlı bulunduğu kurumu zoı
durumda bırakan bir bilgi sızması neticesinde ortaya çıkan durum karşısında kurumun
menfaatlerini savunmaması, Mustafa Balbay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik görüşmenir
başında dile getirdiği hususların şüphelinin örgütsel ilişki ve irtibatının bir sonucu olduğu
anlaşılmıştır.
- Ergenekon Silahlı Terör Örgütü sanıklarından İbrahim Şahin ve Fatma Cengiz
arasında geçen telefon görüşmelerinde şüpheli İlker Başbuğ ile irtibatlı olduklarına daiı
bilgilerin yer aldığı
- Muzaffer Tekin isimli şahsa ait telefon iki farklı telefon fihristi içerisinde şüphelinin
ismi ve telefon numaralarının yazılı bulunduğu görülmüştür.
d) Sanık Serdar Öztürk'e Ait Dilekçelerin İncelenmesi
Başsavcılığımızın talebi doğrultusunda 13. Ağır Ceza Mahkemesince
Başsavcılığımıza gönderilen 2010/106 esas sayılı yargılamaya ilişkin kurumlardan gelen
cevabi yazılar incelendiğinde; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 20 Haziran 2011 tarih
ve 2010/106 esas nolu yazısı ile Genelkurmay Başkanlığından Serdar Öztürk'ün
Genelkurmay Başkanlığfna gönderdiği ve kendisine isnat edilen suçlarla ilgili olduğunu
söylediği mektupların okunabilir suretlerinin birer örneğinin istendiği, Genelkurmay
Başkanlığfnın 20 Temmuz 2011 tarih ve 90029049 sayılı yazısı ile toplam 109 sayfa dilekçe
ve eklerinin 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği görülmüştür.
Söz konusu mektuplar incelendiğinde sanık Serdar Öztürk'ün gözaltına alınıp
tutuklandıktan sonra doğrudan kendisinin imzaladığı dilekçeler veya avukatı Demet Reçbeı
imzalı dilekçeler ile farklı adli birimlere müracaatının olduğu, bunlar arasında Genelkurmay
Adli Müşavirliğine yazılmış dilekçelerin bulunduğu, bunun yanı sıra ÇO,K- GİZLİ ve KİŞİYE
ÖZEL ibaresi ile kapalı zarf içerisinde gönderilen Sayın Komutanım/ibarşierple başlayan
mektupların da olduğu, bu mektuplar gönderilirken diğer adli birimlere yazılan dilekçelerin de
sayın komutanım hitaplı kişiye gönderildiği ve bilgisinin olmasının istendiği, kişiye özel olarak
hazırlandığı anlaşılan mektuplar içerisinde birtakım ciddi isteklerin olduğu görülmüştür.
Serdar Öztürk ve Demet Reçber tarafından Sayın Komutan olarak nitelenen kişiye
yazıldığı anlaşılan dilekçeler bir bütün halinde incelendiğinde; Serdar Öztürk'ün Mustafs
Levent Göktaş ve sonrasında kendisinin tutuklanmasının ardından Genelkurmay Karargahı
ve özellikle adli müşavirlik ile yoğun bir şekilde irtibat kurmaya çalıştığı, tasarladığı bazı yasc
dışı faaliyetleri Genelkurmay Askeri Savcılığı ve Genelkurmay Adli Müşavirliği üzerinden
hayata geçirmek istediği, bu amaca dönük yazdığı dilekçelerle tekliflerini sunduğu, haler
yürütülmekte olan soruşturmalar ve kovuşturmaları hedef alan yapay soruşturmalar
oluşturmak için Genelkurmay Askeri Savcılığına ifade verme talebinin olduğu, Genelkurmay
Askeri Savcılığı tarafından yürütülmesini istediği soruşturmalarda özel 5-6 savcınır
görevlendirilmesini, dilekçelerin yazıldığı dönemde görevli olduğu anlaşılan askeri savcı ve
adli müşavirin kendi tasarladığı planlara uygun kişiler olmadığı için görevlerinin
değiştirilmesini, dilekçelerde ismi yazan ve aralarında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü
soruşturmalarını yürüten savcılar, soruşturmalarda görevli emniyet mensupları
kovuşturmaları yürüten hakimlerin de yer aldığı isimlerin askeri savcılığın yürüteceği
soruşturma ile tutuklanmalarını, Yasama organı üyeleri ile görüşerek askeri savcılığın görev
ve yetkisini artırıcı tedbirlerin alınmasını istediği, tutuklanmadan önce Genelkurmay
karargahına giderek bu yönde lobi faaliyetlerinde bulunduğu ve bazı görevlilere sunum
yaptığı, sanık Serdar Öztürk'ün dilekçelerinde yer alan hususların ve uygulanması istenen
yöntemlerin İrticayla Mücadele Eylem Planında yer alan temalar ve yöntemler ile benzerlik
arz ettiği, adli mahkemelere götürülecek soruşturmalarla uygulanması düşünülen ve bir
kısmı hayata geçirilen İrticayla Mücadele Eylem Planında istenen sonuca ulaşılamamas
sebebiyle, bu kez askeri savcılık üzerinden benzer soruşturmaların yürütülmek istendiği,
şüphelinin dilekçelerinin Adli Müşavirlik kanalıyla Başsavcılığımıza veya davanın görüldüğü
mahkemeye gönderildiğini öğrenmesi üzerine takındığı tavrın yapılmak istenen yasa dışı
faaliyetleri gizlemeye dönük davranışlar olduğu, yine Askeri savcılığın Başsavcılığımız ve
davanın görüldüğü mahkeme ile bilgi paylaşımına girmemesi yönünde girişimlerde
bulunduğu, sanığın dilekçelerde kullandığı dil, takındığı tavır ve üslup, üsteğmen rütbesinde
emekli bir asker olması rağmen askeri savcılık ve adli müşavirliğe talimat şeklindeki
beyanlarının, sanığın mensubu bulunduğu Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün gücünden
faydalanmasının birer sonucu olduğu, bu yolla askeri adli birimleri baskı altına alarak hukuk
dışı faaliyetler içerisine çekmek istediği, Sayın Komutanım ibareleri ile başlayan söz konusu
dilekçelerin de Genelkurmay Başkanlığına hitaben kişiye özel ve çok gizli gizlilik derecel
yazılmaları, üst rütbeli subayların görev değişikliklerini ve soruşturma başlatılma isteklerini
içermesi sebepleriyle dönemin Genelkurmay Başkanı olan ve aynı dosya kapsamında
tutuklu bulunan Mehmet İlker Başbuğ'a hitaben yazıldıkları anlaşılmıştır. Yine 05.01.2012
tarihli ifadesinde Mehmet İlker Başbuğ Genelkurmay Askeri Savcısının doğrudan veya
Genelkurmay Başkanı'nın emri ile soruşturma açabileceğini beyan etmiştir. Söz konusu
dilekçelerde askeri savcıya ilişkin eleştiriler de dikkate alındığında, mektupların muhatabının
soruşturma açtırmaya yetkili dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olduğu
belirlenmiştir.
