Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Washington'da Türk kazanı kaynıyor...

Salı, 08 Haziran 2010 - 05:00

Washington’daki havayı merak ettim. Biz burada heyecanlarımızla baş başa yaşarken, oralarda ne deniyor, merak ettim. Yönetimde görevi olan veya yönetime yakın isimlerle konuştuğum gibi, Türkiye’ye dostça yaklaşan gözlemcilerin de görüşünü aldım. Ankara’da görev yapan bir önceki Büyükelçi Ross Wilson ile İstanbul’da buluştuk. Hemen tümünün, Türk-ABD ilişkileri hakkında görüş veren, rapor veya makale yazan kişiler olduğunu ve hemen tamamının da Başbakan Erdoğan’ı birçok politikalarından dolayı açıkça desteklediğini söylemeliyim. Kimlerle konuştuğumu özellikle açıklamak istedim ki, yanda bulacağınız değerlendirmelerin AK Parti muhalifi Amerikan çevrelerinden değil, tam aksine AK Parti yanlısı çevrelerden geldiği anlaşılsın, yani kasıtlı yayıldığı izlenimi edinilmesin.

Washington’daki hava çok ağır. Washington Post gazetesindeki son başyazı, bunun çok açık işaretiyle doluydu. Şimdiye kadar olmadık derecede ağır bir eleştiri içeriyordu ve Türk-ABD ilişkilerinin tehlikeli bir yola girdiğini gösteriyordu.

Tekrar ediyorum, amacım bir resim çekmek.

Konuştuğum kişilerde de aynı havayı buldum.

Müsaade edin, adlarını vermeden (zira kendilerinden izin almadım) farklı kişilerin söylediklerinden en çarpıcı olan cümleleri aynen yansıtayım, kararı siz verin. 

“...Burada büyük bir şaşkınlık var. İsrail’in yaptığının tam bir aptallık olduğu konusunda herkes mutabık, ancak asıl üstünde durulan, Türkiye’nin ölçüyü kaçırmaya başladığı, aşırı tepki verdiği şeklinde... Hele Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bu olayı 11 Eylül ile karşılaştırması, insanları şoke etti... Beyaz Saray ve Dışişleri’nde acayip bir kızgınlık var... Önce İran sorunu vardı, şimdi de üstüne İsrail gelince, Türkiye’ye ne oluyor, soruları sorulmaya başlandı. Yakında İran konusunda BM’de (Birleşmiş Milletler) oylama var. Anlaşılan Türkiye ret oyu kullanacak ve bu defa tepki daha da artacak...”

- “...Diğer gemilerle aynı şeyler yaşanmadı. Türk gemisinin sahipleri (İHH) sırf çatışma çıkması için oraya gittikleri izlenimi verdiler. Öylesine sert bir tutuma girdiler ve oraya adeta cihat adına, şehit olmak için gittiklerini gösterdiler ki, bu durum Washington’u şoke etti... Bu, insani yardım değil, İslami yardımdı... Türkiye burada şu anda yapayalnız durumda...”

‘Yahudi lobisi çarkları dönmeye başladı...’

 - “...Yahudi lobisinin çarkları Türkiye için dönmeye başladı. Kıyma makinesine sokma aşamasındalar. Durum dramatik. İşin kötüsü, lobi, Başkan Obama’yı beceriksizlikle ve Türkiye’ye gereğinden fazla prim vermekle suçluyor. Yahudi lobisini kimse durduramaz. Ankara, Obama’yı adeta bir tercih yapmaya zorluyor. Göreceksiniz, bir süre sonra, Obama kendini kurtarmak için Türkiye’ye ters düşme pahasına sırtını dönecektir...”

 - “...Amerika çok pragmatik bir ülkedir. Bu kavgalar yaşanır ve bir süre sonra, eğer durum değişirse tekrar başlanan noktaya dönülür...”

‘Durumu yumuşatmak isterseniz biraz susun...’

