Washington Ermeni ve PKK kartlarını açabilir

Cumartesi, 12 Haziran 2010 - 05:00

Dış politika yönetiminde öyle bir resim var ki karşımızda, Ankara’dan baktığınızda başka, Washington’dan baktığınızda başka görünüyor.
Önce Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’dan bakalım:
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki sadık müttefik Türkiye, istikamet değiştirmiş durumda. Amerika’nın can düşmanlarıyla saf tutmuş. Hamas’a arka çıkıyor, Batı’da katliamlar yapmakla suçlanan ve dünyada neredeyse hiçbir yere seyahat edemeyen Sudan liderine kucak açıyor, İran’la da kol kola hareket ediyor, İsrail ile savaş havasından çıkmamış Suriye lideri Beşar Esad neredeyse her ay bir vesileyle Türkiye’de... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Amerika’nın bölgedeki en yakın müttefiki İsrail’i en sert ifadelerle tehdit ediyor, hizaya getirmeye çalışıyor...
Başkan Barack Obama’nın bütün istek ve baskılarına rağmen, Ermenistan protokolleri neredeyse askıda. Türkiye, imzalanan protokollerde olmamasına rağmen Azerbaycan ile ilişkilerini gerekçe göstererek Dağlık Karabağ’ın işgalinin sona ermesi şartını koşuyor. Yakın zamanda Ankara ile Erivan arasında bu sorunların aşılma ihtimali yok gibi...

Obama büyük baskı altında

Ankara’dan bakıldığında ise bambaşka şeyler görünüyor:
Türkiye, bölgesinde refahın ve istikrarın sağlanması için öne çıkan bir ülke konumunda. Suriye’den Afganistan’a, Somali’den Bosna Hersek’e kadar sorunlu ne kadar bölge varsa elini uzatmaya çalışıyor. Afganistan ve Irak gibi hâlâ çatışmaların yaşandığı coğrafyalarda barışın hakim olabilmesi için elinden geleni yapıyor. Amerika’nın Irak’ta yaptıklarını İran’da tekrarlamaması için diplomasiyi sonuna kadar zorluyor. İsrail’in tek taraflı, baskıcı ve aşırı güç kullanımına dayalı politikalarını durdurmaya, dengelemeye çalışıyor. Sadece Ortadoğu ve Arap ülkeleriyle değil Rusya’yla da sınırları kaldırmak yönünde adımlar atıyor. Suriye ve Sudan’ı izolasyondan kurtarmak ve uluslararası topluma kazandırmak için politikalar geliştiriyor..
Nereden bakarsak bakalım değişmeyecek bazı gerçekler var karşımızda. Türk Amerikan ilişkileri belki de tarihin en bunalımlı günlerini yaşıyor. İçine düşülen kriz 1 Mart tezkeresinden bile daha derin... Türkiye’nin mutlaka cezalandırılması gerektiğini düşünen bir grup Obama’ya büyük baskı yapmaya başladı bile. Türkiye’nin eş zamanlı olarak İsrail ile ilişkilerinin bozulmasını diğer taraftan BM’de İran lehinde kullandığı oyu öne çıkaran Amerikan medyası büyük bir taarruza geçti. Karşımızda bu baskıyı derinleştirebilecek Musevi ve Ermeni lobileri var. Türkiye’nin attığı adımların hayal kırıklığı yarattığını hem Beyaz Saray hem de Dışişleri Bakanlığı açıklamalarında okuduk. Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates de benzer görüşler dile getirdi.
Bu tepki kabarmasının sonunda Amerikan yönetiminin hem PKK konusundaki tutumunu değiştirmesi hem de Ermeni tasarısını önlemekten vazgeçmesi söz konusu. Eğer Obama baskılara direnemez ve Türkiye politikalarını kökünden gözden geçirmeye kalkarsa içinde bulunduğumuz bölge iyiden iyiye karışacak demektir.

CHP’de Haluk Koç ekibini kuruyor

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) bir an önce dış politikada bir vizyon ortaya koyması ve güçlü bir ekiple yola çıkması gerektiğini yazmıştım. CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç aradı. Türkiye’nin beyefendi siyasetçilerinden biri olan Koç, önümüzdeki dönemde partinin dış politikasının “Ortak Akıl Platformu” tarafından yürütüleceğini, kendisi ile birlikte Gülsün Bilgehan’ın da bu süreçte koordinasyonu üstleneceğini anlattı. Tek bir kişinin öne çıkmasını iyi bir fikir olarak görmediğini dile getiren Haluk Koç gençlerin katkısını çok önemsediğini söyledi. ODTÜ ve Bilkent gibi üniversitelerde uluslararası ilişkilere meraklı gençleri partiye davet ettiklerini söyleyen Haluk Koç, bu gençleri siyasete daha hazır hale getirmek için dünyanın farklı ülkelerine göndereceklerini vurguladı.
Pek az kişi Haluk Koç’un tıp doktoru olduğunu bilir. Ankara Üniversitesi’ni dereceyle bitiren ve aynı üniversitede profesör olan Haluk Koç, Galatasaray Lisesi mezunu. CHP’de öne çıkan pek çok isim gibi o da geçmişte Deniz Baykal’ın hışmına uğramıştı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki CHP’de onun adını daha sık duyacağız.