e) AK Parti'ye Açılan Kapatma Davası Ek Delil Klasörlerinin Dosya Muhteviyatı
İle Karşılaştırması
12.01.2012 tarih ve 2012/4 soruşturma sayılı yazımıza cevaben İstanbul 13. Ağıı
Ceza Mahkemesince gönderilen 16.01.2012 tarih ve 2010/106 esâs sgtyıll.yazinın ekinde yer
alan ve kovuşturmanın önceki aşamalarında mahkemece temph edi|en/,.AK Parti hakkında
31
2007 yılında açılan kapatma davası iddianamesinin ek delil klasörleri incelendiğinde;
Soruşturma konusu internet sitelerinden olan irtica.org isimli sitenin 02.10.2007 tarihli
ana sayfasının, kapatma davası 14. Ek klasör 94. Dizisinde delil olarak dosyaya eklendiği,
bu ana sayfada yer alan haberin ise "Apronda Namaz Şovu" başlıklı olduğu tespit edilmiştir.
Yine farklı tarihlerde farklı basın yayın kuruluşlarında yer alan, aynı zamanda irtica.org
isimli sitede de yayınlanan, yukarıda açıklamaları yapılan nitelikte; "İşte AKP'nin Meclisi,
AKP'nin Türban Planı, AKP türbana dolandı, Kız Yurdunda Zikir Sesleri, Fatih Camisinde
Laiklik Karşıtı Gösteri, Cami Önünde Cihat Çağrısı, Lisede Toplu Namaz, Yurtlarda Mescit
dönemi' gibi başlıklara sahip yazıların AK Parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığınca açılan kapatma davasının ek delil klasörlerinde de delil olarak yer aldığı
tespit edilmiştir.
C) GENEL DEĞERLENDİRME VE TALEP
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terör'ün tanımı yapılmıştır.
Maddede; "terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit
yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal,
laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini
zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek,
Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte
mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."
denmektedir.
Hukuka aykırı bir örgütlenmenin terör örgütü olarak nitelenmesi için ulaşmak istediği
amaç ve bu amaca yönelik olarak kullanacağı cebir, şiddet, baskı gibi yöntemlerin
belirlenmesi gerekmektedir. Farklı örgütlerin farklı ideoloji unsurları olmakla birlikte örgütlerin
amaçlarının temelinde, Devlet otoritesinin zaafa uğratılarak veya ortadan kaldırılarak
örgütün amacına ulaşması yatmaktadır. Bir terör örgütü içerisinde sivil ve silahlı kanat
arasında örgüt üyeliği, yöneticiliği bağlamında konum olarak fark yoktur. İki grup arasındaki
fark eylem farkıdır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda yer alan tanıma uygun hukuk
dışı yapılanmaların tüm üyelerinin cebir şiddet içerikli eylemlerinin olması veya tüm terör
örgütü mensuplarının silahlı olması gerekmez. Örgüt adına yapılan her eylem için de ayrı
cebir unsuru aranmamalıdır. Cebir ve şiddetin terör örgütü tarafından yöntem olaral1
belirlenmesi yeterlidir. Kaldı ki, 3713 sayılı kanunun 1. maddesinde belirtilen amaçlaı
doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde
işlendiği takdirde 3713 sayılı kanunun 4. maddesinde yazılı suçlar da terör suçu sayılır ve
bunların içerisinde cebir ve şiddete ihtiyaç duyulmaksızın işlenebilecek suçlar da
bulunmaktadır.
3713 sayılı kanunun 3. maddesinde; "Türk Ceza Kanunu'nun 302, 307, 309, 311, 312,
313, 314, 315 ve 320'nci maddeleri ile 310'uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar,
terör suçlarıdır." şeklinde amir hüküm yer almaktadır. Bu hüküm gergince sınırlı olarak
sayılan bu suçları işleyenler de terör örgütü mensubu olacaktır. Bu suçlar Devlet otoritesini
sarsacak veya ortadan kaldıracak nitelikte suçlardır. Bu suçları işleyenlerin resmi veya siyasi
kimliği ne olursa olsun suçlar terör suçu, işleyenler ise terör örgütü yöneticisi veya üyesi
olacaktır.
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik yürütülen soruşturmalar neticesinde elde
edilen örgütsel dokümanlarda, Ergenekon Silahlı Terör Örgüt^nü'^ti^C'>Şilahlı Kuvvetleri
içerisinde faaliyet gösterdiği açıkça yazılı bulunmaktadır. .Örgüt hakkında hazırlanan
32 \
iddianamelerde de belirtildiği üzere örgütün adının "Ergenekon" olarak kullanılması iddia
makamının bir tercihi değildir. Bizzat örgüt yöneticiliği veya üyeliğinden yargılanmakta olan
sanıklardan ele geçirilen örgütsel dokümanlarda bu ismin kullanılması sebebiyle
iddianamelerde ve sonraki soruşturma safahatında da bu isim kullanılmıştır.
