Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Uygunluğun değil aşkın peşinden gidin

Pazar, 14 Şubat 2010 - 05:00

Sevgililer Günü kimine manalı kimine manasız gelse de, bugün kutlanılan sembolün hayatımızdaki önemi tartışılmaz: Aşk! Hayatta başarılı bir aşk ilişkisinden daha tatmin edici kaç şey var ki? Akademik dünyanın ‘romantik aşkın tümüyle sosyal bir keşif’ olduğu iddiasının üzerinden çok zaman geçti... Bugün artık bilim de aşkı önemli bir durum olarak ele alıyor, inceliyor...
Harvard’lı ünlü psikolog Steven Pinker’ın da dediği gibi romantik aşk insanoğlu evriminin bir parçası oldu her zaman. Taze aşkın sergileyebileceği çılgın tabiat çoğumuza tanıdık... Manasız kıskançlıklar, saplantılı telefonlar, başkalarıyla ilişkiyi minimuma indirmek vs...
Peki son araştırmalar ışığında, günümüzün en önemli gelişme alanlarından teknoloji ne diyor acaba aşk hakkında?
Romantik aşkın cinsel arzudan tamamen bağımsız, biyolojik bir ihtiyaç olduğunu söylüyor teknoloji. Yapılan MRI beyin taramaları aşkın nöronal profilinin açlık, susuzluk ve uyuşturucu bağımlılığı ile benzer özellikler gösterdiğine dikkati çekiyor. İlişki derinleştikçe, romantik aşkla bağlantılı olan nöronal aktivite de değişim gösteriyor beynimizde. Şansın yaver gittiği durumlarda romantik aşk, beynin uzun vadeli bağlanmayla alakalı bölgelerine yerleşiyor. Şansın yaver gitmediği durumlar da var tabii. Aşkın yavaş yavaş kaybolmaya başlayıp yerini öfke, nefret, anksiyete, ve hatta bütün bu karmaşa içinde yerini çok daha büyük başka bir tutkuya bıraktığı durumlar...
Her şey yeniyken duygular çok yoğun oluyor ve zaman zaman kontrol dışı yaşanıyor. Mantıksızlık arıyorsanız yeni aşıklara bakın: Yemeden içmeden kesilenler, aniden şair olanlar, sevdiğini hatırlatıyor diye aynı şarkıyı günde 170 defa dinleyenler, sevdiği gidiyor diye sabah 6’da kalkıp spora gidenler... Hiç beklenmedik bir anda size cennetin kapılarını açan bu duygunun yine hiç beklenmedik bir anda yok olduğunu düşünün. Aniden yer ayaklarınızın altından kayıyor ve terk ediliyorsunuz. Düşmemeniz mümkün mü? Tabiiki hayır! İntihar etmekten, hayırsız sevgiliyi öldürmeye kadar çeşitli çılgınlık geçebiliyor bu durumda insanoğlunun aklından. Romantik aşk dürtüsü, en önemli dürtü olan yaşama dürtüsünden bile ağır basabiliyor yani zaman zaman...
Yapılan MRI çalışmalarında romantik aşkın iniş çıkışlarına bağlı olarak beyinde artan ve azalan bir kan akışı yaşandığı, ve bunun da nöronal aktiviteleri değiştirdiği tespit edilmiş. Beraberinde de beyin salgılarını değiştirdiği tabii... Massachusetts Genel Hastanesi araştırmacı doktorlarından Dr. Hans Breiter aşkın beyinde ödül ve nefret/hoşlanmama ihtiyaçlarımızı yönlendiren dopamine sistemine bağlı olduğunu söylüyor.
Yani aşk; yeme içme, ısınma ihtiyaçları ve uyuşturucu bağımlılığını kontrol eden beyin bölgesi tarafından kontrol ediliyor.
Ödül alma isteğimiz doğduğunda dopamine adlı bir kimyasal beynimizde aktif hale geliyor. Aynen yemek yeme ihtiyacımız doğduğunda veya sevilme ihtiyacı duyduğumuzda olduğu gibi.
Aşık olduğu sevgilisi tarafından terk edilenler üzerinde yapılan araştırmalar bu kişilerin aynen uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi bir çekilme yaşadığını gösteriyor. Aynen eroin tutsaklarının gerekli dozu bulamayınca kriz olarak bilinen eksiklik belirtilerini göstermeye başlaması gibi. Sinirlilik, öfke, gerginlik, şiddet, sersemlik, uykusuzluk vs... Araştırmalar aynı zamanda taze aşkın psikolojik olarak kişiyi dondurduğuna, aşık olunan kişinin fikir ve düşüncelerini absorbe ettiğimize, hobilerinden kullandığı ifade biçimlerine kadar taklit ettiğimize, ve buna paralel olarak kendimizden de pek çok şeyi paylaştığımıza dikkati çekiyor. Yani aşk ile kişilik değişimleri el ele yürüyor.

