Virüs çiftliğe de bulaştı!

Çarşamba, 16 Aralık 2009 - 20:39

Eyvah. Diziler arasında bulaşıcı bir hastalık belirdi. Önce Aşk-ı Memnu’da gördük bu virüsü. Adnan Bey kendisiyle cinsel temasa girmeyen hanımı Bihter’e saldırıvermişti. Açlık artık adamcağızın nasıl başına vurduysa?.. O haline çok üzülmüştüm Adnan Ziyagil’in. Para var ama tık yok. Yazık. Daha yasımı tamamlamadan aynı virüsten mustarip olan Muzaffer Bey’i görmeyeyim mi; ah canım... Evet, Hanımın Çiftliği’nde de (Kanal D) bir açlık oluşmuş durumda. Ve fragmanlardan anladığım kadarıyla o açlık başa vurmuş. Adam duvara tırmanmadan önce son bir tehdit savuruyor Güllü’ye... Nasıl olacak bu haller? Allah bu dizi zenginlerine her şeyi bir arada vermiyor anlaşılan. Ya da para veriyor ama en hayati kaynağı kurutuyor anlaşılan. Ne dersiniz?

Peki masa neden 1 ton çekiyor?

Benim Kocam Bir Melek (Show TV), yayınlandığı sabah saati itibarıyla iki ara bir derede kalan programlardan birisi. Üstelik yayıncı kanalın tüm gün izlenmesi iç açıcı değilken hâlâ yayınlanıyor olması da başka bir yazı konusu olsun... Dün sabah titrek bir ev sahibi olan adamımız, rakiplerinin eşlerini beş çayında ağırlıyor. Bir erkeğin yapabileceklerinin resmi gibi bir masa hazırlıyor... Akşam yemeği için hazırlanmış masada beş çayı içiliyor anlayacağınız. Aslında içilemiyor desek daha doğru. Çünkü misafir hanımlar ikramdan pek mutsuz... Artık kektir, börektir ne varsa kötüleyip duruyorlar. Ay ben yiyemeyeceğim diyen mi ararsın, yoksa ben hayatta hamur işi yemem diyen mi?.. Masanın ağırlığına bakıyorum. En az 1 ton. Yani yengelerin hiçbiri sıfır beden filan değiller. O zaman soruyorum; “Ah benim ablam, onu yemiyorsun, bunu kullanmıyorsun, peki o göbeği nasıl yapıyorsun?”.. Türk misafir geleneğini alabora eden bu türden “buldumcukları” Allah açlıkla ıslah etsin desem çok mu ağır kaçar?..

Milletçe televizyoncuyuz!

O kadar başkalaşan bir toplum olduk ki. Hele bir kamerayı karşımızda bulmayalım; giriyoruz havaya... Uzun süredir dedektifçilik oynayan kadın kuşaklarını izliyorum. Konular kenar mahallelerden seçiliyor, konuklar da öyle. Artık köylere kadar girenleri var. Can evimize yani... Neyse. Suç ve Ceza’da (Star TV) kızı eşi tarafından alıkonulan kadın dert yanıyor Serap Ezgü’ye. İtham edilen eşin ailesi de stüdyoda. Biri delleniyor o an. Kalkıp sağ tarafındaki kameraya saydırmaya başlıyor... Stüdyodaki konuk kadın, artık kimse; “Yanlış kameraya bakıyon, buraya konuşacennn” diye uyarıyor adamımızı. O da dönüp, o cenahtan devam ediyor saydırmaya...

Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak diyordu Warhol. Ama sanırım, o 15 dakika için böyle bir uzmanlığı ön görmüyordu. Ağabeylerim, ablalarım televizyonu çözmüşler, okeye dönüyorlar baksanıza...

Sabiha Akdemir'e ne oldu?

TRT’nin en iyi kuşak programı Günbegün’dü. Hâlâ öyle. Ama bir eksikle; Sabiha Akdemir. Dikkatli gözler uzun bir süredir programda olmadığını anlamışlardır ünlü sunucunun... Peki nereye gittiğini kimse biliyor mu? Hayır. Mesut Yar, üşenmedi araştırdı. Sabiha bir süredir hasta olduğu için yayına çıkamıyor. Bu kötü haberdi. Şimdi iyi haber; iyileştiğini duydum geçmiş olsun... Şimdi de Sabiha’nın da buradan öğreneceği bomba haberi girelim; bundan böyle Günbegün’ü başkası sunacak. Hatta sunuyor bile... Bir süredir Okan Karacan götürüyordu yayını. Geçen hafta da yanına türkücü Özgür Eren’i monte ettiler. İkisi sallan yuvarlan götürüyorlar programı. Götürmeye devam da edecekler... Peki TRT’nin hakikaten gururu sayılabilecek Sabiha’nın durumu ne olacak? Başta Sabiha Akdemir olmak üzere yine herkes bu köşeden okuyacak o kısmı da. Az sonra...

Müzik sözü yutuyor...

Aziz dede uzun bir süreden beri şikayetlerini geri çekmişti. Ama içindeki “eleştirmen” yine hortladı. Onu bu kez diziler hortlattı. Daha doğrusu dizilerin fon müzikleri... Şunu başlarken söylemeliyim; hakikaten birinci sınıf dizi müzikleri yapılıyor artık. Her zaman olduğu gibi Toygar Işıklı’yı başa koyuyorum. Ezel ve Samanyolu ile çok başka bir boyuttadır artık. Fakat... İşte burası çok can sıkıcı. Montajı yapan arkadaşlar da müziğin bu sihirli etkisine kapılıyor olmalı ki, mix aletinde abanıyorlar fona. Ne oluyor; oyuncuların konuştukları anlaşılmıyor... Hele ki, Aziz dedenin duyma zorluğu çeken hanımı için işler iyice zıvanadan çıkıyor. O zaman ne yapmalı; mix işinden anlayan arkadaşları ses masasına oturtup dizileri zulüm hattından çıkarmalı. İzleyici kaçmadan, müziğin albenisini de kaçırmadan hem de...

Kameralar ne işe yarar?

Arka Sokaklar’da (Kanal D) Engin komisere tuzak kuruluyor. Sirkeci Garı’ndaki kiralık kasaya Ecmel komiser tarafından 100 bin euro bırakılıyor. Kirli para orada bulununca da Engin komiseri kodese atıyorlar... Olayın bir tuzak olduğunu ortaya çıkarmak için Rıza babanın ekibi var gücüyle çalışıyor. En olmadık yerlere bakıyorlar. Bir yer hariç; Sirkeci Garı’nın güvenlik odası... Bilirsiniz, gardır terminaldir bunlar, bilmem kaç yüz kamerayla kesintisiz izlenen yerler. Hele ki bu alanlarda bulunan kiralık kasa mahalleri iki misli gözlem altında... Bizim cingöz polislerin aklına kamera kayıtlarına bakmak hiç gelmiyor. Baksalar suçlu kabak gibi ortada. Ah benim güzel okurum; bilmiyorum neden ama olmuyor bir türlü, olamıyor!