Vedalaşma işkencesi

Pazartesi, 19 Kasım 2012 - 10:27

Bu aralar telefonda vedalaşmalara taktım…

Milletçe telefonda bir türlü vedalaşamıyoruz…

Ne konuşulacaksa konuşuluyor, bir şekilde diyalogun sonuna geliniyor değil mi?

“Hoşça kal” de, kapatıver işte…

Elin oğlu “Bye” diyor, kapatıyor..

Yok, kapanmıyor bizim telefonlar bir türlü…

Çünkü bitmiyor veda faslı cümleleri…

Kısaca vedalaşırsak karşı tarafa ayıp olur diye mi düşünüyoruz artık, ben değil karşı taraf kapatsın mı istiyoruz, yoksa vedaları çok mu seviyoruz bilmiyorum…

Bir de cümleler hep üst üste biniyor...

Üst üste bindikçe, her iki taraf da yeni bir şey söyleme ihtiyacı hissediyor haliyle...

Yeni bir söz demek, karşı tarafın da buna cevap vermesi demek oluyor...

Aşık atışması gibi mübarek…

Örnek bir diyalog mu istiyorsunuz…

Buyurun size bir veda işkencesi!

-Tamam canım, haydi görüşmek üzere…

-Tamam canım görüşürüz…

-Öpüyorum seni..

-Ben de seni öpüyorum..

-Görüşürüz, kendine iyi bak..

- Sen de..

-Öpüyorum…

-Ben de..

-X’e çok selam  söyle..

-Tamam söylerim, sen de Y’ye çok selam söyle…

-Söylerim, söylerim..

-Haydi öptüm..

-Ben de öptüm...

-Görüşürüz…

-Görüşürüz...

-Öptüm…

-Ben de ben de…

-Haydi byee..

-Byee…

Ne kadar uzun, ne kadar gereksiz değil mi?

Daha yazarken içim sıkıldı…

Karar verdim; artık telefon görüşmelerimi “Hoşça kal, görüşürüz” deyip kapatacağım…

Şimdiden eşime, dostuma söyleyeyim de gücenmesin kimse…

***

İstanbul Hatıra Parası

Girişimci zekâya sahip insanları seviyorum…

Hele bir de bunu kısa sürede nakde çevirenlerin hikâyesini dinlemeye bayılıyorum…

İşte onlardan biri daha: Bora Acar.

Asıl mesleği organizasyon yöneticiliği…

Yıllarca büyük organizasyon firmalarında çalışmış, yetenekli bir genç…

Geçen Şubat ayında bir gün, Yerebatan Sarnıcı’nın çıkışında bir kadın turist görüyor Bora Acar...

Kadın, yanındaki küçük kızı için işletmeci tarafından çıkışa yerleştirilen otomattan lastik top almak için cebelleşiyor…

Son derece sıradan, üzerinde alacalı desenler olan bir top…

İstanbul’da yapılan en büyük sarnıçta satılan topun basitliğini görünce içinden, “Bari üzerine Medusa’nın kafasını bassaydınız yahu” diyerek söyleniyor…

Ve o an aklına bir fikir geliyor: İstanbul hatıra parası!

Üzerinde Galata Kulesi, Kız Kulesi, Sultanahmet Camii ve Ayasofya Müzesi olan hatıra paraları…

Hemen gidip tasarımlarını yaptırıyor, parasal değeri olmayan hatıra paralarını bastırıp turistik yerlerde, mağazalara pazarlıyor…

Böylece ülkesine giderken hatıra olarak ne götüreceğini düşünen turistleri üzerinde Kız Kulesi olan buzdolabı magneti ve kupa klişesinden kurtarıp alternatif yaratıyor…

Bravo Bora Acar…