Soruşturmalar kapsamında elde edilen bilgiler Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün
Devletin birçok kurumuna sızdığını göstermiştir. Örgüt mensuplarının sızdığı Devlet
kurumlarından birisi de Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Yürütülen soruşturmalar neticesinde örgül
mensubu olup TSK içerisine sızdığı anlaşılan bazı kişiler hakkında işlem yapılmasının
ardından, örgütün yürütülen soruşturmayı Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülüyormuş gibi
göstererek kamuoyu oluşturmaya çalıştığı, bu yolla bir yandan suçlarının ortaya çıkmasını
engellemek isterken diğer yandan yürütülen soruşturmaları kamuoyu nezdinde
itibarsızlaştırmak istediği tespit olunmuştur.
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü'nün amaçlarına ulaşmak için yürüttüğü hukuk dışı
faaliyetlerinde psikolojik harekat yöntemlerinden de faydalandığı, Başsavcılığımızca
düzenlenen 21/07/2011 tarih, 2011/1438 soruşturma, 2011/511 savcılık esası, 2011/342
sayılı iddianamede belirtilmiştir. Yürütülen soruşturmalar neticesinde örgütün birçok hücresi
ve yapısı deşifre edilmiş, bazı örgüt mensupları hakkında yasal süreç başlatılmış olsa da
2009 yılı Haziran ayında ele geçirilen Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı ve
bu planın Erzincan ilinde uygulamaya konulması, örgütün hem eylemsellik hem de kara
propaganda hususları dikkate alındığında halen aktif olarak faaliyet yürüttüğünü ortaya
çıkarmıştır. İrticayla Mücadele Eylem Planı ortaya çıktıktan sonra bu planın gerçekliğini
tartışılır hale getirerek kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak noktasında da örgütün yoğun
olarak kara propaganda faaliyetine giriştiği tespit edilmiştir.
Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı ilk kez 04.06.2009 tarihinde
fotokopi olarak ele geçirilmiş ve 30.09.2009 tarihli bir ihbar mektubu ekinde Başsavcılığımıza
gönderilmiştir.
Gölcük Donanma Komutanlığında 06.12.2012 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen
PROJE isimli belgenin Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planının taslağı
olduğu, GENKURBSKTAKDİMİ\GENKURBŞK. TAKDİMVTEMA TASLAK isimli dosya
içerisinde yer aldığı ve 23.01.2009 son kaydetme tarihli olduğu görülmüştür.
Örgüt hakkında soruşturma devam ettiği esnada elde edilen deliller Türk Silahlı
Kuvvetleri içerisine sızan ve üst düzey görevlere kadar ilerleme imkanı bulan ve birlikte
hareket eden örgüt mensuplarının, Devletin imkan ve kabiliyetlerini kullanarak kurulan
internet siteleri üzerinden hükümete ve millete yönelik psikolojik harekat faaliyetler
uyguladığını göstermiştir.
Söz konusu internet sitelerinin 1999 yılındaki bir takım uygulamalar neticesinde
oluşturularak yayına başladıkları, hakkında kamu davası açılan Dursun Çiçek'in 2004 yılı
itibariyle Bilgi Destek Daire Başkanlığına tayin olduğu ve internet sitelerinin de bağlı
bulunduğu Cari İşlem Şube Müdürlüğü görevine getirildiği, 2006 yılı Nisan ayına kadar
geocities.com/fethullah gerçeği ismi ile yayın yapan ve içeriği sabit olan internet sitesinin
yine Dursun Çiçek'in kontrolünde isminin irtica.org olarak değiştirilip aktif hale getirildiği,
sanık Dursun Çiçek'in farklı tarihlerde şüpheli olarak alınan ifadelerinde açık olarak bt
sitelerden ve bu siteler üzerindeki sorumluluğundan bahsetmekten kaçındığı, diğer şüpheli
ifadeleri ile çelişmesi üzerine bazı hususları kabul etmek zorunda kaldığı, özellikle irtica.orc
isimli sitenin soruşturmaya konu faaliyetlerinin sitenin isminin 2006 yılında değiştirilerek aktil
hale getirilmesi ile başladığı, ismi değişmeden önceki süreçte bu sitenin yürütme organını
hedef alan yayını olduğuna dair bir bulgu olmadığından siteler üzerioden yapılan hükümet
aleyhtarı yayınların 2006 yılı ve sonrasını kapsadığı, daire başkanltğfçii|'...yjapfsNeğişinceye
kadar söz konusu sitelerin Dursun Çiçek kontrolünde işletildiği ve £u durumdan örgütsel ilişk
33
içerisinde bulunduğu üstlerinin de haberdar olduğu, Genelkurmay Başkanlığı'nın cevabi
yazısında kurulum amaçları olarak belirtilen amaçların siteyi işletenlerce tamamen göz ardı
edildiği ve siteler kapatılıncaya kadar kurumun değil örgütün amaçları doğrultusunda
kullanımının devam ettiği anlaşılmıştır.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından davanın görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesine gönderilen 26 Ekim 2011 tarihli İnternet siteleri konulu cevabi yazı içeriğinde
sitelere söz konusu yayınların hangi personel tarafından, ne zaman ve hangi kaynaktar
temin edilerek konulduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığının
bildirilmesi, söz konusu sitelerin kurumdan ayrı yayın yapar bir yapıda olduklarını gösteren
ayrı bir husustur.
Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren
ancak kurum içerisine sızdığı anlaşılan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyelerince örgütün
amaçları doğrultusunda işletildikleri anlaşılan internet sitelerinin, 04 Şubat 2009 tarihinde bir
gazetede haberleştirildikten sonra acele ile kapatıldıkları,
Söz konusu sitelerin deşifre olana kadar yaptığı yasa dışı faaliyetlerin soruşturulması
ve ortaya çıkmasını önleme, ayrıca hukuka uygun oldukları kanaatini oluşturmak için sitelerin
yeniden yapılandırılacağı görüntüsüyle andıç hazırlandığı, 02 Nisan 2009 tarihli andıcın
komuta katının onayı ile yürürlüğe girdiği,
12 Haziran 2009 tarihinde Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planının
deşifre olmasından sonra aynı yasa dışı yapılanmanın, karargahta söz konusu belge ve yine
bu belge ile aynı içerikli belgeleri ortadan kaldırmak amacıyla evrak kırptıkları ve
bilgisayarları geri getirilmeyecek şekilde silerek delilleri kararttığı tespit olunmuştur.
