Türkiye'nin eksenini kaydırmak kolay değil!

Pazartesi, 21 Haziran 2010 - 05:00

Türk dış politikası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren batı eksenli bir zeminde yürüyor. Kurtuluş Savaşı’nın emperyalist ülkeler ve onların taşeronu Yunanistan’a karşı yapılmasına ve Lozan’da yapılan dişe diş mücadeleye rağmen Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar, Menderes, Demirel ve diğer liderler döneminde yüzümüz hep batıya dönük oldu. 2. Dünya savaşı sonrası NATO’ya katılmamız ve askeri sistemimizi ABD ve Avrupa teknolojileri üzerine kurmamız sonucu batı bloğundan ayrılmamız iyicene zorlaştı.

1960 sonrası dönemde de bu ilişkiler gelişerek devam etti. Savaş uçakları, tanklar, zırhlı araçlar, denizaltılar, savaş gemileri, füzeler, ağır ve hafif silahlar hep batı ülkelerinden geldi. Elektronik ve bilgi işlem teknolojilerinin gelişmesi batıyla ve bu arada İsrail’le olan işbirliğimizi daha da arttırdı.

***

Dünyanın en karışık bölgesi Ortadoğu’ya komşu Türkiye’nin öncelikleri neler olmalı. İç ve dış politikada Türkiye’nin önceliklerini sıralarsak:

- Asker-sivil vatandaşlarının can güvenliği, şehit kanlarının durması.

- Sınırlarımızın ve ulusal bütünlüğümüzün korunması.

- Yurtta sulh cihanda sulh felsefesinin devamı.

- Türk halkının ekonomik ve sosyal refah seviyesinin arttırılması.

- Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olarak ekonomik ve siyasi konularda sözü dinlenen bir ülke konumuna gelmesi.

Ancak Türkiye’nin bugün en önemli sorunu PKK terör belasından kurtulması ve Güneydoğu’da barış ortamının oluşmasıdır.

AKP hükümetinin özellikle son dönemde uyguladığı komşularla sorunsuz dış politika Türkiye için olumlu bir adımdı. Dünyadaki ekonomik kriz döneminde aldığı ekonomik tedbirler ve kriz yönetimi doğruydu.

Ancak Rusya ve İran’la yapılan anlaşmalar, AB ve ABD’nin çıkarlarıyla çatışan sonuçlar doğurabilecek nitelikteydi. Eksen kaymasında bardağı taşıran son damla ise Türkiye, Suriye, Lübnan ve Ürdün’le vizelerin kaldırılması ile başlayan ve ileri dönemde askeri işbirliği anlaşmalarına da gidebilecek, İsrail’i üç taraftan kuşatma projesi oldu.

Gazze’ye insani yardım sloganıyla başlayan Mavi Marmara trajedisi bu sürecin hep devamı. Türkiye’nin gündeminde Filistin’e insani yardım olmalıdır. Ancak Kudüs’ün İsrail işgalinde kurtarılması Türkiye’nin sorunu değildir. Mavi Marmara gemisinde kaybettiğimiz vatandaşlarımızın kanları yerde dururken Hamas’ın yardım denetleme merkezi olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimini önermesi Hamas için bazı risklere girmenin ne kadar anlamsız olduğunu zaten gösteriyor.

Hakkari de bir gün içinde 11 şehit verdik. Başbakanımız “Aziz milletim PKK’ nın kimin taşeronu olduğunu biliyor” diyor.

Milliyet’ten Mehmet Tezkan’ın sorduğu gibi PKK’nın arkasındaki gizli güç açıklanmalı ve Türk milleti dostunu düşmanını bilmeli.

.Doğru.

Hakkari’de sorulması gereken soru, ABD istihbaratının kontrolünde olan bir bölgede 250-300 kişilik bir terörist grubun elini kolunu sallayarak askeri karakolumuza saldırmasında bir istihbarat zaafı yok mu!

***

Akılcı olan Türkiye’nin güvenliğini zaafa uğratacak bir eksen değiştirme lüksü olmadığıdır. Teröre karşı ABD savaş uçağı, helikopteri, füzesi, Alman tankı kullanmamız gerekiyorsa ve bu silahların modernizasyonunu İsrail’e yaptırıyorsak nasıl bağımsız bir dış politika uygulayacağız merak ediyoruz. Kıbrıs savaşı sonrası ambargolu geçen yılları unutmayalım.

Dış politikada atılan her adıma karşı bir reaksiyon olacağını bilmek gerekiyor. Çıkarlarına dokunduğumuz diğer ülkelerde elleri kolları bağlı oturmuyor. Dış politikada ülkelerin duygusal davranma lüksü de yok. Amaç Türkiye’nin ve Türk halkının çıkarları ne gerekiyorsa onu yapmak.

Yandex.Metrica