Üç büyük dinin kutsal şehri KUDÜS

Seyahatimden bir gece önce yatarken, heyecandan uyuyamayacağımı biliyordum, çünkü bu yolculuğumun diğerlerinden çok farklı olacağından emindim. Yanılmamışım...

Üç büyük dinin kutsal şehri KUDÜS

Yazı ve fotoğraflar: Esra BAYHAN

Geçmişten günümüze yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan, tüm bildiklerinizi baştan sorgulamanıza neden olan, hayatınızın her ayrıntısını tekrar gözden geçirmeniz için sizi zorlayan bir yer Kudüs. Sadece Ortadoğu’nun değil, üç büyük dinin kutsal kabul ettiği tek şehir... Bir kez gidin, bu şehirle ilgili söylenen her şeyin ne kadar eksik kaldığını görün...

İstanbul’dan uçakla Tel Aviv, oradaki havaalanından da 45 dakikalık mesafedeki kutsal şehir Kudüs... Otelim, Zeytin Tepesi’nde... Burası, kutsal mekanların toplandığı Eski Kent’i görmek için en ideal nokta. Tepede 150 bin Musevi mezarı var. Onlar için bu tepede gömülü olmanın değeri paha biçilmez, çünkü kıyamet gününde Mesih’in Zeytin Tepesi üzerinden Kudüs’e ineceğine inanıyorlar. İlk durağım, Eski Kent. İlk yerleşimin altı bin yıl önce başladığı sanılan Eski Kent surlarla çevrili. Surlar, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamamen yenilenmiş. Bu nedenle, surların doğuda kalan kısmı, Sultan Süleyman Surları diye geçiyor. Surların bitişiğinde 400 yıllık bir Osmanlı mezarlığı...



Zeytin Tepesi’nden Eski Kent’e bakış...

Önce Harem-i Şerif’in doğu duvarı boyunca uzanan Yusufiye Mezarlığı’nı geziyor, ardından Aslan Kapısı’ndan Eski Kent’e giriyorum... Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevilik ve Ermeni çeyreği olmak üzere dört bölüme ayrılmış Eski Kent. Camiler, kiliseler, sinagoglar iç içe. Ezan, çan ve Ağlama Duvarı’ndan gelen sesleri aynı anda duymak Kudüs’te sıradan. Eski Kent’te 220 dini mekan var. Turuma, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa ve Muallak Taşı üzerine inşa edilmiş Kubbetü-s Sahra’nın olduğu Harem-i Şerif ile başlıyorum. Harem-i Şerif şu anda El-Aksa Vakfı’nın kontrolünde ama kapısında İsrail askerleri nöbet tutuyor. Girerken kimlik kontrolü yapılıyor, Müslüman olmayanların girmesi yasak. Daha önce, bir çok insanın ölümüne yol açan provokatif olaylar yaşanmış da.

Peygamberimiz taşa bastı ve...

Harem-i Şerif tüm dünyadaki Müslümanlar için son derece önemli. Çünkü Müslümanların ilk kıblesi ve karşısında ‘Miraç’ın gerçekleştiği yer olan Kubbetü-s Sahra var. Hz. Muhammed, Receb ayının 27. gecesinde Burak peygamberimizin bineği) ile Mescid-i Harâm’dan alınarak Mescid-i Aksa’ya getirilir. Mescid-i Aksa’da kıldığı namazın ardından bir taşın üstüne gelir, yükselmeye başlar. Taşın da kendisiyle yükseldiğini fark edince ona “Dur” der. Taş havada bir süre asılı kalır. Bu nedenle ‘Muallak Taşı’ olarak anılır. Taş yere düşer, Emevi Halifesi Abdülmelik devrinde çevresine altın kubbeli cami Kubbetü-s Sahra inşa edilir. Caminin dışı, Osmanlı çinisi. İkinci Abdülhamid’in başlattığı bir gelenek de hala sürüyor: Kubbetü-s Sahra’nın halıları Türkiye’den gönderiliyor. Muallak Taşı, Museviler için de kutsal. Çünkü taşın havada kalışını kıyamet ile ilişkilendiriyorlar. Museviler açısından Süleyman Mabedi’nin anlamı da çok büyük. Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mabedin günümüze kalan tek kısmı, Musevilerin dua ettiği yer. Müslümanların namaz kıldığı duvarın öteki tarafı... İlginç, değil mi? ‘Ağlama Duvarı’nın adı aslında Batı Duvarı. Kadın ve erkekler ayrı bölümlerde, bir yandan Tevrat okuyup diğer yandan pişmanlık duydukları her şey adına ağladıkları için ‘Ağlama Duvarı’ deniyor. Gelenler, dualarını kağıda yazıp duvara sıkıştırıyorlar. Kısa süre sonra toplanan bu kağıtlar kıyametin kopacağına inanılan Zeytin Tepesi’ne gömülüyor.



Kıyamet Kilisesi turist akınına uğruyor.