Şüpheli ve sanık beyanlarında söz konusu kırpma işlemlerinin emre binaen yapıldığı
ve rutin bir işlem olduğu iddia edilse de, Genelkurmay Başkanlığı tarafından İstanbul 13. Ağır
Ceza Mahkemesine gönderilen 30 Kasım 2011 tarihli cevabi yazıda; 19-20 Haziran 2009
tarihinde Mustafa Bakıcı tarafından yapıldığı savunulan denetim ve teftiş uygulamas
hakkında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığı bildirilmiştir.
İrticayla Mücadele Eylem Planının hazırlanması, plan deşifre olduktan sonra
karargahta meydana gelen silme ve kırpma işlemleri, aynı birimde işletilen internet siteleri
üzerinden yürütülen yasa dışı faaliyetler, sitelerin kapatılması, bilgisayarların silinmesi
esnasında bu internet sitelerine ait bilgilerin silinmesi, sitelerin yasa dışı faaliyetlerini
gizlemek amacıyla oluşturulan Nisan 2009 tarihli andıç, yine internet ve kurumsal ac
üzerinden yapılan benzer dezenformasyon faaliyetleri dolayısıyla yürütülen soruşturma
neticesinde, bir kısmı halen tutuklu yargılanmakta olan sanıklara ulaşılmış ve haklarında
kamu davası açılmıştır.
2010/106 esas sayılı dosya ile birleştirilerek başlayan yargılamanın 30/12/2011 tarihli
duruşmasında şüpheli Mehmet İlker Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunulmasına
karar verilmiş, alınan karar gereği için Başsavcılığımıza gönderilmiştir. Şüphelinin, halen
yargılaması devam eden 2010/106 esas nolu dosya sanıkları ve dosyada mevcut deliller ile
fiili ve hukuki irtibatının olduğu, TSK içerisine sızan ve kimisi üst düzey konumlara kadar
ilerleyen Ergenekon Silahlı Terör Örgütü'nün bu kurum içerisindeki yapılanmasının üst düze>
yöneticilerinden olduğu anlaşılmıştır.
Ağustos 2008-2010 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan
şüphelinin görevde bulunduğu süreç, yukarıda ve 2010/106 esas sayılı dosyada belirtiler
deliller kapsamında incelendiğinde;
12 Haziran 2009 tarihinde İrticayla Mücadele Eylem Planının deşifre olduğunda,
şüpheli İlker Başbuğ'un yurt dışında olduğu ve Genelkurmay Başkanlığı'na,dönemin Kara
Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner'in vekalet ettiği, İrticayla Mücadele E^lefft^P^nı ile ilgili
34 f*.
soruşturma açılıp açımlamaması noktasında dönemin Genelkurmay ikinci başkanı Hasan
Iğsız'ın Genelkurmay Başkan vekili Işık Koşaner'den değil yurt dışındaki İlker Başbuğ'u
telefonla arayarak ondan emir aldığı ve sonrasında konu ile ilgili soruşturma açıldığı
anlaşılmıştır. Genelkurmay Başkam'nın yasal temsilcisi olarak Kara Kuvvetleri Komutanı İşit
Koşaner'den doğrudan emir alarak soruşturma açılabilecekken dönemin ikinci başkanı
Hasan Iğsız'ın yurt dışında bulunan İlker Başbuğ'u arayarak onay alması ve bu yolla resmi
hiyerarşi dışında hareket etmesi, askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşinin bir
göstergesidir. Yine bu durum karargahta yürütülen tüm benzer faaliyetlerin İlker Başbuğ'un
kontrolünde gerçekleştiğini de göstermektedir.
Her ne kadar şüpheli İlker Başbuğ savcılık ifadesinde, bu belgeyi hazırlaması için
Dursun Çiçek'e kimin emir verdiğini bilmediğini,böyle bir şeyin karargah içerisinde
hazırlanması halinde haber gazetede çıktığı ilk gün Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından
soruşturma açılmaması gerektiğini beyan etse de; söz konusu belgenin ele geçiriliş tarihi
taslağı olan PROJE isimli belgenin son kez kaydedilme tarihi ve içerisinde yer aldığı
dosyanın dönemin Genelkurmay Başkanına sunulmak üzere isimlendirilmiş olması, ihbaı
mektubunda İrticayla Mücadele Eylem Planının Hasan Iğsız'ın Genelkurmay ikinci başkanlığı
döneminde hazırlandığının belirtilmesi, belgenin altında yer alan imzanın Dursun Çiçek'e ail
olduğunun Adli Tıp, Jandarma ve Emniyet Kriminal raporları ile sabit oluşu, şüphelinin
yaptığı basın açıklamasında bu belge için Kağıt Parçası tabirini kullanarak belgeyi
itibarsızlaştırma çabası, tüm bu süreçte şüpheli İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanı
olması bir bütün halinde değerlendirildiğinde, İrticayla Mücadele Eylem Planının taslak halde
şüpheliye sunulduktan sonra şüphelinin bilgisi dahilinde ve sanık Hasan Iğsız'ın kontrolünde
Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı anlaşılmıştır.
Şüpheli savcılık ifadesinde İrticayla Mücadele Eylem Planı deşifre olduktan sonra
karargahta meydana gelen evrak kırpma ve bilgisayar silme işlemlerinden haberinin
olmadığını ve böyle bir emir vermediğini beyan etmiştir. Yukarıda izah olunduğu üzere belge
ile ilgili soruşturma emri yurtdışında olmasına rağmen şüpheliden alınmıştır. Bu durum
karargahta meydana gelen her ciddi işin şüphelinin bilgisi dahilinde olduğunu ve onayı
alınmadan yapılamayacağını göstermektedir. Bu belgenin deşifre olmasından sonra
karargahta mesai saatleri dışında acele ile yapılan ve gece geç saatlere kadar devam eden,
izinde bulunan personelin dahi göreve çağrıldığı bu olağanüstü hadisenin şüphelinin bilgisi
ve emri olmadan yapılmasının mümkün olmadığı, şüphelinin emri ile tüm silme ve kırpma
işlemlerinin gerçekleştiği, şüphelinin aksi savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya
yönelik olduğu anlaşılmıştır.
