Vehbi Koç'tan Başbakan'a ve Kılıçdaroğlu'na 2 nasihat

a
a
Pazartesi, 22 Kasım 2010 - 03:00

İşadamı, rahmetli Vehbi Koç’un öğütleri arasında şu iki nasihatini hiç unutmam. Veciz sözlerini "Hatıralarım, Görüşlerim, Öğütlerim" adlı kitapta toplayan Koç, doğum artışları ile ilgili olarak ‘kaliteli nüfus’ derdi. Türkiye Aile Sağlığı Planlaması Vakfı’nı da kuran işadamı, amaçlarının milli gelir artışı ile nüfus oranı arasında denge kurarak, sağlıklı ve iyi eğitim görmüş nesillerin yetişmesindeki hizmetlerini açıklıyor, ailelerin bakıp eğitebileceği sayıda çocuğa sahip olmalarının altını çiziyordu. Herkese ‘3 çocuk ısrarındaki’ Başbakan Erdoğan’a duyurulur.

Rahmetlinin bir diğer önerisi de bir konuda karara varmadan
ya da bir durumla ilgili bir şey söylemeden önce üzerinden1 gün geçmesini, 24 saat beklenmesini söylerdi. Ki geri dönmek zorunda kalınmasın. Bu da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na iletilir.

BBC Objektifliği ve Salih Memecan

Bu bağlamda Salih Memecan’ın, Kılıçdaroğlu’nun ‘dün, dündür, bugün de bugün’ tarzı, o günlerde MYK ve teşkilatla tam bir uyum içinde olamamaktan kaynaklanan görüntüsünü, karikatürize etmesine gelelim.

Öncelikle bir sanatçının tabii ki bir dünyaya bakışı, bir siyasal duruşu vardır, olmalıdır, olmak zorundadır da. Ancak sırf perspektifinize uymuyor diye karşıta dair doğruyu, gerçeği, mantıklı olanı göz ardı etmeniz de sanatçı duyarlılığınızla çelişir. Aynı şekilde gördüğünüz bir yanlışı, bir tersliliği, bir çelişkiyi ortaya koymak yerine, siyasi yaklaşımınızdan dolayı kamufle etmeye çalışıyorsanız da ‘BBC objektifliği’ diye bilinen kıstasla da ters düşüyor, kayırıcılık yapıyorsunuz demektir. Eleştirel yaklaşımınız da bu yanlı davranışınız, objektifliğinizi, inandırıcılığınızı sarsacaktır.


Espri, geçmişle anı buluşturan köprü

Mizah malum olduğu üzere bir çelişkiyi, bir tekrarı, bir ani değişimi, bir insan zaafını ortaya koymada, zekâyı, kimi anlık, kimi durumsal bir zamanlamayla birleştirip ortaya koymaktır. Ya da hafızaya alınmış bir geçmişle, o anı buluşturan, birleştiren bir köprüdür espri… Belki de mizahta başarı, ironiyi, alegoriyi kullanmaktan geçiyor. Bir konuda aklınıza gelen ilk espri çoğunlukla hamdır, onu işlemek, türevini almak, bir ya da iki takma attırmak gerekir. Bu açıdan Salih’in, Kılıçdaroğlu karikatürü’nün esprisi, taklası attırılmamış, bir ya da iki ileriye götürülememiş, ham halde çizgilendirilmiş. Daha doğrusu kişiyi espri yapmaya iten nedenin ta kendisi. ‘Kıvırtma’ diye nitelendirilen durumu ortaya koyacak bir espri yok ki karikatürde. Yoksa eşinin AKP milletvekili olması, kendisinin Başbakan’a yakın olması beni ilgilendirmiyor açıkçası.

Lisan-ı münasiptir latife

Kılıçdaroğlu’nun bu iki arada bir derede ifadelerini karikatürize etmek için 9 Ağustos 2010 tarihli yazımızda, bütün siyasi partileri bir otobüs şirketine benzeterek (dikkatinizi çekerim hepsini!!!)  “…‘Daroğlu Seyahat’ gibi de sürekli şerit değiştirmiyor” demişiz. Yani ortada bir objektivite ve lisan-ı münasip var. Skalayı çok geniş tutup, görüntüye kritize edecek kim giriyorsa, çekinmeden, acabaya düşmeden onun altını çizebilecek samimiyette bir dürüstlük düsturu gerekli. Bugünün Türkiye şartlarında (Birçok şey aşılmış olmasına rağmen) Salih’in Kılıçdaroğlu karikatürü, mizahın bir kullanım şekli olan ‘grotesk’ (kaba) unsur içermesidir. Benim burada üzerinde durduğum esprinin primitif kalması, geliştirilememiş olması. Yoksa cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, ana muhalefet lideri, genelkurmay başkanı, Yargıtay’ı, Danıştay’ı benim, senin, onun, hepimizin üst düzey hizmetkârı, başka bir ayrıcalıklı özellikleri yok.


Demirel de aynı şekilde çizildi

Diğer ülkelerdeki liderlerle ilgili çizilen karikatürlerin kompozisyonlarına bir bakın? Merkel’i de dansöz yaptılar, Amerika’nın bağırsağından çıkardılar. Sarkozy’yi eşcinsel ilişkide gösterdiler. Putin’i kadın yaptılar. Berlusconi için karikatüre gerek yok zaten. Genç kızları kucağına oturtur, objektiflere yakalanır, ceza makbuzunu arabanın camı ile silecekler arasına sıkıştırmak için eğilen kadın trafikçinin arkasından ileri geri hareket yaparak kameralara bakar. Toplumların espri anlayışı değişkenlik gösterse de ortak paydalar değişmez.

Süleyman Demirel de aynı şekilde çizildi. Baba tınmadı bile. Ne Musa Kart’ın kedili karikatürü, ne de Salih’in dansöz bandı hakaret içermiyor. Kılıçdaroğlu’nun Salih’e dava açmaması da büyük bir olgunluktur.

Mizah her delikten geçer


Hangi dönemde olursa olsun iktidar sahipleri ve bu erke talip muhalefetler, şunu iyi bilmelidirler ki, mizahın, karikatürün önüne geçilemez. En ufak bir müdahalede, mizah ve hiciv kendini ifade etmek de yeni bir yol, yöntem bulur. Mizah, her delikten geçer.

Demokrat olmanın ilk şartı, herkese kulak vermek, eleştirileri sabırla dinlemek, hakkında yapılan espriyi, çizgiyi hazmedip, diğerleri gibi gülüp geçmek, hatta kişide ‘sense of humour (mizah sezgisi, yetisi) varsa da şayet, karikatür dergilerine ‘havale’ etmeden, karşılığını ‘pat’ diye vermektir.