Doğru kişiyi bulmak işin sırrı:
Psikolog Steven Pinker “Genelde etrafınıza baktığınızda 10’luklar 10’luklarla evleniyor, 9’luklar 9’luklarla, 3’lükler de 3’lüklerle” diyor. Yani davul dengi dengine vuruyor... Alışverişe çıktığınızda da öyle olmuyor mu, elinizdeki para değerinde mal alabiliyorsunuz! Ama durun bir dakika, burada aksayan bir mantık var.
Etrafa baktığımızda süpermarket alışverişi mantığının sevgili bulma mantığına her zaman uymadığını görüyoruz. Tam her yönüyle kendinize mükemmel uyduğunu düşündüğünüz birini buluyorsunuz ama nedense arada yeterince kimyasal yakınlık olmuyor. Bir şeyler eksik kalıyor. Neden mi? Çok basit. Her iki tarafın da aynı şekilde düşünüyor ve hissediyor olması gerekiyor alışverişi bitirebilmek için. Mutlaka bir yerlerde bu dünya üzerinde bulabileceğimizin en iyisi yaşıyor.
En çekicisi, en zengini, en akıllısı, en tutkulusu ve size de evet diyecek biri tabii. Ama bu ideal aşkı bulabilmek için zaman var mı? Denemeye hazırsanız karar sizin ama unutmayın ki; bir ömür geçirip sonunda “Ben ne yaptım ya?” demeniz de mümkün! İşte bu nedenle de çoğumuz karşımıza çıkanlar içinden en iyisini seçiyoruz. Ve birlikte bir hayat kuruyoruz. Tabii o zaman da tehlike çanları çalmaya başlıyor. Büyük ihtimalle partneriniz de aynen sizin gibi düşünerek işe başlamıyor oluyor. “Bulabileceğimin en iyisi gibi görünüyor, o zaman ben bu fırsatı kaçırmayayım”... Ah bu mantık var ya...

Niye tehlike çanları?
Steven Pinker “Averajlar kanununa göre partnerlerden biri ilişki süresi içinde averajın üzerine çıkacak ve çıtasının tepesinde biriyle karşılaşacaktır da ondan!” diyor. Mükemmeli bulma peşinde biriyseniz hemen atlayıp hayatınızın George Cloony’sini veya Catherine Zeta-Jones’unu bulduğunuzu düşündüğünüz anda eskisini acil olarak bırakmak isteyeceksiniz. Bu hepimizin başına gelebilecek bir durum...

Uygunuz diye beraber olunmamalı!
Peki hepimiz bu riskle işe başladığımıza göre, karşımızdaki kişiye nasıl güveneceğiz ilişki kurarken? Bu konuda uzmanların en önemli tavsiyelerinden biri sizinle mantık veya uygunluk hesapları yaparak beraber olmaya kalkan biriyle yola çıkmamanız! Sizi siz olduğunuz için beğenen ve isteyen biri hedefiniz olmalı!
Duygusal reaksiyonlarını izleyin partner adayınızın. Duygusal reaksiyonları gerçek mi yoksa sahte mi? Karşınızdakinin duygusal verileri yukarıda bahsettiğimiz gibi kişinin beyninin kendi kontrolünün dışında olan bölümleri tarafından yönlendiriliyor olmalı. Kalp atışları, nefes alışlar, yüzün kızarması ve daha pek çok aşık partner belirtisinin var olması gerekiyor. Bütün bunlar tanıdık geliyor mu? O zaman size yeşil ışık yanmış demektir. Bol şans!