Yabancılar için İMKB cazip mi?

Cuma, 20 Ağustos 2010 - 05:00

Türkiye borsası (İMKB), daha önce paralel seyir izlediği Dow Jones ve benzeri Batı borsalarından daha iyi bir performans gösteriyor...

Dow Jones’un 10.000 düzeyine indiği dönemlerde normalde İMKB 100 Endeksi 50.000’lere kadar gerilerdi. Ancak, birkaç aydır bakıyoruz, bizim borsa her türlü olumsuzluğa karşı iyi direniyor, 55.000 düzeyinin altına inmiyor.

Borsanın alacağı yol

Bu yazıyı bir tavsiye olarak görmeyin. Belki önümüzdeki aylarda dış ya da iç gelişmelere göre gerileyebilir, onu tahmin etmek zor.

Ancak, benim dikkat çekmek istediğim, borsanın gücü ve bu gücü veren yabancıların bakışı...

Yabancılar, bazen bize, bizden daha fazla güvenip, paralarını yönlendiriyorlar. Bunu yaparken, ülkenin geleceğine ve şirketlerin değerlerine bakıyorlar.

İzlediğim kadarıyla yabancıların borsaları değerlendirirken baktıkları bir gösterge de ‘piyasa değerinin’ GSMH’ya (gayrisafi milli hasıla) oranı... Böylece borsadaki şirketlerin toplam yaratılan gelir içindeki payına bakarken, diğer yandan da büyüme sonrasında bu rakamın nereye gideceğini tahmin etmeye çalışıyorlar.

Sayfada bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülke borsalarının piyasa değerlerinin, GSMH’ya oranlarını görüyorsunuz... Listenin ilk sıralarında doğal olarak Batı ülkeleri var. Alt sıralarda ise gelişmekte olan ekonomiler... Türkiye, ağustos sonu İMKB değeri ve 2009 sonu milli gelir hesabıyla, orta sıralarda yer alıyor. Ancak, eğer IMF’nin tahmini doğru çıkar ve ekonomi yıl sonunda yüzde 6 büyürse, oran yüzde 35’ler düzeyine gerileyecek.

Endonezya’ya dikkat!

Gelişmiş ülkelerin yüzde 100’lük oranlarına baktığınızda, Türkiye borsasının gideceği çok yerin olduğu görülüyor. Galiba yabancıları çeken faktörlerden biri de bu... Tabii, ülkenin potansiyeli ve büyüme beklentileriyle birlikte... Bu tablonun en altında yer alan Endonezya’nın borsasının son 6 ayda gösterdiği yüzde 20’ye yakın performans da sözünü ettiğimiz hesabın gerçekçi olduğunu gösteriyor.

Şirket satın almaların önündeki iki engel
Türkiye’de şirket satın alıp büyümek isteyen çok sayıda yerli ve yabancı var.

Konuştuğum yönetici ve işadamlarından biliyorum... Sektörlerinde belli bir yer edinen, üretim ve kapasiteleriyle dikkati çeken KOBİ (küçük ve orta boy işletme) ölçeğinde epey şirket de faaliyet gösteriyor.

Bu şirketler belli bir büyüklüğe geldikten sonra büyüme sıkıntısı çekiyorlar... Ya kendi kaynaklarıyla büyüyecekler ya ortak alacaklar ya da satıp, başka bir işe girecekler...

Ortak gerekçeler var

Daha önce ‘girişim sermayesi’ şirketlerinin yöneticileriyle satın alarak büyümek isteyen birkaç patron ve CEO’dan (icra başkanı) dinlediğim hikayelerinin benzerini, dün bir CEO’dan daha duydum. Yabancı bir şirket, Türkiye’de satın alarak büyümek istiyor... Şimdiye kadar 10’a yakın şirkete ziyaret yapıp, 3-4’üne aktif teklif vermişler. Hepsinde aynı ve benim daha önce çok defa şahit olduğum manzara ile karşılaşmışlar. Satın alınmak istenen şirketin patronlarından gelen ortak yanıt şu oluyor: “Bu şirket benim kızım gibi... Onu nasıl satarım?”