Şüpheli 04 Şubat 2009 tarihinde internet siteleri ile ilgili çıkan haberden sonra
konunun araştırılması ve sitelerin kapatılması emrini kendisinin verdiğini belirtirken, bu siteler
ile ilgili yeni bir işlem tesis eden Nisan 2009 tarihli andıcın kendisine arz edilmediğini, andıcı
04 Kasım 2009 tarihinde gazetede haber olduktan sonra gördüğünü beyan etmiştir. SÖ2
konusu andıçta son paraf dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Hasan Iğsız'a aittir ve bu
parafın karşısında Sn.K'a arz ibareleri yer almaktadır. Savcılık ifadelerinde şüpheliler bu
ibarenin dönemin Genelkurmay Başkanını işaret ettiğini belirtir beyanlarda
bulunmuşlardır.Şüpheli Hasan Iğsız bu ibarenin sadece Genelkurmay Başkanı'nı ifade
ettiğini, onun emri olmadan hiçbir şeyin yapılamayacağını, sanık Hıfzı Çubuklu bu belgenin 1
Nisan 2009'da da İkinci Başkan parafıyla Genelkurmay Başkanfna arz olunduğunu, yeni
kurulacak site olduğu için yeni bir işlem olduğunu, komutan bu konuda onay verirse zaten
yürürlüğe gireceğini, vermezse yürürlüğe girmeyeceğini, Sanık Murat Uslukılıç'ın 29.12.2011
tarihli duruşmada "...general seviyesindeki parafları almak için andıcı Dursun Albaya
verdiğini, Genelkurmay 2. Başkanının onayına müteakip Siîdigf ij Genelkurmay Başkanına arz edildiğini, Genelkurmay Başkanı jbnayladiktan sonra andığın
kendilerine geldiğini, Dursun Albay'ın getirip verdiğini, kendilerinin muhafaza ettiklerini,
Dursun albay getirdikten sonra öğrendiğini, andıç tamam imzalandı 1. Başkan gördü'
dediğini beyan etmiştir. Mehmet Eröz ise kovuşturma aşamasında andıcın 14 Nisan 'da sarı
zarf içerisinde Uğur Tarçın vasıtasıyla komutana sunulduğunu ve okey işareti attığını
belirtmiştir. Andıcın 02 Nisan 2009 tarihli üst yazısında komuta katının onayının alındığ
belirtilmektedir. Sanıkların sorgu ve savunmalarında da andıcın şüpheli İlker Başbuğ'un
onayı ile yürürlüğe girdiğini beyan ettikleri tespit olunmuştur. Yukarıda açıklanan şüpheli ve
sanık beyanları doğrultusunda andıcın general seviyesindeki ilgililere Dursun Çiçek
tarafından götürüldüğü, 01 Nisan'da Hasan Iğsız tarafından paraflandıktan sonra yine 14
Nisan'a kadar Şüpheli İlker Başbuğ'a sunulmadığı, ancak Dursun Çiçek'in komuta katınır
onayı alındığını belirterek andıcı işleme koydurduğu ve Murat Uslukılıç'a verdiği, bazı şube
müdürlerinin komutanının onayını görme taleplerinin de olduğu ancak işlemlerin Dursun
Çiçek'in yönlendirmesi neticesinde başlatılmış olduğu, 14 Nisan tarihinde de sarı zarf
içerisinde şüpheli İlker Başbuğ'a iletilip okey işaretinin alındığı, Dursun Çiçek'in Hasan
Iğsız'ın parafından sonra İlker Başbuğ'un olurunu sözlü olarak da almış olabileceği, her ha
ve şartta bu durumun şüpheli Dursun Çiçek'in örgütsel konum bakımından askeri rütbedeki
üstlerinden daha etkili olduğunu gösterir bir durum olduğu, bu sebeple andıcın 02 Nisar
^ tarihinde yürürlüğe girmesine rağmen şüpheli İlker Başbuğ'un 14 Nisan'da bu belgeyi
onaylamaktan çekinmediği, sitelerin kapatılması emrini veren şüphelinin bu sitelere yeni bir
düzenleme getiren andıcı basından öğrenmesinin çelişkili olduğu, ayrıca şüpheli İlker
Başbuğ'un andıcın kendisine arz edildiği noktasındaki şüpheli beyanlarını kabul etmemesi ve
ısrarla andıcın kendisine sunulmadığını belirtmesinin de suçtan kurtulma amacına yönelik
olduğu anlaşılmıştır.
Şüphelinin bu konudaki savunmalarının gerçeği yansıtmadığını gösteren başka bir
husus söz konusu andıç ortaya çıktıktan sonra 06 Kasım 2009 tarihinde dönemin
Genelkurmay Adli Müşaviri olan Hıfzı Çubuklu'nun kurum adına yaptığı basın açıklamasıdır.
Şüpheli Hıfzı Çubuklu'nun Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri olarak görevli olduğu
dönemde 06 Kasım 2009 tarihinde yapılan Genelkurmay Basını Bilgilendirme Toplantısında
internet siteleri ile ilgili sorulan soruya, özetle; "TSK'nın Başbakanlığın ilgili plan ve direktiften
çerçevesinde, irticai ve bölücü tehdit unsurlarını izlemek üzere kurulmuş, işletilmiş internet
siteleri bulunmaktadır. .. .internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlat
yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun esaslarına göre yeniden
yapılandırılması kapsamında normal bir işlemin kamuoyuna çok farklı bir şekilde
^ anlatılmasıdır. Bunun içerisinde andıç hurdadır, bunun içerisinde 5651 sayılı kanunun
öngördüğü şekilde internet sitelerinin tekrar yapılandırılmasıyla ilgili bir çalışmadır bu." dediği
görülmüştür. 07 Kasım 2009 tarihinde Genelkurmay Başkanlığından yapılan yazılı
açıklamada ise; "Söz konusu internet siteleri, 2007 Tarihli 5651 Sayılı Yasaya uyum
sağlamak maksadıyla yeniden düzenlenmiş ve daha sonra tümüyle iptal edilmiştir." şeklinde
bilgiler yer almıştır.
