Türkiye'nin itirazları tepki aldı ancak...

a
a
Salı, 23 Kasım 2010 - 05:00

Türkiye bu projeyi birkaç açıdan rahatsızlıkla karşıladı. Uzun süre direndi, birçok sakınca ortaya koydu. Washington’da ve NATO çevrelerinde tüyleri diken diken eden ve “bardağı taşıracak son damla” diye nitelendirilen bir tutum takındı. Bunun bir bölümü iç politika, diğer bölümü de haklı bazı kaygılardan kaynaklandı.

Gül itirazı kaldırdı...

Türkiye’nin bu sisteme itirazının bir bölümü iç politika kaynaklıydı. Seçim arifesinde muhalefetin AK Parti’yi “Sözünde duramadı. İran-Suriye ve Rusya’ya güvenceler verdi. Bölgenin lideri gibi göründü, efelendi. Ama sonunda ABD’ye boyun eğdi” diye suçlamasından çekinildiği için ayak süründü. Seçim sonrasına bırakılması tercih edilirken, işin Lizbon’da bağlanması rahatsızlık yarattı. Bu projeye diğer bir itiraz da, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan geldi. Sisteme Türkiye’nin katılmasının, bölgede kurulmaya çalışılan dengeleri bozacağını söyleyen ve konuya ideolojik yaklaştığı izlenimini veren Dışişleri Bakanı’nın itirazları büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Gül’ün ısrarı sayesinde aşılabildi.

[[HAFTAYA]]

Yine İran’ı kolluyor...

Türkiye, bu sistem onlara karşı yapılmış olmasına rağmen, özel ilişkiler geliştirdiği İran veya Suriye’nin açıkça adlarıyla anılmamasını istedi. Bu konuda ısrarı hem Washington’da hem de diğer NATO başkentlerinde Türkiye’nin yine ABD’nin baş düşmanı sayılan İran’ı kolladığı eleştirileriyle karşılandı ve büyük alerji yarattı, ancak sonunda bu itiraz da kabul edildi.

Güneydoğu’ya füze...

En önemli ve haklı gerekçelere bağlanan asıl itirazı, projenin Türk topraklarının tümünü kapsamaması ve Güneydoğu’nun bir bölümünün korunma dışında kalmasıydı. Bu konuda da Ankara, Güneydoğu’ya Patriot ve Thaad füzeleri konularak tatmin edildi.

İsrail sorunu...

Türkiye, füzeleri harekete geçirecek olan düğmede İsrail’deki radarların etkili olmasını istemiyor. İsrail’in sistem dışı bırakılmasında ısrarlı. Bu konu ilerideki çalışmalara bırakıldı.

Risk alıyorum para vermem...

Sonuncu sorun projenin maliyeti konusunda çıktı. Ankara, büyük harcamalar gerektirecek olan bu sistemle risk aldığını, zira radarın hedef olacağını ayrıca bu sistemin bölgeyi kapsaması için konacak olan ek Patriot ve Thaad füzeleriyle ilgili faturanın da ekleneceğini belirterek harcanacak paranın büyük bölümünün ABD tarafından karşılanmasını istiyor. Bu konuda henüz kesin bir sonuç alınmadı. İlerde bir çözüm bulunabileceği belirtiliyor.

Ankara uçurumun kenarında durdu...

Türk kamuoyu pek farkına varmadı ancak ABD ve NATO ile ilişkiler açısından Ankara geçen hafta sonu Lizbon doruğunda kelimenin tam anlamıyla uçurumun kenarında durdu. İsteklerinin tümü kabul edilmemesine rağmen, tutumunu değiştirmesi sayesinde uçuruma düşmekten kurtuldu. Önceki yaklaşımını sürdürseydi uçuruma düşmesi işten bile değildi. Bu sonucu başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ısrarı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın onayı sağladı. Ancak yine de her şey bitmiş değil. AK Parti iktidarı, önümüzdeki çalışma döneminde itirazlarını tekrarlarsa, yine kıyametlerin kopacağını bilmemizde yarar var.

Ankara’nın ortaya attığı itirazlar ve genel tutumu, Washington ve diğer bazı NATO başkentlerinde ipleri öylesine germişti ki, NATO tarihinin en önemli doruğu olarak nitelenen bu toplantıdaki olası bir Türk vetosu, Türk-ABD ilişkilerinde büyük bir kriz başlatabilecekti.

Ankara durmasını bildi.

Bu tutumuyla -şimdilik- şu pratik sonuçları elde etti:

- Türk-Amerikan ilişkileri, şimdiye kadar görülmemiş bir krizden kurtarıldı. İlişkilerdeki gerilimin patlama noktasına gelmesi ertelendi.

- ABD Kongresi’ndeki olumsuz havanın artması engellendi hatta Türkiye’nin beklediği büyük silah alım paketinin onaylanması ümidi dahi doğdu.

- Türkiye’nin elindeki füze sistemleri de, NATO şemsiyesi altına sokulabilecek.

- Eskişehir ve İzmir’deki NATO karargahları kaldırılacaktı, şimdi aksine daha da genişletilecek.

GÜNEYDOĞU DIŞARIDA KALACAKTI...

NATO projesi, üye ülkeleri olası bir balistik (atmosfere çıkıp uzun menzile giderek hedefini vurabilen füze cinsi) ve kısa-orta-uzun menzilli füze saldırılarına karşı korumayı amaçlıyor. NATO ülkelerini vurabilecek -düşman olarak nitelenen- 30 ülke ve terör örgütü sayılıyor. Bu sistem şöyle işleyecek: Belirli yerlere radarlar yerleştirilecek. Olası bir saldırı durumunda bu radarlar füzeyi gördüğü anda, Akdeniz başta olmak üzere, NATO gemilerinde konumlandırılmış anti-balistik füzelere komut verecek ve düşman füze havadayken patlatılıp etkisizleştirilecek. Türkiye’nin sorunu vardı... Türkiye açısından en önemli sorun sistemin, ülkenin topraklarının tümünü kapsayamamasıydı. Nedeni de, Güneydoğu’ya yerleştirilecek radarın teknik nedenlerle, bölgenin tümünü güvence altına alamaması. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir bölümünün koruma dışı kalması. Oysa İran ve Suriye başta olmak üzere, dünyada 30 ülkede kısa-orta menzilli füze var. İşte bunlara karşı korunma için ABD haritadaki (yaklaşık olarak) çizgili bölgeye Patriot ve THAAD füzeleri yerleştirecek.

YARIN: ABD’de Erdoğan ve Davutoğlu kazanı kaynıyor

Washington’da çalmadığım kapı, konuşmadığım ilgili kalmadı. Kapalı kapılar arkasında değil, artık kapıyı açıp bağırarak söylenen sözleri duydukça içim kabardı. 40 yıldır ABD-Türkiye ilişkilerini izlerim, 1974’teki ambargo dönemi dahil, böyle şeyler duymadım. “Kırk katır mı, kırk satır mı” örneğindeki gibi, her binada farklı kazanlar kaynatılıyor. Hele birkaçı var ki, gelecek açısından son derece kaygı vericiydi. İlişkiler böyle giderse, herkese çok ağır faturalar çıkacak gibi görünüyor. Bakın, Türkiye için kim ne diyor?