- “...Eğer Washington’daki bu havanın daha da dramatik boyutlara gitmesi önlenmek isteniyorsa, hemen yapılması gereken şey, Başbakan’ın, İsrail’i yerden yere vuran heyecanlı konuşmaları bırakması, gösterilerin yaygınlaşmasını önlemektir. Bırakın bir süre sessiz kalınsın. Yani havayı soğutalım. Ancak bu da yetmez, İsrail lobisini tatmin etmez, zira ortada bir İran sorunu var. BM’deki oylama tuz biber ekecektir... Ancak bir süre sonra, İsrail ile siyasi bir temas kurulur ve diyalog başlatılırsa, o zaman Washington’daki havanın kötüleşmesi önlenebilir. Orta vade de kara bulutlar dağılır. Aksi halde, eğer Ankara bu olayı iç politikada seçimlere kadar kullanır, İran oylamasında da ret oyu verirse, o zaman ilişkiler en kötü dönemine girer...”

Washington’daki hava böyle... Tercih bizlere ait. Dikkat edecek olursanız, İsrail’e pek hak veren yok, ancak kuşku ve kaygılar Türkiye’deki tutum değişikliğinden kaynaklanıyor. Şaşkınlık yaşanıyor.

GÜLEN DE TÜRKİYE’Yİ UYARMAYA ÇALIŞIYOR...

Fethullah Gülen’in geçen hafta Wall Street Journal’a verdiği demeç bir bomba gibi düştü ve büyük bir şaşkınlık yarattı. Herkes kendine göre bir yorum yaptı.

Kimine göre, Gülen Amerikalılara şirin gözükmek için böyle hareket etmişti.

Kimine göre, çok uzun süredir uzakta kaldığı için durumu değerlendiremiyordu.

Gülen’e yakın çevrelerin de kafaları karışık olacak ki, onlarda da biraz panik havası vardı. Söyleşinin ne anlama geldiğini yorumlamaya çalıştılar. Tanıdık TV ve medyacıları arayıp, açıklamanın fazla büyütülmemesini istediler.

Ben, Gülen’in öyle kolayca şunu bunu memnun etmek için böylesine duyarlı bir konuda konuşacağına hiç inanmayanlardandım. Ne zaman ki, Washington’un nabzını tuttum ve daha da önemlisi Bülent Arınç’ın iki konuşmasını izledim, durum kafamda netleşti.

Sözlerini şöyle yorumladım: Gülen, açıkça Türkiye’yi uyarıyor. Milli Görüş ile böyle bir sürece girilmesine karşı çıkıyor. Zira, İHH’yi radikal İslam bir hareket olarak görüyor ve insani yardım diye yola çıkılıp, işi İslami yardıma dönüştürmenin, Türkiye’ye büyük zarar vereceğine inanıyor. Gülen, bu yaklaşımında AK Parti’ye karşı bir tutum getirmiyor. Sadece İHH’nin tutumunu eleştiriyor. Bu tip adımların devam etmesinin Türkiye’nin Amerika ve İsrail ile ilişkilerinin kesilmesine kadar gidebileceği uyarısında bulunuyor. Durumun ne kadar tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor. Adeta “Bu adamlar ülkenin başını belaya sokacak, durdurun şunları” der gibiydi...

Arınç, Gülen’e neden hak veriyor?..

Gülen’in bu çıkışı önce Erdoğan’a muhalefetmiş gibi algılandı, ancak kısa sürede durum netleşti. Bu netleşmenin en önemli işareti de, Arınç’ın cuma günü “Hoca efendi doğruyu gösteriyor” demesiydi. Ancak, olayın neresini doğru bulduğunu söylemedi. Ardından, pazar günü KanalTürk’teki söyleşisinde, ilk sözlerini açınca, ne demek istediği daha iyi anlaşıldı. Arınç çok ince bir çizgi sürdürdü.

İHH’yi eleştirmedi. Ambargonun zorlanmasını doğru buldu. İsrail’i sert şekilde eleştirdi.

Ancak, Fethullah Gülen’in sözlerini değerlendirirken, İHH’ye “yeter artık” mesajını da, verdi. Konuşmalarının satır aralarında ben şu yaklaşımı hissettim:

Zorlamayın.

Abartmayın.

Yapacağınızı yaptınız. Aferin, bravo. Ancak yeter. Yeni gemiler yollamayın. İsrail’i zorlamanın da bir sınırı vardır. Yine böyle bir konvoy yapar ve aynı tepkiyle karşılaşırsanız, buna yanıt veremeyebiliriz. Ülkeyi böyle bir zora sokmayın...

Ben böyle okudum, bilmem doğru muyum?