'TV'de göbeği içime çekiyorum'

Son albümü 'Arabesque' ile satış rekoru kıran Işın Karaca kariyerinden özel hayatına kadar bir çok konuda açıklama yaparken 'Televizyonda göbeğimi içime çekiyorum' gibi samimi iriraflarda bulunmayı da ihmal etmedi

Pazartesi, 17 Mayıs 2010 - 11:50

'TV'de göbeği içime çekiyorum'

‘Arabesque Geçmiş, Geçmemiş Hiç’ albümünde hangi şarkılar var?

‘Dert Bende Derman Sende’, ‘Tanrım Beni Baştan Yarat’, ‘Mavi Mavi’, ‘Ben Sevdalı Sen Belalı’, ‘Dilektaşı’, ‘Hor Görme Garibi’, ‘Diyemedim’, ‘Kim bilir’, ‘Yalan’ ve ‘Beddua’. On şarkı var, onunun da filmi var!

İlgiden memnun musunuz?

Tabii ki memnunum. Çok konuşuldu, çok eleştiri aldı ama şu bir gerçek ki geçmiş hiç geçmemiş! İnsanların bu şarkılara sahip çıkmasının tek sebebi de budur. Müzik sektörünün dibe doğru gittiği bir anda albüme olan ilgi beni sevindirdi.

Eleştiriler rahatsız etti mi?

Yapıcı eleştiriye her zaman açığım ama hakaret boyutundaki eleştirileri kabul etmiyorum. Satılan bir albümü baltalamak bu sektörü öldürmeye sebeptir. Beğenmeyebilirsiniz ama kişisel hakaret olmamalı. Kelimelerin efendiliğini yapıp belden aşağı vurmaya çalışanlar tabii ki oluyor! 

“Çok fazla bağırıyor” diye eleştirenlerde olmuş.

Bağırmak ne demek? Ne yapayım, fısıldayarak şarkı mı söyleyeyim? Beş oktav ses var, kullanıyorum! Ben müzisyenim, caz da söylerim, popta, arabeskte. Müzisyen özgür bırakılmalı, sınırlandırırsanız müzisyenlikten çıkar. Ve o zaman ticarete girer!

Sizden sonra, Göksel, İzel ve Şeval Sam da arabesk şarkılara yöneldi. Eskiye dönüş mü var?

Bizim müziğimiz, ciddi bir yelpaze barındırıyor. Ama hızlı tüketimden kaynaklanan bir yok oluşumuzda var! Haliyle insanlar eski değerlerine bir anda sahip çıkmaya çalışıyorlar.

Klasikleşmiş şarkıları, yeniden yorumlamak riskli mi?

Tabii, çok bıçak sırtı projeler.

Rezil olmak var değil mi?

‘Rezil olmak’ demeyelim ama beğenilmeme olabilirdi. Bence doğu ve batı sentezi oluşturduğumuz için arabesk bu kadar sevildi.

Orhan Gencebay, Gülden Karaböcek, Selami Şahin gibi duayenlerin eserlerini okudunuz. Bu şarkıları yeni kıldığınıza inanıyor musunuz?

Klasikleşmiş eserleri, farklı bir düzenleme ile yeni kıldık. Her bir notasına saygı göstererek çalıştık. Ben batı gırtlağıyım sonuçta. Onlar da şarkıların öne çıkacağını biliyorlardı verirken. Haliyle bunları taşımak hem bir onur, hem de bir yük! Ben bu şarkıları ömrümün sonuna kadar taşıyacağım.

Yük derken?

Kötü bir yük değil, orijinaline sadık kalarak ne eskiye ihanet edebilirim, ne de çok fazla yeni ekleyebilirim. Onun için hep bıçak sırtı diyorum ya!

Devamı olacak mı? Bu proje, Akın’ın komşusunun Cihangir’de ‘Mavi Mavi’ şarkısını çalmasından kaynaklandı. 80 şarkıdan, 10’a indirdik. Her şarkımın radyoda istek alması sevindirici. Haliyle ikincisi de gelecektir. “Üç, dört, beş” diyorum ben, gülüyorlar.

Işın Karaca ‘yeni arabesk kraliçesi’ diye anılabilir mi?

Her şey olabilir. 

 “Arabesk dinlemem diyen herkes gizli gizli dinliyormuş” demişsiniz.

