'Üç yıl hamallık ve amelelik yaptım'

'Çok Güzel Hareketler Bunlar'da doğallığı ve sıcaklığıyla sevgimizi, taklit ve rol yeteneğiyle de takdirimizi kazanan BKM Mutfak oyuncusu Metin Keçici'yi (37) yakından tanımaya var mısınız?

'Üç yıl hamallık ve amelelik yaptım'

ÖMER GÖREN

ogoren.aktuel@gmail.com

Giyim tarzından tutun da askerliğine, mum ışığında çocuklara piyes oynadığı dönemlerden Yılmaz Erdoğan’ın çağırmasını beklerken hamallık ve amelelikle geçen yıllarına kadar pek çok şey konuştuk.

- Kendinden bahseder misin?

31 Aralık 1975 Hakkari doğumluyum. Ertoşi aşiretine bağlı muhteşem bir anne ve babanın çocuğuyum. 5 kardeşiz. Hakkari Endüstri Meslek Lisesi Tesisat Bölümü mezunuyum. Hakkari’de tiyatro yapıyordum, 12 yıldır İstanbul’dayım.

- Nasıl bir öğrenciydin?

Hocaları çok iyi dinler, ders çalışmadan başarıyla geçerdim. Sınıfta, arka sıradaki arkadaşlarımın dersi anlamadığını düşünerek konuları tekrar ettirirdim. 5. sınıfta menenjite yakalandım ama çok şükür hiçbir iz kalmadı.

- Az önce söylediğin ilgimi çekti: Tiyatro mu yaptın? Hem de Hakkari’de?..

Okul dönemlerimde piyeslerde oynadım. Ailemde tiyatrocu yok aslında ama çok esprilidirler. 1980 ihtilali var ya... 1983’de sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu, bulduğumuz boş evlerde meyve sandıklarını oturak yapar, mum ışığında piyesler oynardık.

- Tiyatro ile tesisatçılık... Ne alaka?

Alet edevat kullanma hevesim vardı. Belki buluşum olur diye elektrikçi olmak istemiştim. Baktım olmuyor, istemeye istemeye, sırf okumamış adam olmamak için okudum. Ders çalışmadan da sınıf ikincisi olarak mezun oldum. Zaten bir şeyler başaracağıma çok emindim.

1987’de Yılmaz Köksal ‘Hazine Adası’ adlı oyunla Hakkari’ye geldi.11 yaşındaydım ama onların kurduğu sahneyi örnek alarak kendi bahçemde mahalleliye tiyatro gösterileri yapmaya başladım. Bir anlamda sokak tiyatrosu yaptım. Üstelik hocam ya da yol gösterenim yoktu.

‘Başçavuştan yediğim dayak’

- Yardım eden de mi olmadı?

Bir edebiyat hocası hikayelerimi senaryo haline getiriyordu. Yerel bir kanala da 60 dakikalık filmler çekiyordum. Finansmanını valilik, sosyal yardımlaşma bünyesi altında karşılıyordu. Bazen esnaftan para toplayarak idare ederdik. Üç validen de büyük yardım gördüm. Hiç kullanılmayan yerel tiyatro salonunu kullandırttılar mesela. Hatta beni askere 24 yaşımda, yani 4 yıl tecilli olarak gönderdiler. Gerçi, tiyatroya ‘paydos’ demem de askerde oldu.

- Nasıl?

Tugay komutanının yardımcısından, tiyatro yapmak için izin istemiştim. Başçavuş da kıskançlığından beni öyle bir dövdü, öyle bir dövdü ki anlatamam. Döverken de “Döv ama hayatın boyunca beni unutmayacak ve ıstırap çekeceksin” dedim. O andan itibaren de tiyatro yapmama kararı aldım. Yaratan bize zarar vermeye kıyamazken biz neden hırpanice birbirimize zarar veriyoruz ki?!!

- Kararında durdun mu?

