'Vogue Türkiye'nin Paris açılımı süperdi

a
a
Cumartesi, 13 Mart 2010 - 05:00

‘Moda bir din olsaydı, Vogue kutsal kitap olurdu.’ Bütün moda çevrelerinde bu benzetme bilinir ve de kullanılır. Çünkü Vogue, akımları ve modayı takip etmez. Yaratır... Hatta Fransızca’da ‘En Vogue’ diye bir tabir bile vardır. ‘Modaya uygun, şık giyinmiş’ olanlar için kullanılır. Sanırım, Vogue’un moda dünyası içindeki yerini ve önemini anlatabildim. Anavatanı Amerika olan Vogue, dünyanın dört bir yanında yerel olarak hazırlanıyor ve hazırlandığı ülkenin lisanında yayınlanıyor. Vogue’un, Türkiye haklarını Ferit Şahenk’in patronu olduğu Doğuş Grubu aldı. Türkiye Vogue’un ilk sayısı Mart’ta çıktı. Derginin tanıtım daveti modanın kalbi Paris’te yapıldı. Çoğunluğu basın mensubu 100 kadar konuk 6 Mart Cumartesi günü THY’ye ait özel uçakla İstanbul’dan, Paris’e geldi. Konuklar, başkentin seçkin oteli ‘George V-Four Seasons’da iki gün ağırlandı. İlk akşam, yemek için Paris’in ünlü caddesi Champs Elysees’ye komşu, ‘Le Laurent’ adlı lokanta kapatılmıştı. Akla şu soru gelebilir: Konuklar ‘En Vogue’ muydu? Ne yazık ki hayır! Erkekler alışılagelmiş biçimde giyinmişti. Klasik ve sıradan... Kadınlar ise her zamanki gibi siyah kıyafetlere gark olmuştu. Yoldan geçen bir Parisli’yi çevirip lokantaya soksaydınız ve “Burada Vogue’un daveti var. Bunlar da konuklar” deseydiniz asla inanmazdı. Çünkü Vogue deyince bir Fransız’ın aklına gelen ilk kelimeler moda ve şıklık olur. Neyse... Türkiye’deki gelenek Paris’te de bozulmadı. Laurent’da basın mensupları kaynaşmak yerine öbekleşmeyi tercih etti. Masalarda ikili, üçlü gruplar halinde sağa-sola bakarak bol bol fiskos yapan vardı. Yine de ev sahiplerinin çabalarıyla canlı ve samimi bir ortam yaratıldı. En azından benim için öyle oldu. Masamda modacı Bahar Korçan ile eşi vardı. Eşi, Bahar Hanım’dan 12 yaş küçükmüş. Harika, uyumlu, çok tatlı bir karı-koca. Doğuş Dergi Grubu Danışmanı Ali Kiremitçioğlu ve NTV Genel Müdürü Cem Aydın da bizim masadaydı. NTV de Doğuş kuruluşu. Dolayısıyla Cem Aydın ve Ali Kiremitçioğlu ev sahibiydi ve bunun gereğini de harika bir şekilde yerine getirdiler.

ÇAĞLAYAN'IN DEFİLESİ BENDE HAYAL KIRIKILIĞI YARATTI

Vogue Türkiye’nin ekibi ‘En Vogue’ kızlardan oluşuyor. Klasik olarak, bunun bol bol esprisi yapılıyor. Patron Ferit Şahenk gülüyor ve “Ekibe erkek alınmasını öneriyorum” diyor. Vogue Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç çok donanımlı, yerini hak eden bir isim. Güzel ve candan... Ayrıca çok da şıktı. İlk akşam yemekte Gamze Saraçoğlu, ikinci akşam partide Hakan Yıldırım tasarımları giydi. Çok doğru bir tavır. Yükselen Türk modası desteklenmeli. Bunu da en iyi yapacak kişi Vogue’un genel yayın yönetmenidir.