Evet, doğru. Çok güldüm. Bir arkadaşım “Albümünü aldım, bangır bangır arabada dinliyorum” dedi. Normal şartlarda caz, rock müzik dinleyen insanlar bunlar. O gün “Herkes bir gün arabeskçi olacak” dedim. Eskiye, aşkın aşk olduğu zamanlara özlem var.

Bu albümün özelliği nedir?

Biz bu albümü baştan sona akustik kaydettik. Canlı performans kaydı oldu. Bana göre bir albüm yapılacaksa o kemanın nefesini duymam gerekiyor, davulun nefesi, her şeyin bir nefesi vardır. Bu albümde çok iyi müzisyenler bir araya geldi.

‘Dilek Taşı’ pop olmuş.

Pop ama arabesk tınıyı taşıyor, enstrümanları ve alttaki ritimleri ile.

Fotoğrafları kim çekti?

Erkek arkadaşım Sedat Doğan çekti. Maldivler’e, 15 gün için reklâm çekimine gitmiştik, orada çektik. Gitmişken ‘Mavi Mavi’ye de klip çekelim dedik, çünkü mavinin doyumsuzluğu var orada.

Yeni klip hangi şarkıya gelecek?

‘Dert Bende Derman Sende’ ile çıktık. Şimdi ‘Mavi Mavi’de sıra ama patron ‘Hor Görme Garibi’ şarkısına hasta. Sedat’la biz, yedi sekiz şarkıya klip çekeriz diyoruz.

Besteciler genelde ‘tırlak’ olurlar, sizde de var mı?

Kafada hafif bir yarık var tabi!

Var yani?

Var, var. Normal değilim yani. Asla kendimi normal statüsüne koymam mümkün değil! Çok uçlardayım. Aşkı ve ihtirası sonuna kadar yaşarım. Duygusallığı sonuna kadar yaşarım. Eski Türk filmleri tam ben yani.

Sanatçılarda buna sık rastlıyoruz.

Başka türlü yaşarsan üretemezsin, ifade edemezsin. Bir taraftan da son derece evcimenimdir. Evde yemeğimi ben pişiririm. Evin temizliğiyle ilgilenirim. Oğlumun dersleriyle ilgilenirim. Bir tarafım o kadar dengelidir. Bu dengeyi tutturmak çok zordur. Şahane bir ekibim var, zaman içerisinde hayatımı kolaylaştırdıkları için daha rahatım.

Çok fazla doğalsınız, bunun olumsuz taraflarını görüyor musunuz?

Evde neysem o. Ama TV’de göbeği içeri çekmek gerekiyor. Samimiyet kurulduktan sonra unutuyorsun. İnsanlar bu yüzden seviyor.

Kaç kilo verdiniz toplam?

Hiç tartmıyorum ki. (Menajeri Emre’ye soruyorum, 25, 30 kilo verdi diyor) Tanrı isteseydi, hepimizi 90- 60- 90, sarışın, mavi gözlü yapardı. Hepimiz prototip gibi dolaşırdık ortalarda.

Diyet yaptınız mı peki? Sağlıklı yaşamaya çok özen gösterdim. Bir de şehir merkezine taşındık. Bir yere gitmek istiyorsam, sürekli metro, metrobüs kullanıyorum!

Tanıyanlardan rahatsız oluyor musunuz?

Eğer ki bu yolu seçmişsek hayatta, ya da onlar bizi seçmişse bu görevi yapmaya, sevginin her halinden şeref duyarım. Metroda oturuyorum, yanıma geliyor; “Fotoğraf çekinebilir miyiz Işın abla” diyorlar. Tren beklerken de oluyor. Mesela Eskişehir’e hayatta, arabayla gitmem, tren yolculuğuna hastayım çünkü.

Başka bilmediğimiz bir yönünüz var mı?

Uyandığımda sabah ilk 45 dakika benimle kimsenin konuşmaması gerektiğini yeni öğrenenler var! Tiroit hastası olduğum için sabah kalktığımda ilk 45 dakika kronik bir sinirim vardır benim. O anda kimseyle konuşmuyorum, haplarımı yutuyorum, gazetemi okuyorum geçiyor. Sonra dünyanın en şerbet insanı oluyorum.

Röportaj: Olcay Ünal Sert- Milliyet

5