Örneğin, 75 yaşına gelmiş bir şirketin patronu, uluslararası düzeyde hesaplanan değerin yüzde 30 üzerindeki bir bedeli bile, ‘Gözüm arkada kalır’ diyerek satmıyor. Üstelik çocuklarının şirkete ilgisizliğine rağmen...

‘Sonra ne yaparım?’

Yine aynı yöneticiden dinledim. 80 yaşındaki KOBİ sahibi, yapılan teklife, “Bütün ömrüm bu şirket... Sattıktan sonra ne yaparım” diyerek olumsuz yanıt veriyor. Türkiye’de şirket satın alma ve birleşmelerinin önündeki en büyük engellerden biri, ‘Patronun şirket aşkı’ ise diğeri de ‘değer biçilememesidir.’

Ben ille “Girişimciler şirketlerini satmalıdırlar” demiyorum. Ama her girişimcinin, kurduğu ve büyüttüğü şirketi için bir gelecek planlaması ve strateji belirlemesi gerekiyor. Bazen belli bir büyüklükten sonra çıkmak ya da yön verecek ortak almak, en iyisidir. Öbür türlü, 3 ve 4’üncü kuşaklardan sonra yok olan şirketler arasına, yeni birilerinin eklenmesini önlemek mümkün olmayabilir.

İş dünyasının ‘Evet’, ‘Hayır’ analizi
Birkaç hafta önce Ekonomist dergisi için CEO’lar arasında anket yapmıştık. Soru şu idi: ‘Referandumdan sizce ne sonuç çıkar?’ Birkaç yüz kişinin katıldığı anketi cevaplayanların yüzde 61.9’u, ‘Evet’ çıkacağını söyledi.

Bu anketten sonra epey işadamı ve CEO ile konuştum. Ayrıca, okurdan farklı olarak ankete kimin ne yönde oy kullandığını da biliyorum.

Referanduma çok az bir süre varken, bu cephedeki gözlemlerimi, iş dünyasını gruplara ayırarak paylaşmak istiyorum:

Bana göre 7 tip var

1. İstanbul’un köklü grupları: Gördüğüm kadarıyla ağırlıklı olarak ‘Hayır’ verecekler. TÜSİAD benzeri bir görüşe sahipler. Bazıları ‘Evet’ çıkacak ama ‘Hayır’ veriyoruz görüşünü dile getiriyorlar.
2. Büyük grup/şirket yöneticileri: Burada da ağırlık ‘Hayır’dan yana. Büyük banka ve benzeri kurumların yöneticileri bu kapsamda yer alıyor.
3. Anadolu Kaplanları: Tamamına yakını ‘Evet’ çıkacağını düşünüyor ve ‘Evet’ vereceğini söylüyor.
4. Batı Anadolu Kaplanları: İzmir, Antalya, Aydın, Bursa gibi bölgelerde, ‘Kaplanlar’ arasında ‘Hayır’ diyecekler olduğunu biliyorum.
5. Son yıllarda yükselenler: Son 10 yılın yükselen grup ve şirketlerinde ‘Evet’ ağırlığı var. Zaten basına yansıyan açıklamalardan da bunu görüyoruz.
6. Muhafazakar gruplar: MÜSİAD, Anadolu Aslanları İşadamları Derneği ve Tuskon gibi iş örgütlerinin temsil ettiği şirket/gruplarda hiç tartışmasız ‘Evet’ oyu kullanılacak.
7. İstanbul’un orta düzey yöneticileri: ‘Hayır’ diyeceklerin ağırlığı var. Ancak, bu gruptakiler arasında, ‘Hayır’ diyoruz ama ‘Evet’ çıkar algısı da epey yüksek.