Uç saatlerin değeri katlandı!

Cumartesi, 17 Ekim 2009 - 05:00

Bir önsezi değil ki, görüş meselesi sadece. Televizyonlarda uç saatler giderek değerleniyor. Geçen yıl başlayan gece programları rüzgarı; bu yıl sabah haber kuşaklarını da içine alarak fırtınaya dönüştü...

Benim Star’da yaptığım Uyan Türkiye dahil, bahsettiğim kuşakların reytingleri milyarlık dizilerle kapışıyor. Ve galip bizim kuşak çıkıyor...

Öyle değerli bir izleyiciye kavuştu ki hatta birilerinin ölü dediği saatler; mesela Fox’taki sabah haberleri beş parçaya bölünerek reyting listesine giriyor. Hani marifet olmasa da durumdan kaymak çıkarmak nedeniyle...

Gecelerin şenleneceğini de Saba Tümer hissettirmişti geçen sezon bize. Öyle oldu hakikaten. Bakın bu gece Okan Bayülgen haftanın üç gecesini kapsayacak Kral maratonuna çıkıyor...

Cumartesileri; Disko Kralı, pazarları; Medya Kralı, pazartesileri; Muhabbet Kralı olacak, Okan! Daha büyük krallığı görmedim ben...

Saba desen beş gün ekranda. HaberTürk arayı dört kadın moderatörle birden kapatmaya çalışıyor. Can Dündar sonrasına bir kuşağın hazırlığında NTV de...

Peki diğer büyük kanallar? Onlar milyarlık dizilerin dümen suyunda kürek sallamaya devam ediyor. Makine dairesi sular içinde; kürekler elde... Yanlış yoldalar topyekûn.Dedik ya, görüş meselesi sadece!

Felç yok mu felç?

Yakın çevremdeki herkes çarşamba akşamı çenesi iyice düşen Hayriye Hanım’ı kimin susturacağını sorup duruyor birbirine...

Yaprak Dökümü ailesinin çenesi düşük kaynanası neredeyse hikayenin bütün aktörlerini soğuttu kendinden...

Baksanıza Ali Rıza Bey kaçacak delik arıyor. Kızlar, Şevket, damatlar filan sürekli bir kelime faşizmi altında. Kaynana dırdırı diye bir şey varsa resmi Hayriye Hanım’ın ağzında...

Komik olan, artık sadece ailesi çekmiyor bu zulmü. İzleyici de perişan oldu. Yok mu senaristlerin mürekkebinde sadece ağza inen bir felç?

Bir süre sessiz kalırsa bu kadın, alıp başını gidecek hikaye. Söyledim herkesin adına; oh be!

Para da iyi şov da!

Sibel Can önümüzdeki haftadan itibaren Show TV’de yeni bir şov programına başlıyor. Hakikaten sıkı bir ekstra ücreti istemiş kanaldan; 60 bin TL. Veriyor Show TV...

Aslını söylemek gerekirse, geçen yıl TRT’de yaptığı iş az konuşulmadı ünlü şarkıcının. Ve bu kez Ferhat Göçer’in yerini alarak yürürlükte... Bu tarz paralar, prodüksiyonu da katarak bu programları orta çaplı bir dizi maliyetine getiriyor. Dilerim dönüşü de aynı çapta olmaz. Hayırlısı artık!

En büyük sihir televizyon...

Digitürk yeni uygulamasının tanıtımı için dünyanın en iyi medya sihirbazı olarak ünlenen Tony Chapek’i ülkemize getirdi... Modern zamanların illüzyonistini canlı izleme şansına eriştim ve mutlu oldum. Fikir, bu alemin en muzip isimlerinden Berna Kürekçi’ye aitti. Ve gösteri muhteşemdi...

Bir adam düşünün. Gövdesi karşınızda, eli ayağı ve bir benzeri ekran içinde. Sahnede birbirlerine su ikram ediyor, biri ekrana girip diğeri sahneye çıkıyor filan...

Televizyon ve sihirbaz teknolojisinin geldiği son nokta. Aynı adamı iki ayrı yerde başka tiplerle ve birbirine dokunarak izleyince anladım ki, ekran hakikaten kocaman bir büyü... İnternetten ya da uydudan bu adamı bulun bir şekilde. Ve gözlerinizin alıcısıyla oynamayın. Gördüklerinize inanamayacaksınız çünkü!

Nerede gülecektim?

Geniş Aile’nin (Kanal D) tekrarını izledim önceki gece. Kanaldaydım, zamanım vardı, girdim arşive. Dikkat çekici bir unsuru not düşmeliyim...

Mesela Avrupa Yakası’nın gülümseme hattında alıştırdığı kahkaha efektleri olmadan da gülünebiliyormuş meğerse...

Üç kelimenin ikisinde sıkı espri hızıyla gidip bir süre sonra neye güleceğini şaşırsa da insan, birilerinin “Bak burada gülmen gerekiyordu” dememesi Geniş Aile’yi, genişleyen izleyici tribünüyle iyice vazgeçilmez yapıyor...

Hâlâ izlemeyen kaldıysa diye not düşmek boynumun borcudur!

Huzurlu bir polisiye

Sözü not düşelim önce; “Anlamsız konuşup gümüş sahibi olmamış, sükutu tercih edip altına talip olmuş”. Şimdi bilinen haliyle düşelim satıra; “Söz gümüşse sükut altındır”...

Peki birinci telaffuzun sebebi ne olabilir; değişik olmak, “Bak hele şu laf cambazlarına” dedirtmek arzusu. Artık çok yaygın dizilerde. Kelime esprileri, kelimelerin yerini kaydırarak zengin anlam yükleme çabası filan. Tutuluyor da üstelik...

Aktardığımız cümle IV. Osman’a ait. STV’de ikinci bölümü oynadı ve ilginç bir şekilde dikkatimi çekiyor dizi. İlk bölüm meraktandı, peki bu ne?..

Açıklayayım; abartılı oyunculukları saymazsak, hikaye kendi içinde bir ritme sahip her bölümde. Ne Arka Sokaklar (Kanal D) kadar hareketli, ne de Kurtlar Vadisi (Star) kadar sıcak. Başka bir şey var. Belki uzun zamandır dizilerde aradığım sakinlik...

Ve belki bir polisiyenin içinde bile durup düşünebilme hali. Akıl cambazlığı ya da her neyse adı; IV. Osman’da var. Ah bir de katil daha ilk sahneden belli olmasa. Oyuncular şüpheli benim diye kameraya değil de diziye oynasa...