TÜSİAD'ın adı bir an önce değişmeli

Salı, 26 Ocak 2010 - 05:00

Ümit Boyner’in başkanlığa seçildiği Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD} son genel kurulunda, işadamı İbrahim Bodur’un bir önerisi dikkatimi çekti. ‘Hanımlar bu işi götürüyor. Madem böyle, TÜSİAD’ı TÜSİHAD yapalım” demiş.

Bodur, özünde önerisinde haklı... Ancak, TÜSİAD’ı, TÜSİHAD (Türk Sanayici, İş Hanımları ve Adamları Derneği) yapmak pek kolay ve anlamlı görünmüyor.

Benim önerim, TÜSİAD’ı koruyarak, derneğin adını değiştirmek... Önce derneğin adına bakalım: Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği... Burada küçük bir değişiklik yapmak ve başkanlığını kadının yaptığı derneğe, üyelerinin bir bölümünün temsilini katmak mümkün... TÜSİAD kısa adı kalmak üzere derneğin yeni adı Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği olur ve Ümit Boyner de daha büyük bir kadın desteği ile yoluna devam eder.

67 kadın üye varken!

Biz bu değişikliği Ekonomist’in ‘Ekonomide Yılın Adamları’ ödülünde gerçekleştirmiştik. Bir zaman sonra baktık ki ödülü alanlar arasında kadınlar da var. Töreni yapıyoruz, iş kadını kürsüye geliyor, arka planda ‘adamlar’ yazan bir platformda, ödülünü alıyor. Hemen ödülün adını ‘Yılın İş İnsanları’ olarak değiştirdik. Kadınlardan büyük destek aldık. Ancak, değişiklik sonrası ödül töreninde, protokol masasındaki sohbette, erkek ağırlıklı konuklar, ‘iş insanı’ tanımını pek beğenmemişlerdi. ‘Gelecek yıl değiştirin’ diyenler olmuştu. Ancak, biz ısrar ettik ve ‘iş insanları’ tanımı oturdu.

TÜSİAD da bence bu yolu izlemeli... İlk kurulduğunda ve sonraki yıllar kadın üyesi olmayan bir kuruluştan, 67 kadın üyeye ulaşılmış. Üstelik başkanı da kadın olmuş... Böyle bir kuruluşa, kadını dışarıda bırakan, bir isim yakışır mı? Bence yakışmaz. Ümit Hanım ve ekibin ilk işi bu olmalı...

Sahibinin itibarı yüksek KOBİ’ye kolay kredi dönemi

Global krizin dünyayı, dolayısıyla Türkiye’yi de sarstığı dönemde KOBİ’ler (küçük ve orta boy işletme) ciddi sıkıntı çektiler... İşleri iyi gittiği, müşterileri olduğu halde kredileri kesilenlerden bazıları batma noktasına geldiler.

Bazı bankalar yasa gereği, bazıları da aşırı temkin nedeniyle bir yandan kredileri geri çağırdılar, diğer yandan da yeni kredi açmadılar.

Bunun sonuçları rakamlara da yansıdı. 2008 yılının ilk 9 ayında yüzde 24.4 olan KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı, 2009 yılının aynı döneminde yüzde 21.8’e geriledi. Diğer kredi türleri büyürken, KOBİ kredileri bu dönemde yüzde 10 oranında küçüldü.

Küçükler yeniden hatırlanıyor

Geçen yılı KOBİ’lerden uzak geçiren bankalar, özellikle bazıları şimdi KOBİ’lere yakın olmaya çalışıyorlar. Konuştuğum bazı bankalar, yeni bir strateji geliştirmişler. Bununla birlikte daha hızlı ve kolay kredi vermeyi, KOBİ’leri diğer şirketlerden farklı kriterlere göre değerlendirmeyi planlıyorlar.

Buna göre, bankalar, KOBİ’leri, diğer şirketlerde olduğu gibi ‘mali tablolara’ göre değil, ‘ortaklarının kredibilitesini’ dikkate alarak analiz edecekler. Burada ise şu kriterler etkili olacak: ‘Sahibinin iş hayatındaki geçmişi, sektördeki deneyimi ve ödeme geçmişi.’ Bankalar, bu veriler ışığında bir ‘sahiplik karnesi’ (ScoreCard) oluşturacaklar. Buna göre de kredilerini verecek ya da vermeyecekler.

En iyi risk ölçer sahibin itibarı

Finansbank, bu stratejiyi yakın zamanda devreye sokmuş. İlk olarak 0-2 milyon TL arasındaki şirketler için başlamış ve yararını da görmüşler. Şimdi sıra daha büyük şirketlerde... KOBİ bankacılığından sorumlu yönetici Özhan Örge, ‘Küçükler için yaptığımız uygulamayı, 10 milyon TL’ye kadar olanlar için de hayata geçirmeye hazırlanıyoruz’ diyor.

Burada akla şu soru gelebilir: ‘Sahibinin kredibilitesine göre kredi vermek ne kadar güvenli?’

O sorunun yanıtı da yine Örge’den geliyor: ‘Finansal verilere dayalı analiz ile sahibin kredibilitesine dayalı olanı karşılaştırdık. Sahibe dayalı olanın sonuçları daha önemli çıktı’ diyorlar.

Sonunda bankalar iyi bir yöntem bulmuşlar. Çünkü, gerçekten de sadece mali tablolara bakıp, Türkiye’de KOBİ’lere kredi açmak anlamsız kalabiliyor. Bazı durumlarda, işin sahibi, rakamlardan daha anlamlı olabiliyor.