Bir yanda kilise yanıbaşında cami

Şimdiki durağım, 200 metre ötedeki Kıyamet Kilisesi. Yolumun üstünde ayine çıkmış bir grup Hıristiyan... En öndekinin elinde büyükçe bir haç... Grup, farklı noktalarda durup dua ediyor... Meğer bu ‘Çile Yolu Ayini’ imiş. Hıristiyanlara göre haç taşıtılan Hz. İsa tüm bu yol boyunca yürütülmüş ve Kıyamet Kilisesi’nin olduğu yerde çarmıha gerilmiş. Hz. İsa’nın çarmıhı taşırken düştüğü veya ayağının takıldığı yerlere, sonradan kiliseler yapılmış. Hıristiyanlar bu kiliseleri tek tek ziyaret ederek o anı yaşamaya, yaşatmaya çalışıyorlar. Taşıdıkları haçı da Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği nokta olduğuna inanılan Kıyamet Kilisesi’ne bırakıyorlar. Kıyamet Kilisesi, farklı mezheplere ait Hıristiyan cemaatleri arasında bölüştürülmüş. Her cemaat, kilisenin bir bölümünden sorumlu ve kendisine emanet edilen kutsal mekanı koruyucusu. Ama Kıyamet Kilisesi’nin anahtarı, çıkması muhtemel sorunları önlemek için, 800 yıldır bekçilik yapan Müslüman ailede bulunuyor. Büyük kapıyı hâlâ onlar açıp kapatıyor. Ve kilisesin karşısındaki Hz. Ömer Camii. Farklı dinlere saygının ve hoşgörünün en güzel örneği. Rivayet olunur ki namaz vakti gelince Hz. Ömer’e, kiliseye girmesi söylenir. Hz. Ömer, kilisenin zamanla camiye çevrilebileceğini, bunun da insanların inancına saygısızlık olacağını söyler ve kilisenin karşısındaki avluda namaz kılmayı tercih eder. İşte Hz. Ömer Camii, tam o noktada. Eski Kent’te önemli kişilerin kabri bulunuyor. Bunlardan biri de Hz. Musa’nınki. Kudüs’ün 40 kilometre doğusunda. Selahaddin-i Eyyübi’nin Kudüs kuşatması sırasında tespit edilen ve Selahaddin’in savaşta ölen Müslüman askerlerinin de gömüldüğü bu yeri Hz. Musa’nın kabri olarak tanıyanlar, sadece Müslümanlar. Bu yüzden kabrin üstüne yapılan caminin adı Hz. Musa Camii.

Sodom ve Gomore kıyameti yaşamı
ş

Deniz seviyesinden 400 metre aşağıda bulunan Sodom ve Gomore şehirlerini yutan Lut Gölü, yani Ölüdeniz de enteresan. Eriha ve Lut kavminin helak olduğu iki kent, antik çağlarda bu gölün güneydoğusundaki el-Lisan Yarımadası’ndaymış. Dini öykülere göre Allah’ın ortadan kaldırdığı iki kentin kalıntıları bile, bilim adamları tarafından bulunabilmiş değil. Göldeki tuz seviyesi çok yüksek, bu yüzden yüzme bilmeyenin bile batması mümkün değil. Burası deniz seviyesinin altında kaldığı için daimi hava akımı yok. Bu da havasının neden o kadar kasvetli olduğunu açıklıyor. Hele Sodom ve Gomore’nin trajik hikayesini bilenler için ortam daha da kasvete bürünüyor. Salem, Yerusalim, Ursalem, Yebus, Sion, Ilya, Beytü’l- Makdis, Daru’s-Salem gibi isimlerle anılan Kudüs’teki ortak kutsal alanlar farklı dinlerdeki önem derecesi açısından birbiri ile çakışıyor. O kutsal alanlardan biri de Davut’un Şehri. Harem-i Şerif’in hemen dibindeki bu yer, Musevilere göre Kudüs’teki en eski yerleşim. Hz. Davut’un burayı M.Ö. 1000 yıllarında ele geçirdiğini ve Yahudi Krallığı’nın başkenti yaparak şehre adını verdiğini ifade ediyorlar. Hatta söylendiği kadarıyla Hz. Davut buraya gelirken Hz. Musa’ya indirilen On Emir’in yazılı olduğu iki tabletin bulunduğu ahit sandığını da beraberinde getirmiş. Bu inanıştan hareketle yıllardır bu topraklar kazılıyor. Günümüzde de kazılar devam ediyor. Bazı kısımları ışıklandırılmış kazı alanının bir bölümü ziyaretçilerin hoş vakit geçirebileceği bir botanik bahçesine çevrilmiş. Müslümanlar için ise bu arkeolojik kazılar, kutsal mekan Mescid’i Aksa’yı tehlikeye sokmak için özellikle yapılıyor.

BiLMENiZDE FAYDA VAR!

* Türk Hava Yolları’nın her gün Tel-Aviv’e seferi var. En fazla üç iş günü içinde İsrail’den vize alabiliyorsunuz. Ülkeye girişte sıkıntı yok ama çıkışta sıkı bir arama ve sorgudan geçiriliyorsunuz. Eşyalarınız didik didik aranıyor, Kudüs’te nereleri gezdiğiniz, Filistin’e geçip geçmediğiniz, kimlerle tanıştığınız soruluyor. İşlem uzun sürdüğü için uçağınızın hareket saatinden en az 3 saat önce havalimanında olmanız gerekiyor.

*Kudüs’te sürekli dini ritüellere şahit olmak ilk birkaç gün sizi şoka sokabilir. Bu şok ‘Kudüs sendromu’ olarak tıp literatürüne bile geçmiş. Bu sendroma yakalanmamak için gitmeden önce bilgi edinmeniz yeterli.

*Mescid-i Aksa ve Kubbetü-s Sahra genellikle Türkiye’de birbirine karıştırılır. İkisi de değerlidir ama altın kaplama kubbeli olanı Kubbetü-s Sahra. Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa ise onun tam karşısında.

*İsrail, kadınların askerlik yaptığı nadir ülkelerden. Kadınlar 2, erkekler 3 yıl askerlik yapıyor. Aynı ortamda. Dindar olanlar bunu istemediği zaman askerlik görevini sosyal hizmet şeklinde yapabiliyor.

*Kudüs’e Tel Aviv’den ulaşacaksınız. Şaşırmayın; Avrupa’da sesli okunmasına izin verilmeyen ezan, Tel-Aviv’de sesli okunur. Tabelalar da İngilizce, Arapça ve İbranice olmak üzere 3 dilde yazılı.

( 17.12.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )