Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Twitter çılgınlığı

Pazar, 04 Temmuz 2010 - 05:00

Aslında bu yazıya “yatak odası itirafları” başlığı atsam daha çok okuyacaktınız eminim! Üstelik yalan da olmazdı, çünkü yatak odamda yazıyorum! Sosyal paylaşım sitelerine baştan beri soğuk baktım. Benim Türkiye’nin en çok satan gazetesinde köşem var, web sitem var, üstelik “izlenimci” bir yazarım. Başka yere ne gerek var? Facebook’ta yokum. Twitter’da da yoktum, ta ki kağıttan çok ekrana ve tuşa takılan okurlarım, “tv programlarınızı haber alamıyoruz, izlemek istiyoruz, bir twet atarsınız öğreniriz” diyene kadar. Kimseden destek almadan zar zor bir tweet hesabı açtım. Fotoğrafımı koydum. Aa, birkaç dakika sonra biri beni izlemeye başladı! Ayıp olmasın diye hemen bir tweet yazıp bekledim. Birkaç kişi daha katıldı. Ben kimi izleyeceğim? İsa gibi listeme ilk müritlerimi koydum hemen. Sonra izlemek istediğim birkaç arkadaşımı. Ohoo, baktım ki muhabbet müthiş. Hele “artık sadece yaşlılar e-mail atıyor, herkes tweetleşiyor” lafını duyduğumdan beri cırt pırt tweet durumları. Tabii öğrenilecek numara çok. Geçen gün “notayyip” eylemi yapıldı, ben nasıl yapılacağını öğrenene kadar bitti! Dün de ff yapıyorlardı, onu da beceremedim. Onlar beni tanıyor ama ben çoğunu hiç tanımıyorum, muhabbetleri sararsa izlemeye devam ediyorum, yoksa listemden çkarıyorum. Eskilerin binlerce izleyeni, yüzlerce izlediği var! Kimi tiryakiler hiç durmadan yazıyor. Kimisi sessiz, sadece izliyor. Ne mi yazıyoruz? Bazıları nereye gittiklerini, ne yaptıklarını, kimi gördüklerini. Bazıları şiir, özlü sözler, yorumlar. Birbiriyle haberleşmeler, akıl vermeler. G.Afrika’ya gideceğim diyorum, “Aman gece soğuk oluyor, montunu koy” diyorlar. Bir tür bizim mahalle! Ne kadar sürer? Yeni bir çılgınlık çıkana kadar. Şimdilerde cep telefonundan tuşlayıp duran birini görürseniz bilin ki tweet atıyor!

MARTI MUHABBETİ

Martı dediğin bir deniz kuşu. Ama İstanbul’da sokak kedisi gibi oldular. Evin önündeki alçak damda organik çöp eğitici olarak kullanıyorum onları. Artıkları bir torbaya koyup atıyorum, cak cak cak, anında bitiriyorlar. Acıkınca gözlerini pencereye dikip bekliyorlar. Çınar Oteli’nin martısı Tahir ise müşteriden rahat. Terasta masaların arasında dolaşıyor, karnını doyuruyor, gece havuza girip yıkanıyor, (deniz hemen yanı başında ama o otelde kalıyor ya!) bir kremini sürüp şezlongta yatmadığı kalıyor! Martı operasyonu ise başlı başına roman. Yan apartmandan komşum, Ferhat Hoca, (camimizin imamı) beni arayıp, “apartman boşluğuna iki martı girmiş, çıkamıyorlar, günahtır, kurtaralım” dediğinde önce yaralılar, uçamıyorlar sandım. Sonra bir pilot arkadaşımı arayıp kuşların da uçmak için piste ihtiyaçları olduğunu öğrendim, helikopter mi bunlar, 6 kat dikine havalansın. Twetter ahalisinden martıları kurtarmak için parlak fikir sordum. Biri AKUT’u ara dedi, biri İtfaiye’yi. Hakan_112, “eldiven ve gözlükle tutup çıkaralım”, diyor! Ben de “hayrola denize mi dalıyorsun, palet de ister misin” diye takılıyorum. Onu kaynakçı gözlüğü ve iş eldivenleriyle martı kovalarken hayal edip gülüyorum. Ben terastan kova sarkıtıp yukarı çekelim, ama kovaya girmeleri için içine balık koyalım fikrindeyim. Merdiven koysak, bu sefer tırmansınlar diye basamaklara balık koymak lazım! Ahmet Hakan, ısrarla “Sen imamı dinle” diyor. İyi de imam öneri getirmiyor ki! Şelale Kadak, “ölecekler, noolur itfaiye çağır” diye ağlamada. Sonunda itfaiyeyi arıyorum. “Biz belinden iple aşağı birini sarkıtıp martıları çekeriz” diyor telefondaki ses.

İtfaiye ekibi geliyor

Niye yukarıdan adam sarkıtıyorsunuz ki ben zaten martıların yanındayım diyorum! Cevap, “E o zaman siz niye tutup çıkarmıyorsunuz?” Martıdan bahsediyoruz, civcivden değil. Eksik olmasınlar, 15 dakika sonra siren çalarak koca bir itfaiye arabasıyla kapının önünde duruyor, beş kişi birden geliyorlar! Trafiği kesmişiz, ben cep telefonumla telsizli memur gibiyim! Daha ben içeri girmeden önden giden itfaiye memuru elinde martıyla çıkıyor! Meğer fileleri varmış, atmış tutmuş! Öteki salak, uçamadığı yeri can havliyle uçmuş, 3. kat civarında pencereye tutunmuş. Onu yakalamak mümkün değil. Kaderine küssün, bir de yalnız kaldı. Arkadaşlara teşekkür edip hemen gidip twetter ahalisine operasyonun başarısını aktarıyorum. “İmamı da çağırdım ama ikindiye gitmişti gelemedi” demeyi unutmuyorum! Bir de karga saldırısından ceviz bombardımanıyla martı kurtarma operasyonum var, onu da sonra anlatırım.