Askerden döndükten sonra lokantamızın başına geçebilirdim. Ama para da bir zaman sonra tatmin etmiyor insanı. 2001’de babam “Nasıl istersen öyle yap” dedi, Hakkari’den 100 dolarla çıkıp İstanbul’a geldim.

- İstanbul’da neler yaşadın?

Üç yıl boyunca hamallık, barda komilik ve amelelik yaptım. Babam her telefonda “Harçlığın var mı?” diye soruyordu. “Var” diyordum. Hayatımı idame edemeyecek durumda kalırsam isteyeceğim harçlık, bilet param olur diye düşünüyordum.

‘Yılmaz Erdoğan’ı 3 sene bekledim’

- Yılmaz Erdoğan ile nasıl tanıştın?

Hakkari’ye geldiğinde iki sefer telefonla aramış, tiyatro konusunda bana yardım etmesini istemiştim. Günü geldiğinde beni arayacağını söylemişti. İstanbul’da onu buldum. Omzuma elini atarak benimle ilgileneceğini söyledi. “Sezon sonu” diye diye 3 sene bekledim. Beklerken de ‘Organize İşler’ adlı sinema filminde oynadım. 7 yıl önce BKM Mutfak derslerine çağırdı. Başta 64 kişiydik. Aldığımız eğitim iki konservatuara eşitti. Sonra sayımız 90 oldu. Ardından da 25 kişiye düştük.

- Niye sayınız azaldı?

Bir çoğu eğitim sürecinde sabredemediği için ayrıldı. Ayakta kalanlardan biri de bendim. Benim için “Yaratan bazılarımıza yetenek verir, Metin de doğuştan doğal, enteresan insanlardan biri” demişti. Bana “Sen bu işin adamısın” diyordu.

- Amacına ulaştın mı?

Amaç Yılmaz Erdoğan ise, evet. Ama oyunculukta hedef bu değil. Evrensel yaşama hizmet edecek bir şeyi bulamadım henüz. Dünyanın bozulmuş dengesine çare olacak buluşu arıyorum hâlâ.

- Kendini başarılı görüyor musun?

Kendimden beklediğim performansı hala görmedim. Daha doğrusu performansımı ortaya koyamadım. Ama biliyorum ki Yılmaz hoca benim için çok güzel şeyler hazırladı.

- Farklı kıyafetler giyiyorsun. Bu senin tarzın mı?

Çocukluğumdan beri nerede tuhaf bir kıyafet görsem hemen alıp giyerim. Hamallık yaparken de şık ve enteresan kıyafetler giyerdim. Çünkü bu, ruh halimle ilgili. İçimden gelen bir durum! Uyumsuzluğu uyumum yapmaya çalışıyorum.

- Para önemli mi?

Şu an kirada oturuyor, gıdım gıdım geçiniyorum. Ama güzel bir yerdeyim, çünkü kazandıklarımla Van depreminde zarar görenlere yardım ediyorum. Bu bana anlatılmaz bir haz veriyor.

'Gönül gözüm her zaman açık'

- Tiyatrocu olmasaydın ne olmak isterdin?

Ya arkeolog ya psikiyatr ya da uzay bilimcisi olurdum. Ama şu an dünyaları verseler beni tiyatro sahnesinden aşağıya indiremezler.

- Senin için hayatın sırrı ne?

Yaşadığına ve hayatın bütününün farkında olduğuna inanmak! Hayat; güzel bir macera! Tiyatro; maceranın bir parçası! Ailem; maceramın tümü! Bundan sonrası; maceraya devam!

- Maceracı mısın?

Kim değil ki! Bence çok özel şeyler bizleri bekliyor. Fetva günahtır ama hislerim ‘2013 yılı ve sonrasında inanılmaz, çok uçuk, güzel şeyler olacak’ diyor.

- Medyum musun yoksa?

Değilim. ‘Belki gönül gözüm açık’ diyebiliriz. Belki de zevkimize düşüp yaşamın güzel olan yanlarını göremiyoruz.

(03.11.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)