Hıfzı Çubuklu'nun yaptığı basını bilgilendirme toplantısında ve Genelkurmay
Başkanlığından yapılan yazılı açıklamadaki konu internet siteleri ve bu siteleri yeniden
düzenlemek amacıyla yapıldığı belirtilen andıçtır. Kurumsal bir açıklama ile varlığı kabul
edilen andıçtan şüpheli İlker Başbuğ'un 04 Kasım 2009'da gazeteler vasıtasıyla bilgi sahibi
olduğunu belirtir savunmalarına itibar edilmemiştir.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 11 Kasım 2011 tarih ve 2010/106 esas sayılı
yazısına cevaben gönderilen Genelkurmay Başkanlığı'nın 16 Aralık 2011 tarihli yazısının
ekinde, ihbar ile birlikte Başsavcılığımıza gönderilen andıç ve eklerinin olduğu görülmüştür.
Ancak ihbar ile gönderilen andıç üst yazısının 1. Bilgi destek şühe^mjüj^'rk^ğüne hitaben
yazıldığı, Genelkurmay Başkanlığı tarafından mahkemeye iletilen andıç üst yakısının 3. Bilgi
1 / 'l y L
Destek Şube müdürlüğüne yazıldığı, yine "Güvenlik Tedbirleri' başlıklı yazının ihbarın ekinde
1 sayfa iken Genelkurmay Başkanlığından gönderilen "Güvenlik Tedbirleri Metninin" 2 sayfa
olduğu görülmüştür. Söz konusu ikinci sayfa incelendiğinde; "Laiklik karşıtı faaliyetle ve bu
kapsamda kurumu yıpratmayı amaçlayan yayınları etkisiz kılmak maksadıyla yayın yapacak
internet sitesinin, yabancı internet sunum firmaları tarafından, yani farklı İP (internet
üzerindeki bilgisayarların bilgilerini tanıması için oluşturulan adres protokolü) numara
bloğundan yayın yapması sağlanacak, diğer internet siteleriyle herhangi bir bağlant
kurulması önlenecek, internet sistemi ve altyapısına zarar verecek saldırılan engellenmesi
veya zorlaştırılması için gerekli tedbirler alınacaktır... bilgi destek maksatlı yayın yapacak
olan gri ve siyah propaganda faaliyetlerini icra etmek için kendi internet sitelerimiz
kullanılmayacak olup bunların yerine; ücretsiz video (youtube vb.) hizmeti, kampanyalar ve
anketler için ücretsiz internet sunucu hizmeti, yazılı dokümanlar için günlük(blog) siteler
hizmeti sağlayan internet sitelerinin kullanılması planlanmaktadır." şeklinde ibareler
bulunmaktadır. Laiklik karşıtı yayın yapacağı belirtilen dolayısıyla irtica.org isimli sitenin
yerini alacak olan ve şüpheli beyanları ile de koruyucu haber olarak isimlendirildiği anlaşılaı
sitenin diğerlerinden bağımsız bir görüntü sergilemesine duyulan ihtiyacın bu sitenin hukuk
dışılığına ayrı bir delildir.
Yine sitelerle ilgili güvenlik tedbirlerinin yer aldığı metnin ikinci sayfasında gri ve siyah
propaganda da yapılacağı ancak bunların yeniden yapılandırılacak internet siteleri üzerinder
olmayacağı belirtilmektedir. Başsavcılığımızda şüpheli olarak alınan ifadesinde Hıfzı
Çubuklu; "Gri ve kara propagandanın ne anlama geldiğini teknik olarak bilmiyorum. Ama
anladığım kadarıyla gerçek olmayan olaylar ve bilgilerle karşı tarafı yıpratmaya, psikolojik
hareket yapmaya yönelik propaganda olabilir. Andıcın ekinde yer alan Ek C'deki güvenlik
tedbirleri içerisinde "gri" ve "siyah" propaganda tanımlarının olup olmadığını şu ar
hatırlamıyorum... Eğer böyle bir şeyin "andiç" isimli belgede var olduğunu görseydim
kesinlikle imzalamazdım. Andıcın metin kısmında benim imza ettiğim yere kadar böyle bir
şeyden kesinlikle bahsedilmemektedir... " şeklinde beyanda bulunarak andıçtaki ve internet
sitelerinin önceki faaliyetlerindeki yasa dişiliği belirtmiştir.
Yine aynı yazı cevabi yazı ve eklerinden 02 Nisan 2009 tarihli andıcın 03.09.2009
tarihinde imha edildiği anlaşılmaktadır. Şüphelinin 25.01.2010 tarihinde Balyoz Darbe Planı
soruşturması ile ilgili yaptığı basın toplantısında belgelerin imha edilme gerekçesini
açıklarken arşiv yönetmeliğinden bahsettiği, arşivde kayıtlı bulunan belgelerin silinme
sürelerini sorduğu bir astının da 1, 5 ve 10 yıl şeklinde üç ayrı arşiv bekleme süresinin
olduğunu ifade ettiği anlaşılmıştır. Yine söz konusu andıcın imhası ile ilgili mahkemede dile
getirilen hususlardan sonra açık kaynaklarda, bu belgenin B Kodlu olduğu için arşiv bekleme
süresinin 5 yıl olması gerektiğine dair bilgilerin olduğu da görülmüştür. Söz konusu andıcın
hazırlandıktan 5 (beş) ay gibi bir kısa süre geçmesinden sonra imha edilmesi cunta
yapılanmasının delil karartma ve diğer yasa dışı faaliyetlerin delilidir.
Şüpheli ifadesinde kendisine okunan haberlerin kendi Genelkurmay Başkanlığ
dönemini kapsamadığını beyan etmiştir. Yapılan incelemede şüphelinin Genelkurmay
Başkanı olarak görevli olduğu dönemde de internet siteleri içerikleri ve yayın politikalarının
değiştiğine dair bir bilgi elde edilmediği ve benzer yayınların devam ettiği, sitelerin mevcut
içeriklerinin silinmeden önce ulaşılabilir olduğu, şüphelinin göreve geldiği dönemde imkanı
ve yetkisi olmasına rağmen bu site içerikleri ile ilgili soruşturma yürütme ve bu içerikleri
yayından kaldırma gibi bir gayretinin olmadığı, sitelerin deşifre olmasından sonra suçtan
kurtulma saikiyle sitelerin kapatılması emrini verdiği anlaşılmıştır.
