Vakko Moda Nakkaştepe'de!

a
a
Perşembe, 14 Ocak 2010 - 05:00

Bir kent büyüyor, dönüşüyor, ayak uydurma bazen sancılı, bazen muhteşem olabiliyor! İstanbul’dan bahsediyorum. Vakko’nun, holdinglerin yeni mekanı Nakkaştepe’de açtığı moda merkezini gezerken bütün o terkettikleri yerler de canlanıyor gözümde. Beyaz, büyük binasıyla İstiklal Caddesi’nin süsüydü Vakko, hatta Vakko’nun kurucusu Vitali Hakko da Beyoğlu’nu Güzelleştirme Derneği’nin en etkili üyelerinden. Caddenin yayalaştırılmasından sonra “Vakko müşterisi buraya gelmiyor” diye ayrıldı Beyoğlu’ndan, Nişantaşı’na gitti. Bakırköy’deki fabrika ise kentin orta yerinde kalmıştı, hatta içinden yol geçen fabrika olmak durumunda, şehir dışına çıktı, Esenyurt’a! Ama tasarımcılar yaratıcılık için sanayi bölgesini beğenmeyince bu kez gelinen yer Boğaz’ın tepesinde, koruların içinde Nakkaştepe oldu. Üstelik artık ne sadece bir iş yeri, ne tasarım merkezi, ne showroom. Konusundaki 25 bin kitaplık koleksiyonuyla Türkiye’nin tek örneği olma iddiasındaki kütüphanesi, 200 kişilik şık oditoryumu, koleksiyonlarının sergileneceği müzesi, ofisleri, showroomlarıyla ve en önemlisi, Cem Hakko’nun sevgilisi Power medyasıyla, bir merkez! Mimari tasarımını daha da uçsun diye bir Amerikan firmasına emanet etmişler, kübik formlar, siyah, ayna, cam ve tahtanın hakim olduğu yapı, bir süre sonra şeffaflığı ve yansımalarıyla kafa karıştırıyor ama güzelliğiyle de uçuruyor. Türkiye’nin ilk ve tek duvarları tamamen cam binasının camları ise bir Türk firmasından. Vakko Moda Merkezi’ni önemli yapan tabii ki aslında markanın Türkiye’nin en pahalı ve ama en kalitelisi olması. Krizde bile yüzde 5 büyüyen ve büyük yatırımlara (merkez 24 milyon dolara mal olmuş) imza atan Vakko, eşarp ve gömlekte bir vazgeçilmez. Kim Vakko paketinde gelen bir hediyeden etkilenmez ki? İşte resmi açılışı bugün yapılacak Nakkaştepe’deki yeni merkez de tıpkı Vakko’nun paketleri gibi şık ve hayal kurdurucu olmuş, içinden mutlaka güzel bir şey çıkacak hayali!

Pera’da katliam!

Cem Hakko’yla Beyoğlu’ndan ayrılmayı konuşurken bir başka gelişmeye de birlikte dertleniyoruz: Caddenin en güzel ve sembol yerlerinden biri olan Markiz Pastanesi’nin şimdiki kullanım biçimini. Bir zamanlar oto galerisi olacak diye dertlendiğimiz yer, bugün fastfood yemek merkezi! Bakıldığında içerideki canım vitraylarının görüldüğü vitrinde bugün 1.5 liraya çorba, 3 liraya tavuk ilanları var! Beyoğlu’nda ucuz çorba satacak yer mi kalmadı? Ve aynı şirket, caddenin bir başka simgesi olan tam karşısındaki MudoPera’yı da tahliye etmek istiyormuş. Herhalde orada da kokoreç satacak! Kadir Topbaş ve Ahmet Misbah Demircan buraya bu kadar emek verdikten sonra rant uğruna bozulmasına niye ses çıkarmıyor merak ediyorum. Dönüşüm kimi zaman da sancılı oluyor derken kastettiğim bu.