Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Yahşi Batı, kimi memnun edecek?

Pazar, 03 Ocak 2010 - 05:00

Yanılıp filmin Kanyon’daki galasına gittim! Bir semt pazarı kalabalığı. Herkes davetiyesini birine vermiş, arada bir çıkan kanapaler kapanın elinde kalıyor. 9 salonda birden film gösterilecek. Kapılar açılınca altına hücum yaşanıyor. Tesadüfen Cem Yılmaz’ı fuayede gördüm. Klonlanamayacağına göre bir salonda konuşmuş tabii. Kendi kendime burada ne işim var diye homurdanırken film başladı. Cem Yılmaz, prodüksiyona iyi para harcıyor. Kostüm, mekan tasarımı iyi. Oyuncular, Demet Evgar dışında onun bildik kadrosu, bildik mimikleri, bildik oyunları. Espriler, Türk insanını güldürmek için malum espriler. Bir kısmını ise ben hiç anlamıyorum: mizah anlayışım dibe mi vurdu? Oğluma sormaktan bir hal oluyorum, niye Kızılkaya dedi? “Taksim’deki hamburgerci anne!” Niye burada güldünüz? “Of aman anne, poposundan mızıka çıkardı. Sonra da çaldı ya.” Buna mı güldünüz? Neyse. Ben sahnedeki Cem Yılmaz’a çok gülüyorum. Hatta reklamlardaki Cem Yılmaz’a kopuyorum! Niye sinemadaki Cem Yılmaz beni güldürmüyor ya da tatmin etmiyor? Senaryo zayıf. İki Osmanlı’nın Kaşıkçı Elması’nı yüklenip Amerika’ya götürmesi etrafında gelişen öykü, aslında bir çift çizmeyi alıcıya kakalamak için uydurulmuş bir masal ama ne o yiyor, ne biz! Sinema ekip işi. Mizah ciddi ve zor bir iş. Bunu en iyi Cem bilmez mi? O manasız kovboy filmi atmosferinin bize tek kazandırdığı Demet Evgar! Amerikan sinemasında kovboy filmlerinin ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda Japonlar da bir kovboy filmi çekmiş. Film gösterime girmiş, seyirci gülmekten donuna ediyor! Film bitmiş, alkış kıyamet, bravo, böyle güzel komedi izlememiştik diye, yönetmen kızgın, çünkü o komedi çekmemiş ki! Ama mesela, kovboy bara girerken Japon usülü çizmelerini çıkarıyor! Bizimki kovboy filmini de kovboy filmi gibi çekince gülünecek şey de kalmamış. Yine de gişesi iyi olacaktır.

Genç seyirciye yeni soluk
Adının “Pornografi” olması başka çağrışımlar mı yapıyor da geliyorlar desem, değil; çoğu belli bir entelektüel çizgide. Çok mu okudular, duydular desem değil, öyle çok da tanıtımı yapılmadı. Böyle bir tiyatro için, en etkilisi fısıltı gazetesi. Belli ki herkes birbirine çok etkilendiğini söylüyor. Ve hepi topu elli kişilik oturma yeri olan tiyatroda 45 liralık biletler üç hafta önce tükeniyor! Tiyatro dot ve Mars Entertainment’ın ortaklığıyla kurulan “dotMARSta”, Maçka G-Mall'de yer bulmuş kendine. Son gittiğim oyun, “6 haftada dans dersi”nin seyirci yaş ortalaması hayli yüksekti. Burada ise hayli düşük. Genç ve entel seyirci artık insanın içine dokunsa da, bulvar komedisi istemiyor, ama bu “sert” oyuna ise koşa koşa geliyor! Yönetmen Murat Daltaban’ın sahneye koyduğu İngiliz yazar Simon Stephens'ın oyunu Pornografi, Londra’da geçen ama herhangi bir metropol insanının kendini bulabildiği bir oyun. 8 kişilik kadronun tümünü bir dizi ya da filmden tanıyoruz, hepsi ekran ve sinemanın ünlüleri: Hatice Aslan, İpek Bilgin, Emre Yetim, Berrak Kuş, Cemil Büyükdöğerli, Umut Kurt, Gizem Erdem ve Hakan Meriçliler. Küçücük sahnede yönetmenin başarısı oyuncularını fazla hareket ettirmeden seyirciyi de oyunun içine alarak, arka planda ise sürekli olay görüntüleri yansıtarak oyunun içeriğiyle bağlantı kurmak. Oyun bittiğinde herkes çok etkilenmiş görünüyor: oyuncuların performansından, oyunun mesajlarından, tiyatronun yeni biçiminden. Ve eminim ki onlar da çevrelerine gidin görün diyecekler! Öyle muhteşem değil ama, küçük, çarpıcı, özel ve güncel. Yani tam günümüz metropol insanına göre.