İrticayla Mücadele Eylem Planı ve PROJE isimli belgede yer alan hususlar birlikte
incelendiğinde; şüphelinin Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik .yapdşn.soruşturma ve
kovuşturmaları etkisizleştirme yönünde çalışmaları olduğu, bu faa'İiyetlertJer"örğüt mensubu
37
olup halen muvazzaf olarak görev yapan kişilerin görevlendirilmesinin kararlaştırdığı, Ufuk
Akkaya'dan elde edilen belge ile de bu görevin şüpheli İlker Başbuğ'a verildiği anlaşılmıştır.
Yapılan incelemede şüphelinin Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik yürütülen
soruşturma ve kovuşturmalar ile yine Başsavcılığımızca yürütülen Balyoz Darbe Planı
soruşturmasını hedef alan farklı tarihlerde farklı yerlerde yapılmış açıklamaları olmuştur. Her
ne kadar şüpheli yapmış olduğu basın açıklamalarındaki beyanlarının, Silahlı Kuvvetler
mensuplarına moral sağlamak amacıyla yapılmış düşünce açıklamaları olduğunu iddia etse
de, şüphelinin açıklamalarında kullandığı sert üslup, bazı açıklamaların kamuoyunda muhtıra
şeklinde algılanması, lav silahları için boru tabirini kullanması, bazı açıklamalar için seciler
yerleri özel olarak seçtiğini vurgulaması, İrticayla Mücadele Eylem Planını kağıt parçası
olarak tabir etmesi, Amirallere Suikast soruşturması sonucunda hazırlanan iddianamede yer
alan hususları yok gibi gösterme gayreti, Koç müzesinden elde edilen patlayıcılarla ilgil
iddianameye de yansıyan hususların bir kısmını saçmalık olarak belirtmesi, bunların yanı
sıra Poyrazköy'de yapılan kazılarda bulunan lav silahlarının bir kısmının TSK envanterine ait
olduğunun anlaşılması, İrticayla Mücadele Eylem Planının aslının ele geçirilmesi ve altındaki
imzanın Dursun Çiçek'e ait olduğunun anlaşılmasından sonra önceki beyanlarını düzeltmeye
yönelik hiçbir girişim ve açıklamasının olmayışından hareketle, şüphelinin yürütülen
soruşturmaları, soruşturma delillerini kara propaganda yöntemiyle itibarsızlaştırmayı,
soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten adli birimleri baskı altına almayı, sindirmeyi ve
yıldırmayı amaçladığı, bu açıklamaların örgüt stratejileri doğrultusunda yapılmış
dezenformasyon faaliyeti olduğu, şüphelinin resmi kimliğini de inandırıcılık noktasında
kullandığı görülmüştür.
İrticayla Mücadele Eylem Planının hazırlanması ve Erzincan ilinde uygulanmaya
başlanması, İrticayla Mücadele Eylem Planının deşifresi ile birlikte karargahta meydana
gelen evrak kırpma ve bilgisayar silme, psikolojik harekat amaçlı yayın yapan sitelerir
2008-2010 yılı faaliyetleri, bu sitelerin deşifre olması ve kapatılması, yine bu sitelerin yasa
dışı faaliyetlerine hukuki zırhı niteliğindeki andıcın hazırlanması eylemleri birlikte
değerlendirildiğinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde örgütlenen hukuk dışı bu yapılanmanın bir
yandan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya yönelik planlar hazırlayıp
bunları hayata geçirmek için faaliyet yürüttüğü diğer yandan bu faaliyetlerin deşifre olması ile
birlikte suç delillerini kararttığı ve gizlediği, halen yargılanması devam eden sanıkların
şüpheli liderliğinde örgütlendiği anlaşılmıştır.
Şüpheli liderliğindeki cunta yapılanması her ne kadar İrticayla Mücadele Eylem Planı
ile Ak Parti hükümetini ortadan kaldırmayı planlamış ve Erzincan ilindeki hücresi vasıtasıyla
bu planı kısmen hayata geçirmiş olsa da söz konusu planın fotokopi olarak Serdar
Öztürk'ten ele geçirilmesi ve deşifre olması, akabinde bir ihbar mektubu ile ıslak imzalı
orijinalinin Başsavcılığımıza ulaştırılarak soruşturmanın derinleşmesi ve şüphelilere
ulaşılması, Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün eylemlerini ortaya çıkarmıştır.
Yine her ne kadar şüpheli Mustafa Levent Göktaş'tan elde edilen Bilgi Notu isimli
belge içerisinde yer alan hususları inkar etse de, söz konusu belgenin Genelkurmay
Başkanlığı tarafından kabulü, N.Y.'ın şüpheliye danışmanlık yaptığı ve şüphelinin Anayaa
Mahkemesi Üyeleriyle görüştüğünü doğrulaması hususları birlikte değerlendirildiğinde,
şüphelinin henüz Kara Kuvvetleri Komutanı iken halkın demokratik yollarla seçtiği Ak Parti
hükümetini yasa dışı yollarla devirmeyi planladığı, ancak şüpheli Ufuk Akkaya'dan çıkan
belgede yer aldığı üzere de bu eylem planına uygun kadroyu Genelkurmay Başkanlığı
döneminde elinde olmayan sebeplerle oluşturamadığı için hayata geçiremediği anlaşılmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, laikliğe aykırı
fiillerin odağı haline geldiği gerekçesiyle, parti hakkında kapatma, 7,-1 J^P^j^hakkmdıa ise
5 yıl siyasetten uzaklaştırma istemiyle hazırlanan iddianame, ?•14 Mart 2008, tarihinde
Anayasa Mahkemesine sunulmuş, 31 Mart 2008 gunu iddianame Anayasa Mahkemesince
kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi 30 Temmuz 2008 tarihinde kararını açıklamış, partinin
temelli kapatılmamasına, fakat son aldığı hazine yardımından yarı oranında yoksun
bırakılmasına karar vermiştir. AK Parti hakkında açılan kapatma davası iddianamesinin ek
delil klasörleri incelendiğinde, soruşturma konusu internet sitelerinden olan irtica.org isimli
internet sitesinden doğrudan alıntı yapılmış yayınların, yine farklı basın yayın kuruluşlarında
yayınlanmakla birlikte irtica.org isimli internet sitesinde de yayınlanan birtakım yazı ve
haberlerin ek delil klasörlerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Bu haliyle; İrtica.org isimli sitede
yayınlanan bir yazının kaynak olarak irtica.org gösterilip Ak Parti hakkında açılan kapatms
davasında delil olarak kullanılması, yine farklı basın kuruluşlarında yer alıp aynı zamanda
irtica.org isimli sitede yayınlanan birçok yazının, kapatma davasında delil olarak kullanılması
ve kapatma gerekçeleri olarak sunulması hususları, soruşturma konusu sitelerde yer alar
yayınların rastgele seçilmediklerini, belli bir amaca hizmet edecek şekilde derlendiklerini,
irtica.org isimli sitenin kapatma davasının ek delil klasörlerine delil sağlayacak derecede
etkili ve ulaşılabilir olduğunu, sanıkların bir kısmının bu sitelerin izlenirliğinin düşüklüğü
yönündeki beyanlarının da gerçeği yansıtmadığını göstermektedir.