Organizasyon kusursuzdu. Laurent’daki yemek sonra Paris’in seçkin gece kulüplerinde yerler ayırtılmıştı. İsteyen Maxime’s’e, isteyen Montana’ya, isteyen Le Baron’a gitti. Ben Maxime’s’deki gruptaydım. Her dönem moda olan Maxime’s, Concorde meydanının hemen yanıbaşında. Lokanta ve gece kulübü olarak çalışan mekanın sahibi 1981 yılından beri ünlü Fransız modacı Pierre Cardin.

Pazar öğlen Vogue Türkiye’nin misafirleri Kıbrıslı modacı Hüseyin Çağlayan’ın defilesine davetliydi. Beyler defileye pek ilgi göstermedi. İsabet de oldu, zaten yer yoktu. Vogue Türkiye’nin adına ayrılmış 80 koltuk vardı. Türk konukların bir bölümü hayatlarında ilk kez defileye gelmiş... Sinema seyredecekmiş gibi bekliyorlar, defile söylenen saatte başlamadı diye yakınıyorlardı. Paris’te ‘Moda Haftası’ vardı. Ünlü ve önemli konuklar bir defileden diğerine koşturdukları için saatler hep sarkar. Defilenin sahibi olan modacı, kendisi için önem taşıyan konuklar gelmeden defileyi başlatmaz. 30-45 dakikalık gecikmeler hep bundandır ve herkes de bunu çok iyi bilir.

Kıbrıslı Hüseyin Çağlayan ‘Türk modası’nın dünyadaki en güçlü temsilcisi. Adı marka olmuş durumda. Hüseyin Çağlayan’ın Paris’teki defilesi, New York’tan başlayan ve diğer eyaletlere devam eden bir yolculuğu anlatıyordu... Konu ‘Amerika’ olunca koleksiyon da sade ve spordu. Belli ki çoğu modaevi gibi Hüseyin Çağlayan da krize bağlı olarak bütçe kesintisi yaşamış. Biz Hüseyin Çağlayan defilelerinde şaşırtıcı koleksiyonlar ve şovlar görmeye alışkınız. Dolayısıyla bu sıradan koleksiyon en azından bende, had safhada hayal kırıklığı yarattı. Sevemedim. Ayrıca mankenlerin podyumda pamuklu çorap ve spor ayakkabılarla gezmesi fazla Amerikanvari bir hava yaydı. Paris’in, ‘İlle de estetik, ille de şıklık’ inancına çok uzaktı.

Defileden sonra Vogue Türkiye’nin akşamki davetine kadar boş zaman vardı. Ben Sonia Rykiel’in defilesine yetişmek üzere ayrıldım. Diğer misafirler seçkin semt Saint Germain’deki kafelere yetişmek üzere koşturdular...

Geceki davet Concorde meydanındaki ünlü ve tarihi otel Crillon’daydı. Biz gittiğimizde içerisi sakindi, Türk misafirler ağırlıktaydı. Çünkü ‘Paris Moda Haftası’ kapsamındaki günün son defilesi henüz bitmemişti. Yabancı basın mensupları Givenchy defilesindeydi. İki saat içerisinde defilelerin bitişiyle salon doluverdi. Geceye en az 900 konuk katılmış. Paris için olağanüstü bir rakam, olağanüstü bir ilgi. Eee, işin içinde Vogue var. Onların davet ettiği yere gelmeyecek modacı, manken mevcut mu acaba? Bence yoktur. Vogue ile ilişkileri iyi tutmak modacılar için çoook önemlidir.

