Mehmet Coşkundeniz Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Yağmur yağar, hayat durur

Pazar, 13 Eylül 2009 - 14:45

Ne zamandır beklediğin randevudur bu.
Bu randevuyu koparmak için akla karayı
seçmişsindir. Nihayet sana “Evet” demiştir,
“Buluşabiliriz...” Senden mutlusu yoktur artık.
O beklediğin an gelmiştir. Öyle ki; o andan
sonra hayatın bambaşka bir şekle bürünecektir.
Gelecekle ilgili planların o randevuya bağlıdır.
Çok uzun zamandır hissetmediğin duyguları
sana yeniden yaşatmaya başlayan o insana
içini dökeceksindir. Duygularını bütün
çıplaklığıyla anlatacaksındır. Ve zaten epeydir
o da bunun farkındadır. Randevuya “Evet”
diyerek aslında sana o ışığı yakmıştır. Yani,
her şeye başlamak için sadece son bir adım
kalmıştır. Bu randevu, işte o son adımdır.

***

Buluşacağın yeri özenle seçersin. Sakin
bir yer olmasına dikkat edersin çünkü söyleyecek
çok şeyin vardır, duyulmasını istersin.
Burası, senin daha önceden bildiğin
bir yerdir. Kötü bir sürpriz yaşanmaması için,
onu bildiğin yere götüreceksindir. Ne yemek
ısmarlayacağını bile kafanda kurarsın.
Hatta orayı tanıdığını belli etmek için “Buranın
en güzel yemeği şudur” diyeceksindir.
Giyeceklerini de özenle seçersin. Geçersin
dolabın karşısına, saatlerce bakarsın. Bir yandan
abartılı olmamaya özen gösterirsin ama aynı
zamanda şık da olmak gerektiğini bilirsin.
Ütüsü yoksa ütülersin, üzerinde leke var mı
yok mu diye dakikalarca bakıp kontrol edersin.

***

Müthiş bir heyecanla uzanırsın yatağa.
Bir an önce sabah olmasını, sonra akşam
olmasını istersin. O andan sonra tüm
dakikaları, randevunun önündeki engeller
olarak görürsün. Her dakika geçtikçe, bir
engelden daha kurtulduğunu hissedersin.
Tabii ki uyuyamazsın, yatakta dönüp durursun.
Sana “Evet” diyeceğinden emin olsan da
o küçük ihtimal aklını kurcalar durur.
Ya birden “Hayır, arkadaş kalalım”
derse ne yapacaksın? Bu fikir aklına gelince
yataktan kalkıp evin içinde dolanır durursun.
Yarı uyur, yarı uyanık, sabahı edersin.

***

İşte o büyük gün gelmiştir. Kalkıp duşa
girersin, duştan çıkıp dünyada ne olup bittiğini
öğrenmek için televizyonu açarsın. Gördüğüne
inanamazsın. İstanbul selden boğulmuştur.
Hiçbir yere gidilecek gibi değildir. Hemen
telefonu alıp ona telefon etmek istersin ama
telefon hatları da çökmüştür ve ulaşamazsın.
“Ne olacak şimdi? Buluşabilecek miyiz?”
diye düşünürsün. Cevabını bulamazsın. Yağmur
yağmaya, sular akmaya, ve bu kentin yöneticileri
sadece camdan bakmaya devam etmektedir.
Sen de onlar gibi camdan bakıp lanet edersin.
“Adam gibi yöneticilerin yönettiği, bir
kentte otursaydım, yağmur da yağsa
kimse randevusunu ertelemezdi” dersin.
Ve yeniden bir randevu koparabilmek için
umut edersin. Elinden gelen de sadece budur...