Sonuç olarak;
Soruşturma dosyası kapsamındaki deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
Şüpheli Mehmet İlker Başbuğ'un Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün amaçları
doğrultusunda, askeri bir darbe ortamı oluşturmak amacıyla, belirtilen internet siteleri ve bu
siteleri meşrulaştırmak amacıyla düzenlenen andıç vasıtasıyla kara propaganda ve
dezenformasyon faaliyetlerini icra ve organize ettiği, örgütün amaçları doğrultusunda yapmış
olduğu basın açıklamaları ve değişik faaliyetlerle devam eden Ergenekon Silahlı Terör
Örgütüne yönelik soruşturma ve kovuşturmaları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı
beyanda bulunduğu, Devlet yöneticilerini baskı altına almak, Devlet otoritesini zaafa
uğratmak, bu hususta gerektiğinde kamu düzenini bozup ülkede kaos ve düzensizlik ortamı
oluşturmak, halkı Devlet yöneticilerine karşı kışkırtmak ve anarşi ortamı oluşturmak, böylece
cebir ve şiddet yöntemleriyle hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen
engellemeye teşebbüs ettiği, suç tarihi itibariyle konumu ve diğer şüpheliler üzerindek
etkisiyle ara yönetici sıfatıyla psikolojik harekat faaliyetini yönettiği, örgüt üyelerini
yönlendirdiği anlaşıldığından,
1) Öncelikle iddianamenin kabulüyle davanın Mahkemenizin 2010/106 Esas sayılı
dava dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
2) Şüphelinin üzerine atılı eylemlerine uyan, Türk Ceza Kanunu'nun 312 ve 314/1.
maddeleri, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi gereğince
CEZALANDIRILMASINA,
3) Dosyada bulunan CD'ler, fotoğraflar vesair delillerin dosyada delil olarak
SAKLANMASINA,
4) Şüpheli hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesindeki tedbirlerin
UYGULANMASINA,
5) Şüphelinin tutuklulukta geçirdiği sürelerin Türk Ceza Kanunu'nun J33. maddesi
gereğince verilecek cezadan MAHSUBUNA,
Karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur. 02/02/2012,
CİHAN KANSIZ • 34281
İstanbul Cumhuriyet Savcısı
39


Haberin Etiketleri: İstanbul TBMM CHP AKP Trabzon Ergenekon PKK Türkiye Ankara Ermeni İzmir TSK Beyoğlu Fenerbahçe askerlik Çankaya Cunta Avrupa Anayasa Mahkemesi Manisa yargıtay işçi BBC konser BDDK rüşvet kanun tehdit Anayasa TRT Genelkurmay Hilmi Özkök Abdullah Gül Tuncay Güney Kocaeli MEB suikast ANAP 28 Şubat medya iftira türban Berlin Ortadoğu tutuklama İran Pekin Hazine ATO Bakanlar Kurulu patlayıcı mahkeme kararı MGK Kıbrıs Kandil propaganda Adli Tıp Kurumu tarikat Murat Bardakçı Gölcük Silivri Emniyet Genel Müdürlüğü Başbakanlık İşçi Partisi Milli Savunma Bakanlığı Taraf gazetesi Kadıköy Hizbullah Hurşit Tolon İlker Başbuğ İbrahim Şahin İstanbul Barosu iddianame CMK Doğu Perinçek uluslararası medya Hasan Ataman Yıldırım Avrupa Birliği Yozgat terörle mücadele Levent Göktaş GATA Yunan Orta Doğu irticai faaliyet Cumhuriyet savcısı cemaat Muzaffer Tekin harekat silahlanma ehliyetsiz İlhan Selçuk Tuncay laiklik yasama yürütme hakim kara kuvvetleri Çağlayan Mustafa Levent Göktaş uydu komutan haberleşme darbe planı strateji ANCA yazılım Harem terör örgütü kapatma davası TCK Fatma Cengiz Deniz Kuvvetleri Afyonkarahisar benzerlik Mustafa Balbay Özden Örnek Fatih Altaylı Eşref Uğur Yiğit Cumhuriyet Çalışma Grubu Türkiye Cumhuriyeti Poyrazköy Cumhuriyet mitingleri Yüce Divan sıkıyönetim DYP gizli tanık güvenlik yüzde terör eylem üniversite eğitim Diyanet ezan hoparlör suç denetim uyarı yasal tehlike Kara Kuvvetleri Komutanı teklif gösteri bakıcı nüfus soruşturma siyaset ihmal Türk Silahlı Kuvvetleri Hava Kuvvetleri kredi mühimmat mahkeme Ak Parti yasak suçlama General barış basın takım askeri savcı sunucu ilişki yıldırım toplantı oruç darbe DİSK Erzincan memur cinayet İslam Deniz Feneri banka yaralama Türkçe bilgisayar Deniz Kuvvetleri Komutanlığı karargah Türk Ceza Kanunu internet Adli Tıp Kesinlikle Haziran Parti Internet Sitesi Konferans
YORUMLAR

Bu haberle ilgili hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yazan siz olun