ANNA WİNTOUR 10 DAKİKA KALDI

Dünyada üç Vogue moda üzerinde söz sahibi: Fransız Vogue’u, Amerikan Vogue’u, İtalyan Vogue’u. Vogue Türkiye’nin davetinde hem Fransız Vogue’un Genel Yayın Yönetmeni Carine Roitfeld hem de Amerikan Vogue’un Genel Yayın Yönetmeni Anna Wintour vardı. Herkes Anna Wintour’un davette kısa süre kalmasını yadırgadı... Kendileriyle dans etmesini mi bekliyorlardı acaba? Hanımefendinin, ‘Anna Wintour Taktiği’ olarak ün yapmış bir tarzı var. Partilere gelir, ev sahibine ve tanıdığı konuklara selam verir ve mekandan hemen ayrılır. Önemli olan Anna Wintour’un içeride ne kadar kaldığı değil, davete katılıp katılmadığıdır. Fransız Vogue Genel Yayın Yönetmeni Carine Roitfeld ve Fransız Vogue Moda Editörü Emmanuelle Alt da davete uğrayıp aynı taktikle çıktılar. Belki Anna Wintour’dan 10 dakika daha fazla kalmışlardır. Daha önceden tanıdığım Carine Roitfeld ile bir ara karşılaştık. “Türkiye Vogue’u nasıl buldunuz?” soruma “Şöyle bir hızlıca bakabildim. Güzel olmuşa benziyor” dedi. Bir de sağolsun, çizmelerime iltifat etti.

Vogue Türkiye’nin ilk sayısının kapağında Jessica Stam var. Jessica’nın kapakta giydiği Giles elbisenin aynısı konuklardan birinin üstündeydi. Ama maalesef Jessica Stam’de durduğu gibi durmamıştı. Buna rağmen konuk bayağı ilgi topladı. Bütün gece 1000 kişiye yaklaşan davetli sayısının topu topu 100 tanesi Türk’tü. Peki Türk konuklar şık mıydı? Maalesef hayır! Neredeyse kimse bu özel gece için hazırlanmamıştı. Öyle sıradan, öyle gelişi güzel gelenler vardı ki vallahi çok şaşırdım.

BÜTÜN EMEKLERE DEĞDİ

Tanınan modellerden Lindsay Lohan, Jessica Stam, Karolina Kurkova, tasarımcılardan Roberto Cavalli, Olivier Theyskens, Ricardo Tisci, Delfina Delletrez Fendi ve Mathew Williamson da davetteydi. Hatta Mathew Williamson’un, Seda Domaniç’le fotoğrafı ertesi gün İngiliz basınında çıktı. ‘Seda Domaniç’in kırmızı elbisesi ‘Hakaan’ ‘marka’ diye de yazıldı. Ne hoş. Türk modası için artı bir puan. Türk modacılardan Hüseyin Çağlayan, Atıl Kutoğlu, Emel Kurhan, Bahar Korçan, Ayşe-Ece Ege davette gözüme çarpanlardı. Bahar Korçan, artık moda tasarımcıları derneğine ‘Haute Couture’ (Yüksek Dikiş) kategorisinin de eklendiğini söyledi.

Fotoğrafçılardan Mario Testino ve Mert Alaş & Marcus Piggott da davete geldi. Uzun lafın kısası; konuklar moda dünyasının tanınmış simalarıydı. Daha da iyi olabilir miydi? Belki olabilirdi. Mesela bir Karl Lagerfeld’i gözüm aradı. Modanın şu anki duayeni o çünkü. Moda dünyasından bu kadar önemli ismin katıldığı davetin sonunda Doğuş’un patronu Ferit Şahenk, Doğuş Medya Grubu Başkanı Erman Yerdelen, Doğuş Dergi Grubu Genel Yönetmeni Neyyire Özkan ve Doğuş Grubu Bölüm Başkanı Levent Veziroğlu yorgunlardı ama mutlu görünüyorlardı. Yaratılan hava ve yapılan tanıtım tüm emeklere değmişti. Duyduğuma göre; tanıtımın bir benzeri de Nisan’da İstanbul’da yapılacakmış. Şık ve görkemli olacağına eminim. Dilerim konuklar ‘En Vogue’ olmak için şimdiden hazırlanmaya başlarlar. Hotel Crillon’daki davet gece yarısından sonraya kadar sürdü. Hızını alamayanlar mumu gece kulübü Montana’da söndürdüler. Misafirler ise ertesi gün 8 Mart’ta Paris’ten ayrıldı. Ben Paris’te yaşadığım için uçakta yapılan ‘gezinin değerlendirmesi’ sohbetinden mahrum kaldım... Dünyada bir tane Paris, Türkiye’de de bir tane Vogue var. Ne Paris’siz, ne de Vogue’suz kalalım...

5